2.04.2013

AŞKBOOK-8


SORUNLARI MASAYA YATIRMA ŞEKLİ...

Bir sorunu masaya yatırmanın en güzel yolu bence, BUNU SORUN TARTIŞMIYORKEN yapmaktır.

Tartışma dediğimiz şey aslında iki kişinin egolarının sidik yarıştırmasından başka hiçbir şey değildir. Ve hocam Darel'in bu konuda çok felsefi ve derin bir yorumu vardır.

-Sidik yarışını kim kazanırsa kazansın, iki tarafında paçaları çiş içinde kalır.

Biz nasıl zaman zaman kendi egomuzun etkisi ile istemediğimiz davranışlarda bulunabiliyorsak, aynı şey karşımızdaki insan içinde geçerli. Eğer tartışma anında bir saniye için durup 'Aa bak egosu nasıl kontrolü ele aldı. Canım yaa bütün çocukluğunda yaşadıkları şu an kendini gösteriyor' diyebilirseniz ve kendi cümleleriniz arasına beş saniyelik bir süre koyabilirseniz, bakın birdenbire nasıl yumuşak bir yere doğru gidiyorsunuz. Aynı televizyon kanallarının canlı yayınlarını, birkaç saniye geç vermeleri gibi. Yani tampon süre.

Kendinizin ya da sevgilinizin egosunu nasıl anlayabilirsiniz?

Çok kolay. Bir an durup tartışmaya bir bakın. Eğer konunun içeriğinde kimin HAKLI veya HAKSIZ olduğu tartışıyorsa, bilin ki egolar sidik yarıştırıyor demektir. 'Haklı olmak' egomuzun bayıldığı bir şeydir.

Diyelim karşınızdaki veya siz kendinizi bu durumda yakaladınız. Hemen durun dediğimde hep şu soru ile karşılaşıyorum; iyi duralım ama NASIL? o an herifin boğazını sıkı veresim geliyor.' tamam halısınız bende aynı şekilde hissediyordum. Çok basit bir kuralı anlayınca, tartışmanın ortasında durabilmek daha kolay hale geldi.

-Zaten bu tartışma sırasında bir şey çözemeyeceksiniz.

Bugüne kadar KAVGA ANINDA çözebildiğiniz bir tane bile sorununuz oldu mu? Hayır kesinlikle olmadı. O zaman ne kadar gereksiz bir şey yaptığınızı anlayıp durma fırsatınız olabiliyor. Fırsatı değerlendirmek ise tamamen size kalmış.

Diyelim tartışmayı durdurmayı becerdiniz. Tamam bugünlük olayı halledemedik ama en azından olayı daha da kötüye gitmesini önlemiş olduk. Şimdi gelelim KONUŞMA faslına.

'Aman olay nasılsa kapandı, boş ver şimdi yeniden vır vır dır dır yapmayalım' zihniyeti ile edle edebileceğiniz tek şey, olayı daha ileride YENİDEN yaşamak olacaktır. Çünkü olan tek şey egoların uykuya dalması, konu aslında kapanmadı. Elbette vır vır dır dır yapmayın, konuyu konuşun. Konuşurken AYNI tartışmayı yeniden başlatmak sorunu yine çözmeyecektir. Onun yerine sadece yaşadığımız sorun konusunda neler hissettiğinizi paylaşın.

Ben size bir örnek vereyim, siz buradan yola çıkarak kendi sorunlarınıza bunu uygulayın.

Diyelim ikinizde çelışıyorsunuz. Son derece yoğun iş hayatınız var ve şu aralar sizi rahatsız eden aramızda tartışmalar çıkmasına yol açan konu ev işleri. Hikaye bu ya, sevgiliniz, eşiniz size ev işlerinde hiç yardım etmiyor. Ve biliyoruz ki ev işleri kadının görevi falan değil. Daha doğrusu şaçma bir sebepten dolayı eskiden öyleyniş. Artık değişmesini zamanı geldi AMA adam bir kalas bu konuda. Muhtemelen bugüne kadar şu klasik yöntemleri denediniz.

