31.03.2012

İYİLİK PERİSİ....


Bir varmış, bir yokmuş..... korkunç bir canavarın yaşadığı bir ormanın kıyısında oturan bir çiftçi varmış. Canavar zalim, çirkin bir şeymiş ve herşeyi yıkmakla tehdit ediyormuş. Çiftçi, kendini korumak için, arazisinin etrafına duvarlar örmüş. Ama çiftçinin ördüğü duvarlar ne kadar yüksek, ya da ne kadar sağlam olursa olsun, canavar bunları yıkıyormuş.

Günün birinde çiftçi ocağının başına oturmuş, közleri karıştırıyor, ateşi canlandırmaya çalışıyormuş. Üşüyormuş ve yorgunmuş.

"Yaşamın kontrol edilmez hale geldi," diye düşünmüş. "Bütün yaptığım, tekrar tekrar duvar örmek. Ekinlerim ölüyor. Eşim ve çocuklarım terk edip gittiler. Arkadaşlarım uğramaz oldu gelenler de yanlızca canavardan şikayet ediyor. Böyle yaşamaktan bıktım. Daha fazla dayanamayacağım...."

Tam o anda, bir İyilik Perisi bilrimiş. Çiftçiye kendini tanıtmış ve dilekte bulunabileceğini söylemiş.

"Canavarın burdan gitmesini istiyorum." diye heyecanla atılmış çiftci hemen.

"Ben canavarları yok edemem," diye açıklamış Peri ona. "Ama sana bunu nasıl yapaçağını gösterebilirim."

"Ne olursa olsun yaparım," diye bağırmış çiftçi.

"Ormana gitmeli ve canavarı bulmalısın," demiş İyilik Perisi. "Sonra onun gözlerinin içine bak ve ona sarıl."

Çiftçi dehşete düşmüş. "Bunu yapamam. Beni öldürür."

"Seni zaten öldürüyor," demiş İyilik Perisi nazikçe.

Çiftçi susmuş. Peri haklıymış. Kaybedecek çok az şeyi varmış. "Tamam," demiş kesin olarak. "Bunu yapaçağım."

"Yanlız olmayaçaksın," demiş İyilik Perisi. Ve bir anda yok oluvermiş.

Çiftçi çok korkuyormuş ama kararlıymış. Dosdoğru ormana gitmiş. İçerilere, daha derinlere doğru ilerlemiş. "Bu çılğınlık." diye düşünüyormuş, dalları geriye iterken, "Bütün ömrümü canavarı uzak tutmaya çalışarak harcadım ama şimdi de onu aramaya gidiyorum. Bunu işe yarayacağını nereden bileceğim? Neden bu riski alayım?"

Tam geriye dönmek üzereyken hiddetli homurtuyu duymuş, yerin sarsıldığını hissetmiş ve orada, kendinden kilometrelerce yukarıda, o güne dek gördüğü en gudubet yaratık belirmiş. Çiftçi donakalmış. Geriye dönüp duvarların gerisine kaçmak ve soğuk, ıssız kulübesinin güvenliğine sığınmak istemiş. Ama bir şey onu orada tutmuş, ne olduğunu da biliyormuş. Acısı korkusundan daha beter hale gelmiş.

Böylece, yukarıya, doğruca canavarın gözlerinin içine bakmış ve olağanüstü bir şey olmuş. Canavar ufalmaya başlamış. Küçülmüş, küçülmüş, derken en sonunda kendisi kadar kalmış. Daha sonra, çiftçi yanına gitmiş ve dikkati elden bırakmadan ona dokunmuş.

"Kuçakla onu," diye uzaktan yankılanan sözler duymuş.

Çiftçi derin bir soluk almış ve önce çekinerek, sonra daha istekle, kollarını canavarın boynuna dolamış. Ve onu şaşırtan bir şey olmuş; canavar bir avcunun içine sığacak kadar ufalıvermiş. Artık bir tehlike oluşturuyormuş. Ama ciftiçinin aklıma aniden bir şey gelmiş. Ya yine büyüyecek olursa?

Yine o güven veren sesi duymuş. "Seni korkutan şeyle yüzleşmeyi öğrendiğinde, o seni bir daha kontrol edemez."

Sonunda, çiftçi özgürmüş ve duvarlar örmeye harcadığı bütün enerji artık yeni bir yaşam kurmak üzere kendisine aitmiş. Omuzları dikleşmiş. Yüzünde bir gülümseme belirmiş. "Onca zaman bu güce sahiptim," diye fark etmiş hayretle . "Şimdi, nelerin mümkün olabileceğini bir düşün!"

Ve o fısıltı cevap vermiş, "İnan bana, bu yanlızca başlangıç...."


Bu canavar parasızlık olabilir, aile olabilir ya da kilo olabilir.... Bunun gibi sorunlarla başa çıkma yolu olarak anlatılmış bir hikayedir.....

PİYANGO BİLETİ


İyi ve inançlı bir adam maddi sıkıntı çekiyordu. Borçları giderek artıyordu. Bir gece sıkıntı içinde dizlerinin üzerine çöktü, gözlerini göğe çevirdi ve dua etmeye başladı:

"Allah'ım, çaresilik içerisindeyim. Lütfen büyük ikramiye bana çıksın. Ancak o zaman borçlarımı ödeyebilirim."

Ertesi hafta durumun düzeleceğinden umutluydu. Üç ay sonra inancı zayıflamaya başlamıştı.
"Beni duyuyor musun? Ey tanrım! diye, yakardı. "Bana yardım edeçeğine inanmıştım. Ama bir yıl geçti ve hala dualarıma bir karşılık vermedin."

Birden gökyüzünde bir bulut belirdi, Şimşekler çaktı ve gökten bir ses gürledi:

"Seni duyuyorum, aslında bütün dualarını işittim; ama bana biraz yardımcı olman gerekli değil miydi? En azından bir piyango bileti alarak!"

Bu hikaye gelir aklıma, bende bana çıkacağını düşünürüm hep ama oynamam hiç birşey ve çok gülerim kendime :)))

26.03.2012

SHANTARAM


Muhteşem bir kitap....Gerçek bir hikaye....


Kader, seni güldürmüyorsa, 
Espiriyi anlamadın demektir.

Karla,
-Bir süreliğine gerçekten ama gerçekten mutlu olaçağını bilsen ama baştan itibarende bu mutluluğun hüsranla biteceğini ve sana acı vereceğinin farkında olsan, yine de o mutluluğu yaşarmısın, yoksa ondan koçar mısın?


Shantaram,
-Mutluluğu seçerdim, diye yanıtladım.  


Bir dizi silahlı soygun suçundan dolayı on dokuz yıl mahküm edildi ve hapisten kaçıp on yıl boyunca Bombay' da kaçak yaşadı. Gecekondu sakinleri için ücretsiz bir klinik işletti ve Bombay mafyası için kalpazanlık ve silah kaçakcılığı yaptı. Tekrar yakalanınca cezasını çekti ve serbest kaldığında başarılı bir medya şirketi kurdu. Roberts artık tam zamanlı bir yazar ve Bombay da yaşıyor.


Kaderi beklemekten sıkıldığında iş şansa kalır. 


Hayatta ne yaparsan yap cesaretle yaparsan yanlışa düşmezsin..


Her kapı sizi değişik bir zamana ve yere götüren bir geçittir.


Kader her zaman önüne iki seçenek sunar, seçmen gereken ile seçtiğin.


Sessizlik bir kamçı gibi yara açabilir.


