2.04.2013

AŞKBOOK-8


SORUNLARI MASAYA YATIRMA ŞEKLİ...

Bir sorunu masaya yatırmanın en güzel yolu bence, BUNU SORUN TARTIŞMIYORKEN yapmaktır.

Tartışma dediğimiz şey aslında iki kişinin egolarının sidik yarıştırmasından başka hiçbir şey değildir. Ve hocam Darel'in bu konuda çok felsefi ve derin bir yorumu vardır.

-Sidik yarışını kim kazanırsa kazansın, iki tarafında paçaları çiş içinde kalır.

Biz nasıl zaman zaman kendi egomuzun etkisi ile istemediğimiz davranışlarda bulunabiliyorsak, aynı şey karşımızdaki insan içinde geçerli. Eğer tartışma anında bir saniye için durup 'Aa bak egosu nasıl kontrolü ele aldı. Canım yaa bütün çocukluğunda yaşadıkları şu an kendini gösteriyor' diyebilirseniz ve kendi cümleleriniz arasına beş saniyelik bir süre koyabilirseniz, bakın birdenbire nasıl yumuşak bir yere doğru gidiyorsunuz. Aynı televizyon kanallarının canlı yayınlarını, birkaç saniye geç vermeleri gibi. Yani tampon süre.

Kendinizin ya da sevgilinizin egosunu nasıl anlayabilirsiniz?

Çok kolay. Bir an durup tartışmaya bir bakın. Eğer konunun içeriğinde kimin HAKLI veya HAKSIZ olduğu tartışıyorsa, bilin ki egolar sidik yarıştırıyor demektir. 'Haklı olmak' egomuzun bayıldığı bir şeydir.

Diyelim karşınızdaki veya siz kendinizi bu durumda yakaladınız. Hemen durun dediğimde hep şu soru ile karşılaşıyorum; iyi duralım ama NASIL? o an herifin boğazını sıkı veresim geliyor.' tamam halısınız bende aynı şekilde hissediyordum. Çok basit bir kuralı anlayınca, tartışmanın ortasında durabilmek daha kolay hale geldi.

-Zaten bu tartışma sırasında bir şey çözemeyeceksiniz.

Bugüne kadar KAVGA ANINDA çözebildiğiniz bir tane bile sorununuz oldu mu? Hayır kesinlikle olmadı. O zaman ne kadar gereksiz bir şey yaptığınızı anlayıp durma fırsatınız olabiliyor. Fırsatı değerlendirmek ise tamamen size kalmış.

Diyelim tartışmayı durdurmayı becerdiniz. Tamam bugünlük olayı halledemedik ama en azından olayı daha da kötüye gitmesini önlemiş olduk. Şimdi gelelim KONUŞMA faslına.

'Aman olay nasılsa kapandı, boş ver şimdi yeniden vır vır dır dır yapmayalım' zihniyeti ile edle edebileceğiniz tek şey, olayı daha ileride YENİDEN yaşamak olacaktır. Çünkü olan tek şey egoların uykuya dalması, konu aslında kapanmadı. Elbette vır vır dır dır yapmayın, konuyu konuşun. Konuşurken AYNI tartışmayı yeniden başlatmak sorunu yine çözmeyecektir. Onun yerine sadece yaşadığımız sorun konusunda neler hissettiğinizi paylaşın.

Ben size bir örnek vereyim, siz buradan yola çıkarak kendi sorunlarınıza bunu uygulayın.

Diyelim ikinizde çelışıyorsunuz. Son derece yoğun iş hayatınız var ve şu aralar sizi rahatsız eden aramızda tartışmalar çıkmasına yol açan konu ev işleri. Hikaye bu ya, sevgiliniz, eşiniz size ev işlerinde hiç yardım etmiyor. Ve biliyoruz ki ev işleri kadının görevi falan değil. Daha doğrusu şaçma bir sebepten dolayı eskiden öyleyniş. Artık değişmesini zamanı geldi AMA adam bir kalas bu konuda. Muhtemelen bugüne kadar şu klasik yöntemleri denediniz.

-Rica ettiniz.
-Duygusal baskı uyguladınız.
-Surat astınız.
-Siz de ev işlerini yapmadınız ve ev ahıra döndü.
-Çemkirdiniz.
-Kavga ettiniz.
-Anasına şikayet ettiniz.
-Arkadaşlarınızla sevgilinizi çekiştirdiniz.

Ve sorun hala devam ediyor. Çünkü ya ev işlerini yaparken sinirli bir şekilde bunları ifade ettiniz, ya da ertesi sabah kahvaltı sofrasına cehennem azabına çevirdiniz. Ve doğal olarak, siz de sinirli olduğunuz için, hep saldırıda bulundunuz.