-Rica ettiniz.
-Duygusal baskı uyguladınız.
-Surat astınız.
-Siz de ev işlerini yapmadınız ve ev ahıra döndü.
-Çemkirdiniz.
-Kavga ettiniz.
-Anasına şikayet ettiniz.
-Arkadaşlarınızla sevgilinizi çekiştirdiniz.

Ve sorun hala devam ediyor. Çünkü ya ev işlerini yaparken sinirli bir şekilde bunları ifade ettiniz, ya da ertesi sabah kahvaltı sofrasına cehennem azabına çevirdiniz. Ve doğal olarak, siz de sinirli olduğunuz için, hep saldırıda bulundunuz.

Gelin alt yazılarla, hiç farkında bile olmadan karşınızdakine nasıl saldırabildiğinizi izleyelim.

-Necati şu bulaşıklara bir yardım etsen eline mi yapışır?

Alt yazı: Elbette eline yapışmayacağını ikimizde biliyoruz. Ama sen o kadar öküz çıktın ki, abartmalar kullanmazsam anlamıyorsun.

Hiç kimsenin egosu böyle bir alt yazı karşısında sakin durmayacaktır haberiniz olsun. Paçaları sıvayın çünkü yarış başlamak üzere...

-Ayy bıktım artık. İşe git milletin ağız kokusunu çek, eve gel ev işi yap. Sen ofisinde rahat rahat otur, eve gel yemeğin önünde hazır.! Ohhh gel keyfim gel..

Alt yazı: Sen sefa yap ve ben senin yüzünden bu kadar acı cekeyim. Bunların hepsi senin suçun.

Hiç kimsenin egosu SUÇLAMAYI sevmez.

Eldivenleri takın maç başlıyor.

-Bana bak ben senin annen değilim.

Alt yazı: Sen hala beş yaşında bir çocuksun.

Eğer gerçekten kavga etmek istiyorsanız yukarıda ki cümleyi mutlaka kullanın. Kesin işe yarayacaktır. Hiç bir ego, olduğundan daha geride bir yerde görüldüğünü duymak istemez.

Örnekleri sabaha kadar çoğalta bilirim ama sanırım olayı anladınız. En azından şimdilik eşinize altyazılarla nasıl saldırdığınızı anladınız. Gelelim bunun çözümüne. Herhangi bir sorunu masaya yatırmadan önce lütfen şunu çok iyi değerlendirin.

'Bu durumun sorun haline gelmesi benim bakış açım yüzünden mi oluyor yoksa gerçekten bu halledilmesi gereken bir durum mu? Bu sorunu ben kendi içimde çözersem, benim gelişimime yardım mı edecek yoksa beni geriye bir yere mi götürecek?'

Yukarıdaki cümle son derece kavramsal olduğu için bir iki örnekle size açıklamak isterim.

Bir ilişkiler üzerine çalışmak için gelen evli bir öğrencim, eşinin, ev ile ilgili kararlara hiç destek vermemsinden yakınıyordu. Eve alınacak halıdan, koltuk takımına kadar, elektrik ve su paralarının takibine kadar herşey kendi üstüne kalmıştı.

Evet ilk anda adamı şuçlayabiliriz. Ama yapmadık. 'Yaşanan her sorunun yüzde 50 si bize ait. Bu hiçbir zaman değişmez' kuralından yola çıkarak kendisine bazı sorular sordum.

-Adam ilk baştan beri böyle miydi?
-Ayy Aykut ilk yıllarımızda her şeyi o yapardı. Elim sıcak sudan soğuk suya girmezdi valla.

-Peki sence bu 180 derecelik değişim ne zaman başladı?
-Ayy hiç hatırlamıyorum.

-Biraz düşün. İlk defa böyle bir tartışmayı ne zaman yaşadınız?
-Valla evlendikten hemen sonraydı galiba. Buzdolabı alırken birbirimize girdik ve dükkandan çıkıp gittiğimi hatırlıyorum.

-Niye çıktı gitti?
-Yanlış hatırlamıyorsam, mutfağın ölçülerini aldığı kağıdı evde unutmuştu. Bende sinirlendim. Ne beceriksizsin dedim.
(Hiçbir ego beceriksiz olduğunu duymaktan hoşlanmaz.)

Sorularıma devam ettim.