Kaybın ve yanılsamanın nadasa bıraktığı topraklardan yükselen yeni arkadaşlıklar...


Haklı bir neden olmaksızın sevmemeye kendinizi koşullandırdığınız bir insandan gelen itifat kadar insanı bozan az şey vardır.



Hintli ve Müslüman arkadaşlarının ve komşuların aldığı kararı Kazım Ali açıklamıştı. Din hakkında kavga ettiklerinden ötürü her biri diğerinin inancına ait bir duayı tam olarak ezberleyecekti.
Kazım Ali genç adama bakarak.
"Böylece adalet sağlanacak" demişti. "Adalet hem adil hem de bağışlayıcı olamaktan geçer ve herkes tatmin olana kadar da adalet sağlanmış sayılmaz. Bu iki genç adama yaptığımızdan anlaşılacağı üzere, adalet yanlış yapanları cezalandırmak amacıyla kullanılmaz. Biz aynı zamanda adaletle onları kurtarmaya da çalışırız.







Sevdiğim şeyler için savaşmanın yanında, karşı koyduklarım için de mücadele ettim. Sonunda ise o savaşın bir parçası olup çıktım.


Bana SHANTARAM KİSHAN KHAREE ismini koymuşlardı bana....
SHANTARAM sakin adam ya da Tanrı nın sükunetle bahşettiği anlamına geliyordu..


Şimdi biliyorum ki her hayatta kaderin, şansın ve iradenin rol oynadığı dönüm noktaları ve yani başlangıçlar vardır.


Arkadaşlık bir ilaçtı ve bazen karaborsaya düşebiliyordu...


Politikacı denen kişi ortada bir nehir bile yokken sana köprü sözü veren kişidir.






Yaşadığı olayları bir günlükte toplayıp, her gün yazarak not ettiği tüm yazılarını bir kitapta toplamış... Yaşamdan ders aldığı, kendine ders çıkartığı bizde okurken ne kadar doğru diyeceğimiz olayları anlatmış....Yaşadığı işkenceler hapishane  hayatı... Sessizliği, Çığlıkları...İç savaşlarını...Bir kitap haline getirmiş...Şu anda tam zamanlı bir yazar.... 



Şehrin bu izbe ve yıkık dökük mahallesinde kendini bir yabancı gibi hisseden Tarık'a davranışlarımda ki sertliğin sebebini de anladım. Bencilliğimin vicdanımı ele geçirmesinden dolayı utanarak, çocuğun cesareti ve yanlızlığından etkilenerek nefes alıp verişlerini dinledim ve kalbimde yer etmesine izin verdim. Bazen elimizde umuttan başka bir şey yokken de severiz. Bazen de göz yaşlarımız olmadan ağlarız. Sonunda sevgi ve görevinden, keder ve onun gerçeğinden başka bir şey kalmaz elimizde. Sonunda tek yapabildiğimiz, şafak sökene kadar dayanmaktan başka bir şey değildir.


En büyük yanlışlar bir şeyleri değiştirmeye çalışan kişiler tarafından yapılır.


Bizi biz yapan bağışlayıcılığımızdır. Yaşıyoruz, Çünkü Sevebiliyoruz. Seviyoruz çünkü affedebiliyoruz.


Hapishaneler, şeytanların dua etmeyi öğrendiği mabetlerdir.


Eğer kalbini bir silaha dönüştürürsen sonunda onu kendine karşı kullanırsın demişti..


Doğru nedenlerle yanlış bir şeyler yapmak mümkündür.


Kişilik ve kimlik, bir bakıma insnlarla kurduğumuz ve birbiriyle kesişen ilişkilerimizin haritadaki  koordinatları gibidir. Sevdiğimiz insanlar ve onları sevme nedenlerimizle kim olduğumuzu ve ne olduğumuzu tanımlarız.


Bir zamanlar bir mücahit bana kaderin karşımıza üç öğretmen, üç arkadaş, üç düşman ve üç büyük aşk çıkardığını söylemişti. Fakat bu oniki kişi her zaman gizliydi ve bunların ne olduğunu onları sevene, bırakana ya da onlarla savaşana kadar anlamazdık.


İşte böyle yaparız. Önce bir ayağımızı, sonra diğerini öne atarız. Bir kez daha gözlerimizi kaldırır dünyada ki karmaşıklığa, neşeye bakarız. Düşün, yap, hisset... Kendi yaşadıklarımızı, dünyayı besleyen ya da kurak bırakan iyilik ve kötülük dalgasına bırakırız. Gölgeyle kaplı haçlarımızı umutla bir sonra ki gece için yanımızda sürükleriz. Yeni bir günün vaatleriyle cesur yüreklerimizi ittiririz. Kendimizin dışında bir gerçeği tutkuyla aşkla ararız. Özlemle, tarifsiz bir istekle kurtarılmayı tüm kalbimizle bekleriz. Kader bizi beklediği sürece devam ederiz. Tanrı bizi affetsin. Yaşamaya devam ediyoruz......






  

25.03.2012

HEDİYE ÇEKİLİŞİ....


Bu gördüğünüz kitapları bir kişiye hediye edeçeğim. koşullar..



  1. Bloğu olanlar bu bloğa izleyici olmalı ve bloklarında bu çekiliş duyurusunu paylaşmalı ayrıca bu postun altına linkleriyle beraber yorum bıraksınlar ki onları bileyim.Ve tabiki mail adresinizi bırakmalısınız.
  2. Bloğu olmayanlar face yada twitter 'de paylaşmalı linkleriyle beraber bu posta yorum bırakmalı.
  3. Bu çok önemlidir : Sosyal medyada paylaştığınız linki yorumunuzun altına yapıştırmalısınız.
  4. 01 Nisan günü kazanan açıklanacaktır.
Aynı koşullar bu film cdleri içinde geçerlidir.. Flim cdleride bir kişinin olacak.. yani iki kişiyi sevindireceğim:))


 Postun altına film ya da kitap diye yazarsanız ona göre çekiliş yapılır.... Bol şanslar...

24.03.2012

BAŞARILI OLMAK ÖĞRENİLEBİLİR...


STOP DUR VE BAŞAR....
*Yürünen yolda engel yoksa o yolun sonunda başarı yoktur. Bahaneler boşunadır.
*İki türlü başarı vardır. İç başarı ve dış başarı; İç başarı kendi gözünde en iyi yere gelmektir, dış başarı ise başka insanların da olmak istediiği yere gelmektir. Bazı insanlar iç başarıdan bazıları da dış başarıdan mutlu olurlar.
, *Başarılı olmak seçim yapma hakkına sahip olmayı getirir.
*Başarılı olabilmek için hayatından nelerden ödün vermen gerek? Başarılı olmak istiyor musun?
*Aile başarıyı etkiler ama belirliyemez. Belirleyebilseydi, aynı ailenin tüm çocukları eşit başarıya sahip olması gerekir. Oysa çok sayıda başarılı insanın kardeşi başarısız bir hayat sürüyor.
*Başarı hakkında bildiklerimizi başarısızlıktan öğrendik.
*İşinizi ii yapmanız maaşınızın karşılığı değil, karakterinizin yansımasıdır. Patronunuz işinizi iyi yaptığınızı görmese de iyi yapın, başkaları işinizi iyi yapmanızı övmese de iyi yapın. İşinizi iyi yapmanın en büyük ödülü, işini iyi yaptığını bilmektir.
*Kafanızda neyi çok düşünürseniz hayatınızda onu çoğaltırsınız. Günde aklımızdan 60 bin ile 80 bin arasında düşünce geçiyor. Bu düşünceler ne hakkında ise hayatınızda o çoğalır.
*Başarı kendini şaşırtmaktır. En son skor tabelanızda yazan sonuç , sizi ve çevrenizdekileri şaşırtmıyorsa, o sonuç başkaları için başarı olsa da sizin için değildir.

22.03.2012

AŞK NEDİR?...


AŞK, iyi geceler öpücüğünü uzun tutmaktır. BEKLENTİDİR.
AŞK, delicesine flört ederken yanındakinin hiç bir şey yapmama hakkını teslim etmektir. SAYGIDIR.
AŞK, zaaflarınızın olduğunu ortaya çıkarır. KABULLENMEKTİR.
AŞK, şimdi zamanı değil diye beklemeyi bilmektir. SABIRDIR.
AŞK, saçlarda başlayıp, topuklarda biten bir gezintidir. KEŞİFTİR.
AŞK, "Sevişelim" demeden sevişmek, yanındakinin ne istediğini bilmektir. ANLAŞMAKTIR.
AŞK, bağlandığını sandığında, karşındakine "Hayır" deme şansını tanımaktır. İNCELİKTİR.
AŞK, korumaktır. SORUMLULUKTUR.
AŞK, ciddi bir tokalaşmayı kıkırdamaya dönüştürmektir. MİZAHTIR.
AŞK, evinizdeki her şeyin yerinin değiştirilmesini kabullenmektir. TESLİMİYETTİR.
AŞK, saatin kaç olduğunu bilip aldırmamaktır. NEŞEDİR.
AŞK, sizi kuçaklayan kolların gittikçe daha çok sarılmasıdır. MUTLULUKTUR.
AŞK, gecenin bir vaktinde "Sen uyu, benim gitmem gerek," dediğinizde, "Uyanık kalıp seni biraz daha görmeyi tercih ederim," cevabını almaktır. SICAKLIKTIR.
AŞK, tanıdığınızı zannettiğiniz insanın yeni yanlarını keşfetmektir. TAZELİKTİR.
AŞK, uyandığınızda rüyanızı yanınızda bulmanızdır. DÜŞLERİN GERÇEK OLMASIDIR.
AŞK, kocaman yatağın üçte birine sığışmaktır. YAKINLIKTIR.
AŞK, evin anahtarlarından bir kopya daha yaptırmaktır. GÜVENDİR.
AŞK, " Hoşcakal" dedikten sonra tekrar karşılaşacağını bilmektir. KADERDİR.
AŞK, "Gerindiğinde sıvazlayan vücut" lafının anlamını bilmektir. DERSTİR.
AŞK, ecza dolabını açtığında, diş macunu kapağını kapatılmamış bulmaktır. UYUMDUR.
AŞK, pencerenden dışarıya baktığında kiminle olduğunu hatırlamaktır. DÜŞÜNCEDİR.
AŞK, rüzgarın ağaçların arasında dolaşırken çıkardığı sesi dinleyip sevgilisinin yanında olamadığına hayıflanmaktır. YANLIZLIKTIR.
AŞK, asla anlatılmayacak hikayelerdir. ÖZELDİR.




AŞK, sizce nedir???

21.03.2012

DÜŞ TABLOSU


İMGELEME,


Geçekleşmesini istediğiniz şeyleri gerçekleşmiş gibi hayal edin. Gözlerinizi kapatın ve hayalinizin  devamlılığını sağlayın. Hatta o hayaliniz gerçekleştiği zaman olacak diğer şeyleri de bir sinema filmi gibi zihninizden izleyin.
İmgeleme yaparken kendinize asla olumsuz kodlama yapmayın. Yoksa başarısız olur ve olayı tersine çevirirsiniz.
Biz imgeleme çalışmalarını ne kadar çok yaparsak, vücudumuz onu gerçek gibi algılar ve hedeflerimize daha çabuk ulaşmamızı sağlarlar.
Mesela yediğimiz bir yemeğin size kilo aldırdığını mı düşünüyorsunuz. Kendinizi zayıflamış bir halde hayal edin, yediklerinizin de kilo verdirdiğini düşünün...  Eğer bunu bilinçaltınıza kabul ettirirmeyi başarırsanız, bir süre sonra kilo verdiğinizi göreceksiniz.


Evrende herşey gayet basit, yalın ve mükemmeldir. Kaynak sorunsuzdur. Bu sonsuz kaynağa uyum ile akarak hayalleri gerçek yapmak keyiften başka bir his değildir. Keyif ve neşe ile gerçeği  yeniden yaşamayı hakettiniz!!! Şimdi bunu görseleliştriyoruz. Basit yalın ve mükemmel bir akışla...


DÜŞ TABLOSU


Önce bir zemin seçmenizi rica ediyorum. FENG SHUİ öğretisine göre bu zemini yaşam alanlarına ayırın: Bu alanlar 8 tane. Siz kartonunuzu 9 eşit parçaya ayırın.
        Ayırdığınız her bir kutu, yaşamın bir alanı, tüm alanlardan yaşamınınız bütününü temsil eder.
Daha ayrıntılı bir açıklama ile tüm kutuların anlamları....
1: Bereket-bolluk-yaratıcılık-büyüme
Evimde bolluk hissi olması için ne olsun isterim?
2:Ün-İtibar-sosyal hayat
Diğer insanlar tarafından nasıl görünmek, bilinmek beni mutlu eder?
3: Evlilik-işbirliği-uyum
Evimde aşk ile bir birliktelik yaşamak için ne olsa çok iyi hissederim?
4:Çocuklar
Ailedeki çocuklar, çevremdeki çocuklar için ne dilerim?
5:Yolculuk-ilgi alanları-yardımcı insanlar-rehberler
Hangi yolculukları yapmak isterim? Kimler ben ile dayanışmada ve işbirliğinde olur ise mutlu olurum?
6:İş- iş başarısı
Keyif  ile en iyi bildiğim işi, en iyi şekilde yapıp, kendimi ifade edebildiğim iş, başarı benim için nedir? Ne olsa kendimi başarılı hissederim?
7:Bilgi-zeka-eğitim
Kendim için hangi eğitimleri, hangi bilgilere ulaşmak beni mutlu eder?
8:Sağlık-aile-aile ilişkileri
Kendimi ve ailemi sağlık, huzurlu, keyifli, neşeli, kılmak için ne olsa mutlu olurum?


Soruların yanıtları sizde ve düşüncelerinizde; bunları çıkarın ve görsel malzemelerle birleştirin...
9: alan DENGE alanı size dengeyi hatırlatacak sembol veya yazı yazın buraya..


Tabloyu her sabah görebileceğiniz bir yere asın ve size düş tablonuz günaydın desin.


Çünkü, Düşler sese, Ses görüntüye, Görüntü gerçeğe, sizin gerçeğinize dönüşür.




Hayatı çok ciddiye almayın, Hayatta kalarak içinden canlı çıkabilmeniz imkansız.
                                                                               
                                                                                   Elbet Hubbard

18.03.2012

EST...


Hayatınızı Değiştirecek 4 gün. Luke RHINEHART bu kitabında katıldığı 'EST' eğitimini anlatmaktadır. Sıradışı, bütün kalıpları yok edeceğimiz bir eğitim. Öğrendiklerinizi unutmanızı, inanç sisteminizin kalıblardan sıyrılmanızı ve en önemlisi hayatı deneyimleyerek sorunlardan kurtulduğumuzu anlatmaktadır. Eğitimin sıradışı olması bir heyecan yaratıyor. Kitabın daha hızlı akıp gitmesine neden oluyor. Bir kitap hayatı değiştirir mi bilmem ama şu bir gerçek farklı bir bakış açısı oluşturabilir. Kitaptan bir kaç anektotla bitiriyorum yazımı. İyi okumalar.


* İnanç sistemi işe yaramıyor! O hayatlarınızın yolunda gitmemesinin tek nedenidir


* Belli bir kızılderili kabilesi, etrafta kendi kendine şarkı söyleyip Tanrıyla konuştuğunu bildiren bir adam görür ve onu kutsal bir adam olarak kabul ederek özgürce dolaşmasına izin verir. Biz onu şizofren olarak nitelendiririz ve kilit altına alırız. Biz şizofren bir adam YARATIRIZ. Iroquois Kızılderilileri ise ondan kutsal bir adam yaratır. Bir başkası ondan mesih yaratır.

'İnsan deneyiminde ne yaratırsa, bundan kendisi sorumludur'


* Zengin bir Müslüman bir eğlenceden sonra camiye gitmiş ve tabi ki çok pahalı çizmelerini çıkarmak zorunda kalmış. Onları caminin dışında yüzlerce çift ayakkabı arasında bırakmış. Namazdan çıktığında pahalı çizmeleri yokmuş.
' Bir dostuna; ' Nasıl bu kadar düşüncesizlik ettim.' demiş
'Aptalca bir şekilde camiye gelirken bu kadar pahalı bir çizme giydim ve fakir bir adamın onları almasına ve onları çaldığına inanmasına vesile oldum. Çizmeyi memnuniyetle verirdim ama bunun yerine bir hırsızlığa yol açmaktan sorumlu oldum'





BİR BARDAK SÜTÜN HATRI...


Howard, yoksul bir ailenin çocuğuydu ve okul giderlerini karşılamak için kapı kapı dolaşarak eşyalar satıyordu.
O gün, hiçbir şey satamamıştı ve karnı da çok açtı. Bundan sonra çalaçağı ilk kapıdan yiyecek bir şeyler istemeye karar verdi. Kapıyı açan sevimli genç bayanı görünce utandı.
Yiyecek bir şeyler yerine "Affedersiniz, bir bardak su rica edebilir miyim?" diyebildi yanlızca. Genç bayan, coçuğun aç olabileçeğini düşünerek kocaman bir bardak süt getirdi ona. Çocuk, sütü yavaş yavaş içine sindirerek içtikten sonra:
"Çok teşekkür ederim, borcum ne kadar?" diye sordugenç bayana.
Genç bayan, "Borcunuz yok," diyerek, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle devam etti:
" Annem, gösterdiğimiz şefkat ve nezakat karşılığı olarak asla bedel ödemesini beklememizi öğretti bize," dedi. Çocuk "O halde çok teşekkürler, yürekten teşekkür ederim size," dedi.
Howard Kelly, evin önünden ayrıldığı zaman kendisini yanlızca bedensel olarak değil, ruhsal olarakta güçlü hissediyordu.

Yıllar sonra genç bayan çok ender rastlanan bir hastalığa yakalanmıştı. Yöredeki doktorlar çaresiz kalınca, hastalığı ile ilgili araştırmalar yapılması için enu büyük kente gönderdiler.

Dr. Howard Kelly, konsültasyon yapması için çağrıldığı hastanın hangi kasabadan geldiğini duyunca heycanlandı. Artık genç olmasa da yıllar önce kendisine sevgiyle yaklaşan bayanı ilk gördüğü anda tanımıştı ve onun yaşamını kurtarmak için elinden geleni yaptı.

Uzun süren tedaviden sonra bayan sağlığına kavuştu. Dr. Kelly, denetlemesi için önüne getirilen faturaya şöyle bir baktı ve üstüne bir şeyler yazarak zarfın içine koydu ve hasta bayanın odasına gönderdi. Kadın elleri titreyerek aldı zarfı eline. Açmaya korkuyordu..... Hastane faturasını asla ödeyemeyeceğini ve geri kalan yaşamı boyunca bu faturayı ödemek için çalışacağını biliyordu. Sonunda zarfı açtı ve faturaya iliştirmiş bir not dikkati çekti. Kağıtta şunlar yazılıydı:

"Hastane giderlerinin tamamı bir bardak süt karşılığı ödenmiştir."

                                                                                            STEVE GOODIER

13.03.2012

KARALAMANIN ANLAMLARI



Karalamalar yaparken kişiliğimizideki sırları ele veriyoruz...biliyor musnuz? 

# karalama yaparken kullandığımız harflerin birbirine bağlı olması, sabit fikirliliğin göztergesiymiş. 

# yaptığımız karalamaların içinde kare kutucuklar varsa, keskin bir zekaya sahip olduğumuzu gösterirmiş. 

# eğer yaptığımız karalamaların içinde halkalar, daireler varsa bağımsız bir zekanın göstergesiymiş. böyle insanlar sistem içi başarılar yerine, bireysel başarılara inanan insanlarmış. 

# aşırı sağa yatık karalama yazıları; dışa dönük bir kişiliğin, tam tersi olan karalama şekli ise; içine kapalı bir kişiliği temsil ediyormuş. 

# yaptığınız karalamaların içinde yumuşak daireler, düzensiz harfler; sorunları çözmede pratik yapıcı biri olduğunuz anlamına gelirmiş. 

# karalamaların içinde sık sık gemi, uçak, araba gibi çizimler varsa bulunduğunuz yerden, hayattan kaçıp kurtulma isteğini temsil eder. 

bununla birlikte karalamalarınızı sayfanın hangi köşesine yaptığınız da önemli. şekillerin sol tarafa yoğunlaşması geçmişe, sağa yoğunlaşması geleceğe dönük bir sosyal karakter olduğunuzu gösterir.


“Resim, sözcüksüz şiirdir.”
HORATIUS
Elinizin altında bulunan kağıt parçalarına farkında bile olmadan çizdiğiniz biçimler, sizin ruh halinizi ele vermeye yetiyor. Bu konudaki ilk araştırmalar ile bulgular, psikanalizin babası sayılan Sigmund Freud’ un çabasıyla ortaya çıkmıştı [*].
Psikiyatristler, ellerinin altındaki örneklerle hastalarının sorunlarını daha kolay gün ışığına çıkarmaya başlamışlardı. Öyle ki, çeşitli karalamaların anlamlarını kapsayan kitaplar elden ele dolaşmaya bile başlamıştı.
Böylece doğmuş olan Grafoloji Bilgisi, insanların yazılarından ya da attıkları imzalardan yola çıkarak karakter analizleri yapmayı kolaylaştırıyor. Bu günlerde İngiliz Grafoloji Enstitüsü yaptığı araştırmalarda, bir şey dinlerken ya da düşünürken yapılan karalamaların karakter hakkında ne gibi ipuçları taşıdığını inceleyerek, açıkladı.
Aynı işlem küçük yaştaki çocukların yaptıkları resim ya da karalamalar için de geçerlidir. Bunlardan yola çıkılarak çocuğun karakteri ya da ruh hali hakkında bilgi edinilebilir.
Uzmanlara göre dünyanın her yerinde insanların yaptıkları karalamalarda benzerfigürlerin kullanılıyor olması raslantı olmayıp, farklı anlamlar taşıyor.
Bunların bazılarını şöyle sıralıyorlar :
Portre: Karışık çizilmiş bir surat, ötekilere karşı güvensiz duygulara, komik anlatımlı bir surat çizimi dikkat çekme isteğini gösterir.
Çiçek: Birçok çiçeği bir arada karalamak bireyin sosyalliğini, sapı eğri çiçek ise endişeyi resimlendiriyor.
Kelebek: Hiçbir şeye bağlanmak istemeyen ya da ruh halini temsil eder.
Kuş: Uçan bir kuş çizen kişilerin hayal güçleri çok kuvvetlidir. Her zaman büyük hayaller peşinde koşmaya bayılırlar. Ayrıca seyahat etmeyi, macera yaşamayı da severler.
Kalp: Özel birine karşı duyulan duygusal yakınlığı simgeler.
Basamak ya da merdiven: Bir amaca yönelik hırs ile iradeyi gösterir. Ayrıca, daha mutlu, daha rahat olma isteğini belirtir.
Karışık desenler: Karışık aynı zamanda ayrıntılı karalamalar, takıntıları simgeler. Bu kişiler, duygularını belli etmekten hoşlanmaz.
Ok: Dik, düzgün bir ok hedefe gösterilen önemi, desenli bir ok ise arzuları belirtir.
Gemi ile uçak: İçinde bulunulan durum ile ortamdan kaçma isteğini gösterir.
Ev: Güvenlik gereksiminde olunduğunu simgeler. Eğri büğrü ev ise yaşanılan evdeki mutsuzluğu temsil eder.
İsim: Kendi ismini yazmak, dikkat çekmekten hoşlanmayı; başkasının adı ise aklın o kişiyle dolu olduğunu gösterir.
Küp ya da kutu: İçinde bulunulan durumu kontrol altına alma isteğini gösterir.
Üçgen: Öğrenmeye susamış, araştırıcı, tehlikelere atılmayı göze alan, güçlü bir iradesi olan biri sürekli üçgen çizer. Bu kişi zor karar verir ama hiç kimse onu kararından döndüremez.
Kare: Ciddiyeti, kararlılığı simgeler. Pratik amaçlara yönelen, özü sözü doğru kişiler kare çizerler. Hayatlarını güvence içinde sürdürmeye çalışırlar.
Daire: Daire şekli sonsuzluğu, bütünlüğü, birliği ve korumayı simgeler. Kalbi sevgi dolu olan esprili kişiler, daire çizmekten hoşlanırlar. Genelde kendilerini ikinci planda tutarlar.
Paralel Çizgiler: Soğukkanlı, acil durumlarda hemen harekete geçmeyi başaran kişilerdir. Ne istediklerini çok iyi bilirler. Eğer çizgiler diagonal çizilmişse, o kişinin lider olma eğiliminde olduğu söylenebilir.
Düz Çizgiler : bu tür çizgiler çizen insanlar, genelde sözünü sakınmayan, az ve öz konuşan tipler olma eğiliminde.
Sıfırlar ile Çarpılar : Rekabete açık insanları anlatıyor.
Yıldız: Altı köşeli yıldız çizen kişilerin insan doğasının erkek ile dişi yanları arasında bir denge kurabildikleri anlaşılır. Meraklı, öğrenmeye açık, konuları derinlemesine inceleyen kişilerdir. İdealist olanlar genellikle yıldız çiziyor.
Zikzak: Yuvarlak zikzaklar romantizm duygusunun baskınlığını, dik, keskin zikzaklar ise sinirli karakteri simgeler.
Çöp adam: Duygularını kontrol altına almayı başarmış olma duygusunu belirtir.
İngiliz psikolog Jackie Andrade’ toplantı sırasında karalama yapanların, bu yolla konsantrasyonlarını artırdıklarını, bu yüzden de desteklenmeleri gerektiğini söyledi.
Plymouth Üniversitesinde görev yapan Andrade, yayımlanan bir araştırmasında, sıkıcı bir monoloğu dinlerken kağıda bir şeyler karalayanların, konuşmanın ayrıntılarını oturup dinleyenlerden daha iyi hatırladıklarını söyledi. Andrade, sıkıcı bir konuşmayı oturup dinleyenlerin bu sırada hayal kurmaya eğilimli olup, bundan ötürü de konuyla ilişkilerinin kesildiğini belirtti.
Araştırma çerçevesinde 40 gönüllüye, 2 buçuk dakika süren tekdüze bir telefon mesajı dinletildiği sırada kağıt üzerinde rastgele karalama yapmaları istendi. Mesaj dinletildikten sonra yapılan bellek testinde, gönüllülerden, konuşmada adları geçen kişi ile yerlerin isimlerini yazmaları istendi.
Mesajı dinlerken karalama yapanların, kişi ile yer isimlerini anımsamada ötekilerden yüzde 29 oranında daha başarılı oldukları gözlendi.
—————————————————–
[*] Aslında el yazısı bilimi (grafoloji) yenilerde bulunmuş bir olgu değildir. İlk kez bundan üç bin yıl kadar önce önce Çinlilerce geliştirilip, bir çok uygarlıkça da büyük saygınlık görmüştür. Bu bakımdan Sigmund Freud’ un yaptığı grafolojiyi tıp alanına almak olmuştur.

11.03.2012

ACI RECETEYLE TATLI SON


Diyete başlayanlara, öncelikle bu kitabı okumalarını tavsiye ederim.
Diyete başlayanlara için, Pazartesi gününü değil, haftanın yedi gününden herhangi birine uyanmak yeterlidir. Hayattaysanız hayatınızın kalanına başlamışsınız zaten....

Kendinize başlangıç gününden çok başlangıç fikri bulmanız gerekmektedir, diyor. Diyet için öneriler ve diyet listesi var kitapta.... Ben size bilmeniz gerekenleri anlatıyorum, kendinize göre diyeti siz ayarlayın diyor... Herkes kendinin doktorudur....

En yanlış diyet teknikleri, "Hadi ordan diyeti"

*Çay insanı açıktırır, kahve ise tok tutar..
*YememEk ilk etapta vücuttaki suyu götürüyor...
*Su diyeti, kan diyeti, karbonhidrat diyeti, protein diyeti... bunların hepsi aynı çıkmaz sokağa çıkan otobanlar. İlk çıkıştan dönünüz geri.....

Motive ediyor, uyarıyor kitapta ...

"Zayıflayarak eskisinden daha sağlıklı bir hayata ve bedene ulaşmak isteyen sen değil misin?" Yanıtınız hayırsa hemen kitabı bir devlet okuluna ya da okul kütüphanesine bağışlayın.

Dervişlerin çile yolu dediği dönem bittiğinde ulaştıkları adreste ne kadar mutlu oluyorlar değil mi
İnançlara atılan adım eğer doğru yoldaysanız mutlaka sizi gitmek istediğiniz yere çıkarır....

Psikolojik diyet teknikleri anlatıyor...

*Size zararı dokunmadığına inandığınız her besine sevmediğiniz, hatta nefret ettiğiniz bir insanın adını verin.
*Bizi ideallerimize ulaştıracağına inandığımız her besine de çok sevdiğiniz insanların isimlerini verin.
*Su iyidir ama suyunu çıkartmak değil!!!

* Tatlı krizlerinden sizi kurtarıcak bir öneri sunuyor. Türk kahvesi....

*Her zaman sizi destekleyecek birilerinin olması gerekiyor. Destek çok önemli...

   Kilolarımızdan kurtulmak için Bir haftalık diyet reçetesi sunuyor bunun adına da Acı reçete diyor... Çok acı bencede :))
Hapı ile ilgili bir şey demiyor gerçek SAMANDAĞ BİBERİ ni anlatıyor...


SAĞLIK EN BÜYÜK SERVET !!!!


Aykut Oğut tarzında bir kitap, zaten kitap arkasında onun yazısı var... ben beğendim size iyi okumalar...:)))

Kelebeğin gözünden blog sahibi doğum günü hediyesi vermeyi düşünmüş bizi de davet ediyor.. 

SEN KİMSİN?


Hafta sonu Cumartesi akşamı gidilen sinema filmi, Sen kimsin ? Tabiki emeğe saygı duyuyorum ama bu kadar mı saçma sapan bir senaryo olur... Güldüğüm komik olan yerler oldu... fragmandaki sahneler ona kapılıp gider insanlar zaten benim gibi yani. O nun dışında bir dedektif var ortada ve insan onu niye tutar anlamazsınız adam durduk yere filmin başında otel yakıyor ya bu kadar mı olur... Çocuklara göre diyorum... Bırakın arkadaşlar çocuklar gitsin bu filme ama küfür olan yerler farklı bir cümle olarak yazılsın : )))))










10.03.2012

ZOR OLAN


Kristof Kolomb, bir akşam vakti, İspanyollar arası yemek yiyordu. Yemekte bulunan misafirlerden bir çoğu, Kolomb'un şöhretini küçümsüyorlardı.


Yemek arasında söz Amerika'nın keşfinden açılınca, içlerinden biri yüksek sesle:


-Oraları keşfetmek zor bir iş değil, dedi.


Kolomb, bu söze karşılık bir şey demeden eline bir yumurta aldı ve masanın yanında oturanlara dönerek:


-İçinizden hanginiz bu yumurtayı dik olarak dengede tutabilir? diye sordu.


Herkes bunu denedi, fakat hiçbiri başaramadı. O zaman Kristof Kolomb yumurtayı aldı, ucunu tabağın üstüne hafifce vurarak yassılaştırdı ve yassı kısmını tabağa yerleştirdi. Elini yumurtadan çektiği halde, yumurta dik vaziyette dengede duruyordu. Hepsi bağırarak: 


-Bu zor bir iş değil ki! dediler.


Kolomb gülerek:


-Doğru, dedi. Bu zor bir iş değil. Zor olan, bunu düşünebilmektir!

9.03.2012

EN GÜZEL ŞEY...


Dünyanın en başarılı ressamlarından biri sayılıyordu ama içinde tuhaf bir sezgi yıllar sonra anımsanmasını sağlayacak en önemli yapıtını henüz yapmadığını söylüyordu. Karar verdi "en güzel şey" in resmini yapacaktı. Günlerce düşünmesine karşın, kafasında tam olarak neyin resmini yapacağına ile ilişkin bir düşünce oluşmuyordu. Aradığını bulmak için dalgın dalgın yürüdüğü bir yolda, karşısına çıkan yaşlı adama sordu:


-"Dünyanın en güzel şeyinin resmini yapmak istiyorum, ancak ne yapacağımı bilemiyorum. Bana yol gösterebilir misin?" dedi.


Yaşlı adam ressama kendi düşüncesini söyledi
"Aradığını herhangi bir mabette, bir Tanrı evinde bulabilirsin oğlum." dedi.


Ressam yoluna devam etti. Az ilerde nikah salonundan çıkmış, balayına gitmek üzere olan bir cift gördü. Bu kez çiçeği burnunda geline sordu aynı soruyu:


"Sizce dünyanın en güzel şeyi nedir?"
Gelin eşinin gözlerinin içine sevgiyle bakarak yanıtladı ressamı:
"Aşk" dedi. "Aşk, fakirliği zenginliğe, gözyaşlarını gülümsemeye döndürür. Azı çok yapar. Onsuz güzellik olmaz."


Duyduğu bu iki ayrı açıklamayı düşünerek yoluna devam eden ressamın karşısına yorgun bir asker çıktı bu kez. Ressam aynı soruyu ona da sordu. Yüzünde yaşadığı ve gördüğü olaylardan derin izler taşıyan asker fala düşünmeden yanıtladı ressamı:


"Dünyanın en güzel şeyi barış, en çirkin şeyi de savaştır," dedi. "Barışı bulduğun yerde güzelliği de bulursun."


Sorusuna bulduğu yanıtlar ressamı rahatlatacağına daha da kederlendirdi. 
"İnanç, Aşk ve Barış" nasıl çizilebilir, nasıl anlatılabilirdi? Evinin önüne geldi. Dalgın bir halde kapıyı açıp içeri girdiğinde dünyanın en güzel şeyinin tüm yanıtlarını bulduğunu anladı.


"Babacığım...." diye kendisine koşan çocuğunun gözünde inancı gördü ve Tanrı'ya onu kendisine verdiği için teşekkür etti.
"Hoş geldin..." diyen eşinin gözleri aşkla aydınlanmıştı. Ve evinde, askerin sözünü ettiği barış ve huzur vardı.


Hiç zaman kaybetmeden tuvalini karşısına geçen ressam, kısa bir süre sonra en güzel resmini tamamladı. Tablonun adı "Yuvam" dı.


Sizce dünyanın en güzel şeyi nedir?....

8.03.2012

GÜVERCİN



 Arkadaşımın isteği üzerine hayran olduğu güvercinler kendisi satış  yapmaya istekli ama .... işte ne yapacağını oda bilmiyor... yandaki kuşu da internetten buldum tam benlik kuş beyinli bile olsan kitap okumalısın.... benim görüşüm :)))

güvercin almak isterseniz de ulaşabilirsiniz burdan :))  





NELER ÖĞRENDİK ŞU HAYATTA?...


Evde bir değişiklik yapmaya kalktığımda, her şeyin düşünülenden iki misli daha pahalıya geldiğini ve iki misli daha uzun zaman aldığını öğrendim. Yaş: 48


Tasalandıklarımın  çoğunun gerçekleşmediğini öğrendim. Yaş: 64


Evde yapılmış kurabiyelerin sıcakken yenmesi gerektiğini öğrendim. Yaş: 29


Çocuksuz  çiftlerin çocuğunu nasıl yetiştirmen gerektiğini daima senden çok daha iyi bildiklerini öğrendim. Yaş: 29


Hiçbir kaliteli malın ucuz bir fiyata satılmadığını öğrendim. Yaş: 52


İnsanlara iyi davranmanın hiçbir maliyeti olmadığını öğrendim. Yaş: 66


Haklı olan insanlarla tartışmanın ne kadar zor olduğunu öğrendim. Yaş: 38


İyi kalpli olmanın mükemmel olmaktan daha önemli olduğunu öğrendim. Yaş: 70


Bir tartışmayı tatlıya bağlamadan yatağa gidilmemesi gerektiğini öğrendim. Yaş: 73


Bugün yediğim baklayı yarın üzerimde fazla kilo olarak göreceğimi öğrendim. Yaş: 39


Biri "Sorun para değil ilkelerdir." dediğinde, sorunun genellikle para olduğunu öğrendim. Yaş: 65


Tepki göstermenin düşünmekten çok daha kolayımıza geldiğini öğrendim. Yaş: 55


Yaşamın kimi zaman insana ikinci bir şans tanıdığım öğrendim. Yaş: 62


Ailemin beni sevmesi için daima mükemmel olmam gerekmediğini öğrendim. Yaş: 18


Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini öğrendim. Yaş: 52


Sevmek ve sevilmenin dünyada ki en büyük neşe kaynağı olduğunu öğrendim. Yaş: 78


Uygun giyimin başarı için yardımcı olduğunu öğrendim. Yaş: 28


Bir eşle tartışmada, ilk "Özür dilerim, kalbini kırdım, lütfen beni affet" diyenin kazanan taraf olacağını öğrendim. Yaş: 51


Evlilik yıldönümünü unutmanın bir facia olabileceğini öğrendim. Yaş: 44


Kimsenin sır saklamayacağını öğrendim. Yaş: 17


İnsanların uçtaki "Lütfen motorlar duruncaya kadar kalkmayınız" uyarısı hariç, her makul uyarıya uyacaklarını öğrendim. Yaş: 51


Bir insanın en büyük ihtiyacının takdir edilmek olduğunu öğrendim. Yaş: 45


Ne zaman acelem olsa, önümdekilerin acelesi olmadığını öğrendim. Yaş: 29


Bütün kadınların çiçek yollamaktan hoşlandıklarını öğrendim. Yaş: 33


Seven, sadık bir eşin, bir erkeğin en değerli hazinesi olduğunu öğrendim. Yaş: 68


Sevgi evde öğretilmemişse, başka yerde öğrenmenin zor olduğunu öğrendim. Yaş: 51


Fikirlerin sorulmasından herkesin hoşlandığını öğrendim. Yaş: 30


Para her şey değildir diyenlerin genellikle çok parası olan kimseler olduğunu öğrendim. Yaş: 66  


Peki size neler öğretti hayat paylaşalım mı?




7.03.2012

NEDEN?


Neden meyveleri kopartmak için ağaçlara tırmanırsınız?...
Biraz bekleseniz zaten kendiliğinden yere düşecek....
Neden bir kadına aşık olmak için peşinden koşarsınız?...
Biraz bekleseniz zaten kendiliğinden size gelecek....
Ve neden ölmek, öldürmek için birbirimizle savaş edersiniz?...
Biraz bekleseniz zaten kendiliğinizden öleceksiniz...


AMA.....


Meyve yere düştüğü zaman değil,
ağaçtan koparıldığı zaman....
Kadın çaresizlikten size geldiği zaman değil, 
kalbinden fethedildiği zaman....
Ve ölüm yatakta değil,
savaşımda güzeldir......





5.03.2012

STESSİZ SİZ


"Dışarıda ki dünyada, sizin içinizde olmayan, hiçbirşey yoktur."

Fred Alan WOrlf, Ph D

Hafta sonu cd sini alıp bende yoga yapıyım dedim ve yaptım arkadaşlar :)) spor gibi birşey beni rahatlattı, dinlendirdi. Enerji verdi. Bir de içinden kitap çıktı.



"Hastalık, eli öpülüp başımıza konulacak bir rehberdir. " diyor kitabında kıymetini bilmeliyiz.... sonra,
insanın hastalık kaynağı strestir, diyor.
"-Hey nasılsın? " diye soran birine, "-Ay çok yorgunum, tatile ihtiyacım var, her şeyden kaçmak istiyorum." gibi cümleler ile cevap veriyorsak , bu kesinlikle stresi yönetmeyi bilmiyoruz anlamına gelir.
Kundalini Yoga yı ülkeye yayan kişinin bir lafı var. " İlk önce biz alışkanlıklarımızı yaratırız, ondan sonra alışkanlıklrımız bizi yaratır."

Evde rahat bir şekilde spor yapmak hem dinleniyim hemde spor yapıyım derseniz size göre ben sevdim... Rahatlatıcı bir meditasyon tekniği...

3.03.2012

ASLINDA GİDEN ERKEK YOKTUR...



"Gilda siyah, bakımsız şaçlarını huzursuzca yana doğru itti. Alnına düşen perçemlerin, ateşin üzerine dikkatlice yerleştirdiği kazanın içindeki çorbayı görmesine engel olmasına engel olamıyordu. Eliyle kavradığı kalın tahta kaşıkla kaynayan sıvıyı karıştırırken, içine attığı 7 çeşit otun bölünmüş parçaları, çorbaların yüzeyinde bir belirip bir kayboluyordu. Eğilip usulca kokladı. Her şey yolunda görünüyordu. Öyleyse göğüsünde ki ağırlık neyin nesiydi?


34 yaşındaydı. Simsiyah gür saçları günlerdir tarak yüzü görmemişti. İri gözleri biraz vahşi, biraz korku dolu ifadeyle etrafı kolaçan etti. Sanki dışarıdan, hiç de hoşuna gitmeyen gürültüler geliyordu. Köy halkından herhangi biriyle ne görüşmek ne de konuşmak istiyordu. Omzunda ki solgun, bordo renkli, eskimiş yün şala daha sıkı sarınarak ocağın hemen yanı başında ufak pencerenin kirli camından dışarıya bakmaya çalıştı. Göz alabildiğine uzanan, yeşil, kısa otlarla kaplı bayırdaki güdük ağaçlar ve dallarının arasından uğuldayarak esen rüzgarın savurduğu kuru yapraklardan başka bir şey göremiyordu. Havadaki keskin soğuk,rutubetle birleşmişti. Telaşlı adımlarla kapıya doğru yürüyerek sürgünün sıkıca kapalı olup olmadığını kontrol etti.

Sophie geldiğinde küçük oğlu Pierre için birkaç kap çorba hazır olmalıydı. Son zamanlarda genç kadının yüreğine mutluluk veren tek şey, yardım edebildiği çocuklardı. Tabi eğer korkusuzca genç kadının kapısını çalabilirlerse... Gilda kendi kendine hafifçe gülümseyerek tahta masanın ardına yerleştirdiği, yine ağaçtan yapılmış uzunca sıraya doğru yürüdü. Koyu mavi eteğinin ucundan görünen zarif baldırları ve ince ayak bilekleri, siyah çorapların içinde birer süpürge sopası gibi duruyordu.....

Küçük kulübe sadece tek bir oda ve onun bir köşesine yerleştirilmiş mutfak sayılabilecek ocak ile setten ibaretti. Tahta masa ve duvarın yanında duran sedirden başka eşya yok gibiydi. Genç kadının az önce dışarı baktığı pencere, kulübenin tek ışık kaynağıydı. Odadaki kasvet olanca ağırlıyla üzerine çökmesine rağmen, Gilda'nın huzursuzluğu kapının dışındaki dünyaya aitti.

Sevmiyordu onları... Hele o tacizkar bakışlarını genç kadının vücudundan ayırmayan erkeklerden nefret ediyordu. Birkaç tanesi yüzsüzce, kalın duvarlarla ördüğü gizli dünyasına sokulmaya çalışmıştı. Kirli, iğrenç kafalarının içinde tek düşünebildikleri, yapayalnız ve savunmasız bir kadından yararlanmaktı. Gilda'nın midesi bulanıyordu. Titreyerek, eğer aralarında herhangi bir yakınlaşma olsaydı, köyde kendisine yakın davranan tek kadının gözlerine bakamayacağını düşündü. Hüzün, daimi dostu haline gelmişti. Üzerindeki ağırlık, sanki narin vücudunun ayrılmaz bir parçasıydı. İnsanlardan ne kadar uzaklaşsa da kurtulamıyordu.

Gözlerini, içindeki ehlileşmemiş parıltıyı saklarcasına öfkeyle kıstı. O isimsiz kalabalık hiçbir zaman kendisini anlayamayacaktı. Ne içinde ki şifacıyı, ne de Tanrı'nın ışığını nasıl taşıdığını... Gilda'ya baktıklarında, görebildikleri yegane özellik, genç kadının bedeninde ki şeytani çekicilikti. Erkeklerin zaptedilemez fantezilerinde yer aldığını çok iyi biliyordu. Oysa genç kadının asıl istediği, sıradan bir sevişmeden çok daha öte, çok daha farklı bir birleşmeydi. Bunun nasıl açıklanacağını kendisi bile bilmiyordu, çünkü kolaylıkla adlandırabileceği bir duygu değildi. Sadece ruhunun derinliklerinde çöreklenmiş, sinsi bir yılan gibi, arada sırada bakışlarına vahşi bir tılsım ekiliyor, sonra bir daha asla uyanmayacakmış gibi geri çekiliyordu.



....................



Sığındığı kulübenin dışındaki homurtular gitgide yaklaşmaya başlamıştı. Gilda çaresizce etrafına bakınarak kapıdaki sürgüden başka kendisini koruyacak herhangi bir nesne aramaya başladı. Ayakları birbirine dolaşıyordu. Pencereye yaklaşarak etrafı gözlemeye çalıştı. Buğulu camı titreyen eliyle silerek başını seslerin geldiği yöne doğru çevirdi. Gördüğü manzara karşısında soluğu kesilmişti.

Öfke ve nefret dolu bir ordu gibiydiler. Sophie ve 2 kadın, gelenlerin önünde durup ilerlemelerini engellemeye çalıştıkları için itilip kakılıyorlardı. Uzakta ne dedikleri anlaşılmıyordu ama niyetleri belliydi. Gilda korkuyla, uzun süredir beklediği anın geldiğini düşündü. Onlardan uzak durmasına, hatta erkekleri kışkırtmamak için pazar yerine bile gitmekten kaçınmasına karşın, olacakları engelleyememişti işte....

.....................................................



Sophie kapıyı yumruklamaya başladı. Bir yandan haykırırcasına sesleniyordu.

-"Kaç Gilda, kaç! Yalvarırım git buradan. Seni öldürecekler!"

Oysa genç kadın korkudan kıpırdayamaz durumdaydı. Masayı dayadığı eskimiş, tahta kapı tekin görünmüyordu. Titreyen elini farkında olmadan ağzına götürdü. Parmaklarının dişleri arasında ezilmesine aldırmıyordu. Geriye doğru yürüyerek, masanın uzaklaşmasıyla terk edilmiş bir eşya gibi boynu bükük duran sıranın ucuna ilişti. Sophie'nin sesi artık duyulmuyordu.

Kapı, dışarıdan şiddetle itilmesinden adeta esniyordu. Duvarın ardından büyük bir gümbürtü kopuyordu. Kim bilir belki de kalabalığın omuzunda kocaman bir kalas vardı ve onunla sürgüyü kırabilmek için vuruyorlardı. Genç kadın ağızlarından çıkan haykırışları işitmez olmuştu. Artık hiçbir şeyi değiştiremezdi. Pes ediyordu.

Azgın kalabalık kapıyı kırarak odanın içinde sessizce oturan Gilda'ya doğru yaklaştı. Solgun yüzü kireçten yapılmış bir heykel gibi hareketsizdi. Bakışları çok uzaklarda bir noktaya takılmış, insanların nefretiyle yüzyüze gelmek istemez. Başında ki keskin acıdan, gelenlerin bazılarının saçlarını kavrayarak kendisini çekiştirmelerini hayal meyal farketti. Ayağa kalkarak yürümeye başladı. Karşı koymadığı halde, sahibini bilmediği, hoyrat eller tarafından itilip kakılıyordu.

Yağmurla birlikte gittikçe artan soğuk kanını donduruyordu. Bayırdan aşağı koşarcasına indiler. Köy meydanına vardıklarında Gilda, yöredeki pek çok kadının da, infazı seyretmek üzere acımasızca beklediğini fark etti. Yüreği yanıyordu. Hiçbirine kötü davranmamıştı, ama hepsi de sinsiydiler. Yüzlerinde saklayamadıkları bir zafer bakışlarıyla erkeklerle iş birliği yapıyorlardı.

.......................................................



Platformdayken birisi elinde kalın bir yastık ya da beze benzer bir şeyle kendisine yaklaştı. Genç kadın kısık bir sesle yavalmaya başladı.

"Yapmayın, yalvarırım size yapmayın! Çok yazık oluyor. Gerçekleri göremiyormusunuz. Yapmayın! Yapmayın!"

Dinlemediler. Kalabalıktan sesler duyuluyordu: "Şeytanı öldürün!" Birisi, sopayla ağzına öylesine büyük bir baskı uyguluyordu ki, nefes alması imkansız bir hale gelmişti. Soluğu kesildikçe kalabalık gitgide uzaklaşıyor, gögüs kafesindeki şiddetli ağrı hissi daha da kuvvetleniyordu. Sanki ciğerlerine 100 tonluk bir kaya yerleştirmişlerdi. Son düşüncesi, boğularak ölmenin, göğüs bölgesinde yarattığı ağrı hissinin ne tuaf olduğuydu.

Birden ruhu başının üzerinden kayarcasına çıkarak yükseldi. Her şey bitmişti. Artık kimseye görmüyordu. Sadece solgun ve cansız bedeninin üzerinden süzülürken, etrafındaki kalabalığın toplam varlığını fark ediyordu. Yoğun bir öfke ve üzüntü hissediyordu.

.......................................................

Terk edilmişti...İhanete uğramıştı. ..ERKEKLER TARAFINDAN HAKSIZCA SUÇLANMIŞ VE CEZALANDIRILMIŞTI."



Bu kitabın içinde bir karakterin hikayesi ....... yazdığım yerlerde kitabın paragrafıdır.

Çok uzun olduğunun farkındayım yazının, ama beni bu bölüm etkiledi... Reakarnasyon diye tabir edilir.. Ayşe neden erkeklere güvenmediğini öğreniyor çünkü geçmişte böyle biri olarak dünyaya gelmiş... Bu inandırıcı mı? Bizim inançımıza göre böyle birşey mümkün değil ya bu kişinin söyledikleri bunların hepsini uydurdu mu?

Bilinçaltından bahsediyor kitapta eğer birşey varsa sende, tamam bu genelde doğru da adam seni aramıyorsa, ne bilinçaltı adam istemedi aramadı işte......

Kitap hakkında ne düşünüyorum, kitabı hala okuyorum bitince tekrar yazarım ....:))))












JULİA AND JULİA



Bu film izleyeli çok oldu aslında. Dün okuduğum dergide blog tanıtımı yapılıyordu. 3 kişi kendi blogunu anlatıyor. Biri bu filmden esinlenerek blog yazmaya başladığını yazmış. Bende bu filmi izlerken "öyle şey olur mu? sen yazıcan millet yorum yapıp sayfanı takip edecekler" derdim. Bazen çok cahil oluyor insan. Bu söylediklerim aklıma gelince bu filmi tanıtmak lazım dedim.

Ben çok beğendim filmi ve filmin güzel tarafı yaşanmış, gerçek bir hikaye şiddetle tavsiye ederim blogculara göre bir film :)))

Özellikle yemek blog yazarlarına....