Gelin alt yazılarla, hiç farkında bile olmadan karşınızdakine nasıl saldırabildiğinizi izleyelim.

-Necati şu bulaşıklara bir yardım etsen eline mi yapışır?

Alt yazı: Elbette eline yapışmayacağını ikimizde biliyoruz. Ama sen o kadar öküz çıktın ki, abartmalar kullanmazsam anlamıyorsun.

Hiç kimsenin egosu böyle bir alt yazı karşısında sakin durmayacaktır haberiniz olsun. Paçaları sıvayın çünkü yarış başlamak üzere...

-Ayy bıktım artık. İşe git milletin ağız kokusunu çek, eve gel ev işi yap. Sen ofisinde rahat rahat otur, eve gel yemeğin önünde hazır.! Ohhh gel keyfim gel..

Alt yazı: Sen sefa yap ve ben senin yüzünden bu kadar acı cekeyim. Bunların hepsi senin suçun.

Hiç kimsenin egosu SUÇLAMAYI sevmez.

Eldivenleri takın maç başlıyor.

-Bana bak ben senin annen değilim.

Alt yazı: Sen hala beş yaşında bir çocuksun.

Eğer gerçekten kavga etmek istiyorsanız yukarıda ki cümleyi mutlaka kullanın. Kesin işe yarayacaktır. Hiç bir ego, olduğundan daha geride bir yerde görüldüğünü duymak istemez.

Örnekleri sabaha kadar çoğalta bilirim ama sanırım olayı anladınız. En azından şimdilik eşinize altyazılarla nasıl saldırdığınızı anladınız. Gelelim bunun çözümüne. Herhangi bir sorunu masaya yatırmadan önce lütfen şunu çok iyi değerlendirin.

'Bu durumun sorun haline gelmesi benim bakış açım yüzünden mi oluyor yoksa gerçekten bu halledilmesi gereken bir durum mu? Bu sorunu ben kendi içimde çözersem, benim gelişimime yardım mı edecek yoksa beni geriye bir yere mi götürecek?'

Yukarıdaki cümle son derece kavramsal olduğu için bir iki örnekle size açıklamak isterim.

Bir ilişkiler üzerine çalışmak için gelen evli bir öğrencim, eşinin, ev ile ilgili kararlara hiç destek vermemsinden yakınıyordu. Eve alınacak halıdan, koltuk takımına kadar, elektrik ve su paralarının takibine kadar herşey kendi üstüne kalmıştı.

Evet ilk anda adamı şuçlayabiliriz. Ama yapmadık. 'Yaşanan her sorunun yüzde 50 si bize ait. Bu hiçbir zaman değişmez' kuralından yola çıkarak kendisine bazı sorular sordum.

-Adam ilk baştan beri böyle miydi?
-Ayy Aykut ilk yıllarımızda her şeyi o yapardı. Elim sıcak sudan soğuk suya girmezdi valla.

-Peki sence bu 180 derecelik değişim ne zaman başladı?
-Ayy hiç hatırlamıyorum.

-Biraz düşün. İlk defa böyle bir tartışmayı ne zaman yaşadınız?
-Valla evlendikten hemen sonraydı galiba. Buzdolabı alırken birbirimize girdik ve dükkandan çıkıp gittiğimi hatırlıyorum.

-Niye çıktı gitti?
-Yanlış hatırlamıyorsam, mutfağın ölçülerini aldığı kağıdı evde unutmuştu. Bende sinirlendim. Ne beceriksizsin dedim.
(Hiçbir ego beceriksiz olduğunu duymaktan hoşlanmaz.)

Sorularıma devam ettim.

-Peki daha sonra hatırladığın olaylar var mı?
- Aslında en çok bebek doğduktan sonra başladı. Na zaman bebeğe onun bakması gerekse onu uyarmaya başladım.

Uzuuuunnnnn konuşmamızın sonunda öğrencim şunu farketti. Yaptığı her iş sırasında, o ya da bu sebeple kocasını eleştirdiği için, adam yavaş yavaş elini eteğini herşeyden çekmişti.

Şimdi siz istediğiniz kadar EV İŞLERİ konusunu masaya yatırın işe yaramayacak. Adamın bir kere sütten dili yanmış, yoğurt görünce koşarak kaçıyor. Hiç kimse eleştirilmekten hoşlanmaz. Hem de sevdiği biri tarafından.

Kendinizi bir düşünün. Hanginiz bugüne kadar, ELEŞTİRİLİRKEN bir işi daha iyi becerdiniz. Mümkün değil.

İşte bu noktada kendinize bakmanız gerekiyor.

'Ben sevdiğim insanı sürekli eleştiren biri olarak kalırsam, bu benim için iyi bir şey mi?'

Cevabınız evet bile olabilir. İnanın doğru ya da yanlış cevap yok. Bu tamamen sizin ne istediğinize bağlı.

Olmayacak tek şeyi söyleyeyim ben size, HEM siz değişmeyeceksiniz aynı kalacaksınız HEM adamın size yardım etmesini isteyeceksiniz. İŞTE BU OLMAZ.

Öğrencim, kendi değişiminin ona nasıl bir fayda sağlayabileceğini gördü ve ÖNCE kendisi değişmeye karar verdi.

İşte şimdi çözüme doğru yaklaştık. Artık karşımızdaki ile yapacağınız konuşma bile şekil değiştirecek. Kendisi MÜKEMMEL konuşmayı yaptı. Öncelikle hiçbir tartışmanın yaşanmadığı, aksine son derece keyifili yaşanan bir günü bekledi. Bir cumartesi akşamı, bebeği bakıcıya bırakıp başbaşa yemeğe çıktılar. Her şeyin son derece keyifli olduğu bir anda 'Seninle konuşmak istediğim bir şey var' dedi. Şuna benzer bir paragraf ile konuyu açtı.

-Seni yıllardır hep yaptığın işleri yapma şeklin yüzünden sürekli eleştirdiğim için özür dilerim. Eğer bunun daha erken farkına varsaydım daha erken değişme kararı alırdım. Eleştirmek tamamen benimle ilgili bir sorun bunun farkındayım. Sana bundan sonra bunu yapmama sözü veriyorum. Senden ricam bana eleştirilmediğin sürece  ev işlerinde yardımcı olman. Ev işlerini tek başıma yaptığım zaman, daha çok yorulduğum için, seninle de güzel vakit geçiremiyorum ve bu beni çok üzüyor.

Müthiş bir konuşma.
Karşınızdaki öküzün önde gideni değilse mutlaka anlayacaktır.

1-) Kendi sorumluluğunuzu, yani sorunun yüzde 50 sini yarattığınız kısmını sahiplendiniz.
2-) Karşınızdakine HİÇ saldırıda bulunmadınız. Altyazılarınızla bile.
3-) Durum karşısında NE HİSSETTİĞİNİZİ paylaştınız. Onu suçlamadan.

Şimdi alın kağıdı kalemi elinize ve eşinizle, sevgilinizle en son hatırladığınız tartışmada kullandığınız cümleleri yazın. SİZ bunlara altyazı  yazacak olsanız neler yazardınız. Bakalım hiç farkında olmadan nasıl saldırmışsınız.

KONUŞMANIN ALTIN KURALLARI:

1-) Asla tartışma sırasında olayı çözmek gibi bir hayale kapılmayın.
2-) Sorunun yaratımında ki kendi payınızı görün.
3-) Konuşma için güzel bir anı bekleyin.
4-) Krşınızdakini suçlamadan, sadece kendi hissettiklerinizi ifade edin.

Biraz tecrübe ile çok rahat ustalaşabileceğiniz bir davranış bicimi bu. Ve işe yaradığını göreceksiniz.



 

30.03.2013

PARA MIKNATISI..


Kendinizi zannettiğiniz kadar zengin ya da fakirsiniz.

Parayı çok fazla istedeğimizde, eninde sonunda, bağımlı olduğumuz hedefin, putlaştırılmasına sebep oluruz. Kitapta paranın enerji olduğunu ve ne kadar çok kendimize cekmek için uğraşırsak o kadar kendimizden uzaklaştırırız mantığını öğreniyoruz.


"Para bütün kötülüklerin anasıdır." Lafını "Para sevdası tüm kötülüklerin anasıdır." Lafı ile değiştirilmeli.

Parayı kendine çekme özelliğinin geliştirilmesi büyük ölçüde paranın uygun şekilde nasıl kullanılabileceğini anlamaya dayanmaktır.

Zenginlik ne demek? ?

Herkes için farklıdır bencede önce bunu bilmemiz gerekiyor. Sizce zenginilik ne demek yorumlarınızı bekliyorum..

Tuaf olan şey, çok az para ile geçinen insanların dünya nimetlerinden daha fazla yararlanması, daha çok tatile çıkması ve parası olanların asla beceremez gibi gözüktüğü bir şekilde, başka konularda da daha fazlasını yapmasıdır.

Paralarını tedbirli bir şekilde harcamak yerine meteliksiz kalıncaya kadar saçıp savuran pek çok film yıldızının hikayelerini hatırlaýın.

Buradaki mesele sadece ne kadara sahip olduğunuz değil, daha ziyade sahip olduğunuzu nasıl kullanıcağınızı ne kadar iyi bildiğiniz meselesidir.

Bir insan kendisini hissettiği kadar zengin ya da fakirdir.

Zenginlik "bolluk bilinci" dir. Ve fakirlik ise yokluk bilinci. Zenginlik ve fakirliğin her ikisi de ruh halidir.

Zenginlik bilinci zenginliği çeker.

Evrenden bir şey talep ederken pasif olmayın. Şansın size gelmesini beklemeyin.

Kendinize güvenin ve sizin, kendinizin, Kozmik gerçekliği oluşturan bütünün parçalarından biri olduğunuzu bilin.Zaten bulluk içinde yaşıyor olduğunuz bilincini kazandığınızda, daha fazla zenginliği kendinize doğru çekeceksiniz.

Öldükten sonra Aziz Peter tarafından cennette gezdirilen biri adamın hikayesi vardır. Dolaşırlarken, Aziz Peter in "cennetin hurdalığı" olarak adlandırdığı bir yere gelirler.

Aziz Peter, "Burada dünyada yaşayan insanlara cennetten gönderilen ama onların reddettiği tüm hediyeleri bulacaksın" diye açıklar.

Yeni gelen, " Ama bu mümkün değil!" DER. "Bunların bazıları çok güzel. Şurada duran Cadillac arabaya bak. Bunu kim reddetmiş olabilir ki?"

"Özellikle o araba yı sorman ilginç" diye yanıtlar Aziz Peter. " Aslına bakarsan, o Cadillac ı reddeden kişi sendin."

"İmkansız! " diye karşı çıkar öteki. "Bu kadar muhteşem bir hediye yi asla geri çevirmezdim."

"Ne olursa olsun, o sendin. Cadillac sana teslim edilmek üzere hazır bekliyordu. Ama sen bir araba sahibi olabilmek için her dua edişinde, gözünde küçük bir Volkswagen i canlandırıyordun."

İnsanlara fikirlerini nasıl gerçeğe dönüştüreceklerinin öğreten kitaplardan benim bildiklerimin çoğunu, istenilen şeyi, boyutu ve şekline kadar tüm detaylarıyla imgelemenin (düş taplosu) önemi üzerinde dururlar. Bir araba mı istiyorsunuz? Hangi modeli istiyorsanız onu, rengini , şeklini gözünüzün önüne getirin; onu garajinıza park etmiş şeklinde, hatta belki anahtarları üzerinde hayal edin...

Yazar Hakkında....

J.Donald Walters, aynı amaçla bir araya gelmiş insanların oluşturduğu topluluklardan en büyüğünü kurmuş ve yönetmekte olup; iyi tanınan East-West zinciri, iki yayınevi, çeşitli doğal gıda dükkanları ve restoranları, dört okul, iki tane dünyaca bilinen dinlenme merkezi ve diğer küçük işletmeler olmak üzere tamamı büyümeyi ve güçlenmeyi sürdüren yatırımların kuruluşunu idare etmiştir. Kitapları ve müzik kayıtları dünya çapında 2,5 milyon adet satmış ve 22 dile çevrilmiştir.

Bu kitapta bulunan bir kaç tane yazıyı da sizinle paylaşıcağım bence bilinmesi gereken çok güzel konular bunlar.... iyi okumalar. 

29.03.2013

KARİYER KAVRAMININ ORTAYA ÇIKIŞI


Kariyer kavramı, tam anlamıyla 1970' li yıllarda incelemeye alınıp, iş dünyasında kullanılmaya başlanmıştır. Ancak yönetim tarihine baktığımız zaman kariyer kavramının, moderb kamu hizmeti anlayışının gelişmeye başladığı on altıncı yüzyıldan başlayarak, özellikle devlet memurluğu kavramı ile beraber ortaya çıkıp, gelişme gösterdiği görülmektedir. Kariyer kavramının on altıncı yüzyıldan bu yana keşfedilmiş olmasına rağmen, insanlık ve iş dünyası için bilimsel olarak kullanılmaya başlaması ilk olarak Anne Roe' nun 1956 yılında yazmış olduğu 'Meslekler Psikolojisi' kitabında görülmektedir.

Daha sonra 1950 yılında Donald E. Supper' in yazdığı 'Kariyer Psikolojisi', 1963 yılında Triedeman ve O' Hara' nın 'Kariyer Gelişimi Seçimi ve Uyarlanması ile Bireysel Kariyer Gelişimi Teorisi ' ve bunlara ilave olarak 1966 yılında John Holland' ın yazmış olduğu ' Meslek Tercihi Teorisi' kariyer konusunu tartışılır hale getirmiştir.

1970' li yıllardan bu yana ise, kariyerin ve insan yaşamının nasıl gelişim ve değişim gösterdiği, bilim adamlarının daha yoğun biçimde ilgi odağı olmuştur. 1980' lerden sonra ise globalleşmenin bir sonucu olarak ortaya çıkan yeni yönetimsel yaklaşımlar,örgütlerde kariyer konusunu ön plana çıkarmıştır. Kariyer kavramının bu gelişiminde, özellikle insan psikolojisinin ve örgüt içindeki davranışlarının önemli olduğu da ifade edilebilir.

MOBBİNGCİ TİPLERİ



1- Narsisist Mobbingciler; Narsisist kişilik üstünlük duygusu, beğenilme gereksinmesi ve empati yeteneğinden yoksun olmanın yarattığı bir yapıdır. Narsisist, kendisinin çok önemli olduğu duygusunu taşır. Narsisistler gösterdikleri başarıları ve sahip oldukları becerileri olağanüstü olarak görüp abartırlar. Yeterli bir başarı göstermemekle birlikte, diğerlerinin, kendilerini üstün bir birey, değerli bir kişilik olarak kabul etmelerini beklerler.

2- Hiddetli, Bağırgan Mobbingciler; Bunlar tipik mobbingcilerdir. Korku verip yıldırarak, kontrol sağlamaya çalışırlar. Bu tarz insanlarla yaşamak adeta olanaksızdır. Karakterleri nedeniyle duygularını kontrol edemezler. Hiç sebep yokken etrafındakilere bağırır, çağırır, küfür ve beddua ederler. Daha sonra hiçbir şey olmamış gibi yeniden işlerinin başına dönüp çalışabilirler. Her şeyin onların söylediği şekilde yapılmasını isterler ve sık sık amirin veya patronun kendileri olduğunu hatırlatır. Aradıkları kişiyi, yerinde bulamamalarına tahammülleri yoktur.

3- İki Yüzlü Yılan Mobbingciler; Bunlara, saman altından su yürüten mobbingciler adı da verilebilir. Bu tarz mobbingciler, devamlı yeni kötülüklerin peşindedir. Kurbanlarını hiç rahat bırakmazlar. Mobbing yapmaktan büyük zevk duyarlar. Karşısındakini strese sokmak ve mahvetmek için devamlı yeni yollar ararlar. Başkalarının üstünlüğünü, başarılarını ve yükselmelerini hazmedemezler. Yaptıkları her şeyin çok iyi bilincindedirler. Suçu çok rahat başkasının üzerine atabilecekleri gibi, masum olduklarına dair hemen yemin etmeye de hazırdırlar.

4- Megaloman Mobbingciler; Kendilerini büyütme gereksinimi ve numara yapma, kişiliklerinin en önemli özelliklerindendir. Kendine güvensizlikleri, başkalarına karşı kıskançlık, nefret ve saldırganlık şeklinde yansır. Hedef seçtikleri kişilere sürekli kendilerinin üst olduğunu kabul ettirme gereği duyarlar. Koşullara göre yeni kurallar oluştururlar. Bu uydurdukları kurallara kendilerini dışında herkes uymak zorundadır.

5- Eleştirici Mobbingciler; Sürekli olumsuzdurlar. Hata ararlar. Sürekli konuşur, şikayet ederler. Etrafındaki kişileri şikayetleri ile bıktırırlar. Diğer çalışanları sürekli çalışmaya ittikleri için, kendi yöneticileri tarafından sevilirler.

6- Hayal Kırıklığına Uğramış Mobbingciler; Mobbingci bireyin, çalışma yaşamı dışında kendi özel yaşamında karşılaştığı problemler veya çatışmalar, genellikle onda giderilmesi güç bir hayal kırıklığına yol açarlar. Ancak çoğu kez bu çatışmalar, gerçek sınırlarını aşıp iş ortamına taşınır ve bir şekilde iş arkadaşlarına yöneltilir. Yaşanan tüm olumsuz duygular, tüm yetersizlikler veya kötü deneyimler, başkalarına boşaltılmaktadır.
 
7- Fesat Mobbingciler; Devamlı yeni kötülükler arayışında olup, iftiralarla başkalarını yaralamaya çalışırlar.

8- Tesadüfi Mobbingciler; Bir çatışmanın gelişmesi sonucunda üstün taraf olma özelliği kazanarak rastlantısal olarak ortaya çıkarlar. Karşılarında hedef aldıkları kişiyi adeta tamamen mahvetmeye hazırdırlar.

9- Pusuda Bekleyen Mobbingciler; Bu tip mobbingciler, görünüşte izleyici konumundadır. Hedef kişiye bariz bir şekilde saldırarak çatışma içinde yer almasalar da sanki pusuda bekler gibidirler. Mağdura karşı yapılan psikolojik tacizi durdurmak için hiçbir girişimde bulunmamaları, bir diğer deyişle tepkisizlikleri de, onlara işyerinde psikolojik tacizci ile eşdeğer nitelik kazandırmaktadır.

10- Dalkavuk Mobbingciler; Amirlerinin gözüne girmek için devamlı yaranma halindedirler. Sanki amirlerinin dalkavuğu gibi hareket ederler. Yine amirlerinin gözüne çalışkan gözükmek için astlarına bağırıp çağırır, adeta terör estirirler.

11- Zorba Mobbingciler; Son derece acımasız ve zalimdirler.Başkalarının gereksinmelerine, isteklerine hiç önem vermezler. Kendilerini herkesin üstünde gördüklerinden herkese köle gibi davranmaktan çekinmezler.

12- Korkak Mobbingciler; Bir başkasının kendisinden daha başarılı olacağını, daha çabuk yükseleceğini düşündüklerinde dahi paniğe kapılırlar. Rakip kişinin onun görevlerini veya konumunu elinden alacağından korkarlar. Kendilerini korumak için başkalarına mobbing uygulama yolunu seçerler.

13- Kıskanç Mobbingciler; Bu tarz mobbingciler, bir başka kişinin kendisinden daha iyi olduğunu asla kabul etmez. İşyerindeki başarılı kişiyi yok etmek için psikolojik taciz silah olarak kullanmaya başlar.

14- Hırslı Mobbingciler; Bu kişiler, hedefledikleri yer kendi beceri ve yeteneklerinin üstünde dahi olsa yükselmek için her şeyi göze alırlar.Yasal olmayan yollara bile başvurmaktan kaçınmazlar. Kendi çıkarları uğruna her şeyi ezip geçerler. Çok acımasızdırlar.

Kaynak: İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing)
Prof. Dr. Pınar Tınaz
 

27.03.2013

MOBBİNG’ İN FİZYOLOJİK BELİRTİLERİ



Fizyolojik belirtileri 9 farklı grupta ele alabiliriz.

Beyinle ilgili Fizyolojik Belirtiler; Sıkıntı, panik atak, depresyon, yarım baş ağrısı, baş dönmesi. Hafıza kaybı, dikkati toplayamama ve uykusuzluk.

Deriyle ilgili Fizyolojik Belirtiler; Kaşınma, kızarma, pullanma veya döküntü gibi deri hastalıkları.

Gözlerle ilgili Fizyolojik Belirtiler; Ansızın göz kararması, görmede bulanıklık.

Boyun ve sırtla ilgili Fizyolojik Belirtiler; Boyun kaslarında ve sırtta ağrı.

Kalple ilgili Fizyolojik Belirtiler; Hızlı ve düzensiz çarpıntılar, kalp krizi.

Eklemlerle ilgili Fizyolojik Belirtiler; Titreme, terleme, bacaklarda halsizlik hissetme, kas ağrıları.

Sindirim sistemiyle ilgili Fizyolojik Belirtiler; Yanma, ekşime, hazım zorluğu gibi mide rahatsızlıkları, ülser. Bazı ileri olgularda bulimya.

Solunum sistemiyle ilgili Fizyolojik Belirtiler; Nefessiz kalma, nefes almama gibi solunum sorunları

Bağışıklık sistemiyle ilgili Fizyolojik Belirtiler; Organizmanın savunma yapılarında zayıflama, hastalıklara çok çabuk yakalanabilme.

 

 

Kaynak: İşyerinde psikolojik Taciz (Mobbing)

Prof. Dr. Pınar Tınaz

26.03.2013

AŞKBOOK-6


EVET EVET DEĞİŞECEK!!!

En başta verdiğimiz bir söz var ya, özellikle evlenenler için söylüyorum bunu 'Ölene kadar seveceğime söz veriyorum' yahu o kadar güzel bir geceyi böyle bariz bir yalanla nasıl batırabiliyorsunuz?



Size ölene kadar sevgi olmaz ASLA demiyorum. Elbette olur, çok da güzel olur. Altını çizmek istediğim şey şu; siz bu sözü verirken kastettiğiniz şey aslında SEVECEĞİM değil, seninle ölene kadar evli kalacağım.

İşte bu sözü - her ne kadar iyi niyetli olsanız bile- veremezsiniz. İkinci kitabımda verdiğim örneği burada da kullanmak istiyorum.

Bir düdüklü tencere aldığınızda, eğer kutusunda HAYAT BOYU GARANTİ yazısını görüyorsanızeminim siz de benim gibi gülümsüyorsunuzdur. Kimin hayatı, ya şirket kapanırsa, ya ben kazık takmış bir şekilde 108 yıl yaşarsam? O kadar boş bir garanti ki verdikleri. Bir tencerden bile beklemeyeceğiniz şeyi evlendiğiniz insandan bekliyorsunuz, Valla BRAVO.

Evet bir evlilik bile yaşam boyu sürebilir. Ben de öyle olsun isterim kendi evliliğim için AMA bunun olması için sözler veremem ve söz isteyemem ÇÜNKÜ her gün değişiyoruz. Her gecen yıl bizi farklı birisi yapıyor ve bir ilişki, evlilik ancak, iki tarafta paralel değişim içindeyse hayatlarının sonuna kadar sürebilir. Bu konuyu en son biraz daha deşeceğim merak etmeyin. Şimdi bahsetmek istediğim şeyse DEĞİŞİM.

Biri ile birliktesiniz ve sevmediğiniz bazı huyları var. Belki sizi anlamıyor, belki sizi eleştiriyor, belki sizde olan ve onun sevmediği bazı özellikler yüzünden tartışıyorsunuz, belki çocuğun yetiştirilmesi ile ilgili fikir ayrılıkları yaşıyorsunuz.

Yaşadığınız sorun her ne ise, eğer TOLERE ediyorsanız yandınız. Çünkü bir yandan tolere ederken bir yandan da karşınız daki insanın değişmesi üzerine YATIRIM yapmaya başlıyorsunuz. Ve başlıyorsunuz beklemeye 'Ee hadi değişsin ama..'

Eğer kendisi durumun farkında değilse, kendisi bunun değişmesi gerektiğinin farkında değilse ASLA DEĞİŞMEYECEK, daha doğrusu sizin istediğiniz yönde değişmeyecek çünkü farkında olmadığı sürece doğru bir şey yaptığını zannediyor. Siz onun değişmesini beklediğiniz, umutla beklediğiniz sürece, onu tolere ediyor olacaksınız. Ve sakın unutmayın; tolerasyon bir meziyet değil, aksine ateşin üzerinde unutulmuş düdüklü tenceredir ve PATLAYACAKTIR. Siz de eminim sonunda patlayacaksınız. İşte ondan sonra hakimin önüne geçer ve 'şiddetli geçimsizilik' maddesi altında boşanırsınız, hiç şaşırmayın.

Karşınızdaki insanın beğenmesiğiniz bir huyu varsa lütfen kendinize şu soruyu sorun.

-Bu huyunun HİÇ değişmemesini ama hiç değişmemesini KABUL EDEBİLİYOR MUSUNUZ?

Öyle mahsuscuktan kabul etmekten bahsetmiyorum. Gerçekten kabul etmekten bahsediyorum. Bunu yapamıyorsanız, karşınızda ki insana değişebilmesi için gereken alanı, gereken fırsatı tanımıyorsunuz demektir. Çünkü enerjinizle, bakışınızla,laflarınızla sürekli değişmediğini hatırlatacaksınız ona.

Esra ile ilk defa birlikte yaşamaya başladığımızda bir huyu beni fazlasıyla rahatsız etmeye başlamıştı. Esra tam bir telefonkolikti. Hala bugün bile ne zaman bu hikayeyi anlatsam itiraz eder. Aslında itirazlarında haklı da çünkü onun algısına göre çok doğal olan, benim algıma göre doğal olmayan bir şeyi yapıyor. Yani ikimiz de haklıyız. Ben sadece kendi açımdan olayı yaşadığım şekli sizlerle paylaşacağım.

Ne zaman arabaya binsek hemen telefona sarılır, ne zaman bir yerde yemek yesek mutlaka telefonda olur. VE ben bu durumu bir türlü kabullenemiyordum. Zaten önceki kısımları da hatırlarsınız, o zamanlar sevgininde ispatlanmasının peşinde olduğum için bu beni iyice çıldırtıyordu.

Tolerayon vitesine geçmiş bir şekilde yaşıyorduk günlerimiz. Önce konuştum, olmadı. Sonra tartıştım, yine olmadı. Hatta inatlaşma yoluna bile gittim. O her telefon çaldığında ben birilerini arıyor ve daha yüksek sesle konuşuyordum. Telefonu ilk açan o olduğu içim 'telefondayım biraz yavaş' diye fırça yiyip oturuyordum aşağı.

Sonunda size tavsiye ettiğim soruyu kendime sordum.

'Esra hiç değişmesse, hayatı boyunca böyle kalsa, ben bunu kabullenebilir miyim?'

İlk tepkim elbette hiç iç açıcı değildi. Kabus gibiydi hatta. Fakat sonra bu ilişkinin güzel yanlarını düşünmeye başladım. İki seçeneğim vardı. Ya bu yüzden sürekli tartışacak ve olayları iyice çukura itecektim, ki bu ilişkinin ileride bitmesine bile yol açabilirdi ya da bir şekilde bu durumla huzur içinde yaşamayı öğrenecektim. Ben ilişkiyi seçtim. Her bu duruma maruz kaldığımda, durumun içinde huzur bulacağım bir şeyler aramaya başladım.

-Ee bak ne güzel o telefondayken benim de kendime ayıracak vaktim oluyor.
-Ben de hafta mı planlarım.
-Bir film seyrederim.

Artık aklıma ne geldiyse odağımı oraya çevirdim. Bir süre sonra, iki ay kadar kısa bir süre sonra durum benim için tamamen kabul edilebilir bir hal almıştı.

Bir akşam eve geldiğimde Esra yine telefondaydı. Kafamı salondan içeri uzatıp ona bir öpücük gönderdim ve banyoya girmeye karar verdim. Telefonda olması beni rahatsız etmediği gibi aksine 'ohh bende güzel bir köpük banyosu yapar, günün yorgunluğunu atarım.' diye düşündüm. Tam banyo kapısından girerken Esra' nın sesini duydum. Telefonda ki arkadaşına şöyle diyordu.

-Canım Aykut şimdi geldi. Öğleden beri görüşemedik. Onunla vakit geçireyim şimdi, seni yarın ararım.

İki ay önce duyabilmek için sağ kolumu feda edebileceğim cümleyi söylemişti. Hem de ben artık hiç beklemiyorken. Beklemediğimden eminim çünkü bunu duyduğumda benim aklımdan geçen düşünce ise şu olmuştu.

-Ama ben köpük banyosu yapacaktım yahu ;)))

Onun değişmesine BAĞIMLI olmadan, değişmesi için yatırım yapmadan durumu kendi içimde kabul etmiş VE ona EĞER ARZU EDİYORSA değişebilmesi için gerekli alanı vermiştim.

Burada özellikle sizi uyarmak istediğim bir şey var. Bu konuyu size bu kadar kısa biir sürede anlatabilir miyim emin değilim ama yine de ucundan çıtlatayım.

Karşınızdakini kabullenmeyi, sakın size yapılan bazı diğer davranışlarla karıştırmayın.
Buna benzer örnekleri anlattıktan sonra bir öğrencim olayı ters yöne doğru götürmeye başlamıştı. Kocası sürekli hakaret ediyor, arkadaş grupları içinde karısını aşağılıyor, 'sen beceremezsin,sen salaksın,sen elini bir işe attın mı o iş yandı.' gibi cümlelerle konuya devam ediyordu. Öğrencim bu durumu kabullenmeye çalışmaya çalışmış.

Aman diyiyim burada çok dikkat edin;

Odundan mermer masa yapamazsınız. Evet o odunu siz çektiniz kendinize ama mermer masa yapın diye değil. Neyin ne olduğunu anlayın diye.

Peki bu durumda hangi olayı kabulleneceğiz, hangi olaya HAYIR diyeceğiz.

Aslında aradaki farkı anlamak çok kolay.

Eğer karşınızda ki insanın davranışı, size karşı yapılan bir şeyse, HAYIR deme vakti gelmiş demektir. Eğer karşınızdaki davranışı size karşı yapmıyor sadece kendi istediği şekilde davranıyorsa, o zaman secenek vakti gelmiş demektir.

Esra bana kıllık olsun diye, bana hakaret olsun diye, beni aşağılamak veya benden uzak durmak için telefonda konuşmuyordu. Telefonda konuşmayı sevdiği için konuşuyordu.

yağmurun dünyası: facebook