-Peki daha sonra hatırladığın olaylar var mı?
- Aslında en çok bebek doğduktan sonra başladı. Na zaman bebeğe onun bakması gerekse onu uyarmaya başladım.

Uzuuuunnnnn konuşmamızın sonunda öğrencim şunu farketti. Yaptığı her iş sırasında, o ya da bu sebeple kocasını eleştirdiği için, adam yavaş yavaş elini eteğini herşeyden çekmişti.

Şimdi siz istediğiniz kadar EV İŞLERİ konusunu masaya yatırın işe yaramayacak. Adamın bir kere sütten dili yanmış, yoğurt görünce koşarak kaçıyor. Hiç kimse eleştirilmekten hoşlanmaz. Hem de sevdiği biri tarafından.

Kendinizi bir düşünün. Hanginiz bugüne kadar, ELEŞTİRİLİRKEN bir işi daha iyi becerdiniz. Mümkün değil.

İşte bu noktada kendinize bakmanız gerekiyor.

'Ben sevdiğim insanı sürekli eleştiren biri olarak kalırsam, bu benim için iyi bir şey mi?'

Cevabınız evet bile olabilir. İnanın doğru ya da yanlış cevap yok. Bu tamamen sizin ne istediğinize bağlı.

Olmayacak tek şeyi söyleyeyim ben size, HEM siz değişmeyeceksiniz aynı kalacaksınız HEM adamın size yardım etmesini isteyeceksiniz. İŞTE BU OLMAZ.

Öğrencim, kendi değişiminin ona nasıl bir fayda sağlayabileceğini gördü ve ÖNCE kendisi değişmeye karar verdi.

İşte şimdi çözüme doğru yaklaştık. Artık karşımızdaki ile yapacağınız konuşma bile şekil değiştirecek. Kendisi MÜKEMMEL konuşmayı yaptı. Öncelikle hiçbir tartışmanın yaşanmadığı, aksine son derece keyifili yaşanan bir günü bekledi. Bir cumartesi akşamı, bebeği bakıcıya bırakıp başbaşa yemeğe çıktılar. Her şeyin son derece keyifli olduğu bir anda 'Seninle konuşmak istediğim bir şey var' dedi. Şuna benzer bir paragraf ile konuyu açtı.

-Seni yıllardır hep yaptığın işleri yapma şeklin yüzünden sürekli eleştirdiğim için özür dilerim. Eğer bunun daha erken farkına varsaydım daha erken değişme kararı alırdım. Eleştirmek tamamen benimle ilgili bir sorun bunun farkındayım. Sana bundan sonra bunu yapmama sözü veriyorum. Senden ricam bana eleştirilmediğin sürece  ev işlerinde yardımcı olman. Ev işlerini tek başıma yaptığım zaman, daha çok yorulduğum için, seninle de güzel vakit geçiremiyorum ve bu beni çok üzüyor.

Müthiş bir konuşma.
Karşınızdaki öküzün önde gideni değilse mutlaka anlayacaktır.

1-) Kendi sorumluluğunuzu, yani sorunun yüzde 50 sini yarattığınız kısmını sahiplendiniz.
2-) Karşınızdakine HİÇ saldırıda bulunmadınız. Altyazılarınızla bile.
3-) Durum karşısında NE HİSSETTİĞİNİZİ paylaştınız. Onu suçlamadan.

Şimdi alın kağıdı kalemi elinize ve eşinizle, sevgilinizle en son hatırladığınız tartışmada kullandığınız cümleleri yazın. SİZ bunlara altyazı  yazacak olsanız neler yazardınız. Bakalım hiç farkında olmadan nasıl saldırmışsınız.

KONUŞMANIN ALTIN KURALLARI:

1-) Asla tartışma sırasında olayı çözmek gibi bir hayale kapılmayın.
2-) Sorunun yaratımında ki kendi payınızı görün.
3-) Konuşma için güzel bir anı bekleyin.
4-) Krşınızdakini suçlamadan, sadece kendi hissettiklerinizi ifade edin.

Biraz tecrübe ile çok rahat ustalaşabileceğiniz bir davranış bicimi bu. Ve işe yaradığını göreceksiniz.



 

3 yorum:

  1. Aykut Oğut' un yazılarını okuduğum zaman motive oluyorum. Yazınız için Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil