17.02.2014

ÖĞRENİLMİŞ CARESİZLİK- 2


Devasa büyüklükteki bir filin önüne geçip onu durdurabilir misiniz? Prangalara vurabilir misiniz? Gitmek isterse engelleyebilir misiniz?


Afrika daki devasa filler ince bir halat ve bir kazık yardımıyla tutulur. Nasıl mı? Filler daha yavruyken, ayaklarına bir halat bağlanır. Tabii ki, başlangıçta yavru fili tutmak kolay değildir. Hemen teslim olmayıp, halattan kurtulmak için elinden geleni yapan yavru fil, ayaklarını çekiştirir, kaçmaya çalışır, kurtulmak için meydan okur. Fakat halat, küçük bir fili durdurabilecek kalınlıktadır. Sonunda kurtulmayacağını anlayan yavru fil vazgeçer ve bu halatla birlikte yaşamayı kabul eder. Artık, durumu değiştirmek için bir çaba göstermez; çünkü, ne yaparsa yapsın halattan kurtulamayacağını öğrenir bu küçük fil. Bunu zihnine kodlar. Yaşamının bundan sonrasını, kendini tutsak eden bu ipe saygı göstererek geçirecektir.


Fil küçükken, o ipten kurtulamayacağını öğrendiği için tekrar kaçmayı denemez. Sonrasında tonlarca ağırlığa gelse bile bedeninin ulaştığı gücün farkında olmadığı için kaderinin o ipe bağlı bir şekilde yaşamak olduğunu düşünür. Oysa hareketlerini kısıtlayan şeyin, ip değil, kendisi olduğunun farkına varsa, biraz zorlasa, toprağı köküyle birlikte yerinden çıkartabilecek güçtedir.


Eskiden sahip olamadığı bir güce ulaşmış, ama en önemli özelliğini cesaretini ve kendine olan özgüvenini kaybetmiştir. Sahip olduğu inanılmaz gücün farkında değildir; çünkü, öğrendiği bilgi kendini yere bağlayan halattan çok daha sağlamdır. Tıpkı bizlerin bilnçaltı kodlamaları gibi...

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK


California Üniversites inde Öğrenme konusunda, maymunlar üzerinde yapılan bir araştırmadan bahsetmek istiyorum. 


Deney, maymunların bir izleme kafesine yerleştirilmesiyle başlıyor. Kafesin ortasında, tavana asılı kocaman bir muz koçanı duruyor. Tüm deneysel koşulları hazırladıktan sonra maymunları kendi haline bırakan araştırmacılar onların hareketlerini gözlemliyor. Maymunlardan bir tanesi doğal olarak muzu almak için yukarı tırmandığında, hem muza ulaşan maymuna hemde aşağıdaki maymunlara tazyikli su fışkırtıyor. Tazyikli suyun etkisiyle kafesin farklı köşelerine savrulan maymunlar neye uğradıklarını şaşırıyorlar.

 Bir süre sonra bir başka maymun muzu almaya kalktığında, aynı olay bir kez daha tekrarlanıyor. İyice ıslanan ve sersemleyen maymunlar bu kez muz ile su arasında bir ilişki kurmaya başlıyorlar. Bu durum, bir kez daha tekrarlandıktan sonra, artık muzu almaktan vazgeçiyorlar; çünkü, bu çabalarının sonucunda ıslandıklarını anlıyorlar. Biraz zaman geçtikten sonra, tepelerinde asılı duran muza aldırmadan kafes içindeki normal hayatlarına devam ediyorlar.

Deneyin bir sonra ki aşamasında, kafesin içindeki maymunlardan biri dışarı çıkartılıyor. Yeni gelen maymun çok doğal olarak muzu almaya kalkıştığında, bütün maymunlar çığlıklar içerisinde saldırgan davranışlar göstererek yeni gelen maymuna engel oluyorlar. Bu olay bir kaç kez tekrarlandıktan sonra yeni gelen maymunda muzu almak için hiçbir çaba göstermiyor.


Yavaş yavaş her hafta kafesten bir maymun çıkarılıp, yerine tazyikli su deneyimi yaşamamış yeni bir maymun konuluyor. Her seferinde yeni gelen maymun muza ulaşmaya çalıştığında kafesteki maymunlar ona engel oluyor.

Sonunda kafeste, tazyikli su deneyimi yaşamış hiç bir maymun kalmıyor. Bu deneyimi yaşamış son maymunda kafesten çıkarıldıktan sonra yeni gelen maymun doğal olarak muza ulaşmaya çalıştığında, kafeste bulunan maymunlar, tazyikli su deneyimi yaşamadıkları halde yeni gelen maymunu durduruyor. 

Dışarıdaki maymunlar, kafesteki maymunlarla yer değiştirdikten sonra, tazyikli su deneyimi yaşamadıkları halde neden böyle davrandıklarını bilmiyorlar. Tek bildikleri, böyle öğretildiği. Yalnızca, muza ulaşmaya çalışırlarsa başlarına kötü bir şey geleceğini düşünüyorlar. Böylece sorgulama gereği hissetmeden, öğrendikleri şeyi yapmayı sürdürüyorlar.

16.02.2014

ÇOCUĞUM, İŞİM, EŞİM... PEKİ YA BEN?


'Hayatta tek bir başarı vardır, o da hayatı bildiğimiz gibi yaşamak...'
                                 
                                                                                               MORLEY


Kitabı tavsiye ederim. Kısa bir zaman diliminde okuyup bitirdiğim bir kitap. Anlattıkları ise tam günümüz kadınları için KARİYER de YAPARIM ÇOCUKTA diye tutturan kadınların işlerinin ne kadar zor olduğunu ve yapmasalar daha iyi olur dedirten bir kitap. 

Evliliğimin ilk altı ayı dolmadan bu kitabı okuduğum için çok mutluyum ve evlenmeden önce kadınların okumasını tavsiye ederim. Evli ve çocuklu kadınlarsa kendilerinden çok şey bulacaklardır. 

Ve yazarın blogu olduğunu okuduğumda da çok sevindim. Bakmak isteyenler için                     adresi: http://www.gokkusagikadinlari.blogspot.com.tr/

Bayan Güçlü, Bayan Kariyer, Bayan Huzur, Bayan Farkında, Bayan Evcimen, Bayan Estetik, Bayan Anne, Bayan Yürekli ve Bayan Üretken var. Bu kadınlara sorulan sorulara verdikleri cevapları yazılmış. Hayatlarını dürüstçe ve gerçek yaşanılanlar anlatılmış.

Akan bilgi paylaşıldıkça ruhlarımızı aydınlatıyordu.

Şunu öğrendim ki, kendimden, çocuğumdan, eşinden ve sevdiğin şeyleri yaparak geçireceğin bir ömürden çalan fazlalıkları budamak gerekli. Hayat dediğimiz bu değil mi zaten?

BAYAN ESTETİK;
'Benim için de en önemli şey benim mutluluğum. Çünkü ben mutluyken eşime ve çocuklarıma sevgi ve ilgiyi sınırsızca verebiliyorum. Mutsuz olduğumda ise gerekli olduğu için vermeye çalışıyorum. Onun için benim mutluluğum çok önemli.'

BAYAN HUZUR;
'Bir de sosyalleşmek ve sosyalleşirken de hayatımda beni yukarıya taşıyacak insanların olması çok önemli. Asla aşağıya çeken insanları hayatımda istemiyorum. Bana bir şeyler katsın, bu önemli! Tüm bu söz ettiklerimi hayat felsefem haline getirdim ve bunun içinde çok mutluyum.'

Nerede nasıl yaşarsan yaşa, ne işi yaparsan yap, asıl mutluluk insanın içinde, hedeflerinde ve algılama biçiminde... Sen değişirsen dünya değişiyor...

Mutsuzluğumuz ya da mutluluğumuz, temelde seçtiğimiz yaşamlara dayanıyor. Seçtiğimiz ve kurduğumuz yaşamın içinde kendimiz ne kadar fazla yer alıyorsak o kadar mutlu oluyoruz.

BAYAN ESTETİK;
'Ama şunu da biliyorum ki, 15 yaşına geldiğinde bana ihtiyacı olmayacak ve bu yüzden kendime de yatırım yapmam gerekli. 15 yaşına geldiğinde beni istemeyecek hatta. İşte o zaman hayatımda başka şeylerde olmalı ve onu bugünden kurmaya başlamak gerek. Çünkü hayat çok hızlı akıyor. Kendi hayallerimi şu anda planlamam gerekli.

BAYAN FARKINDA;
'İnsanın ne istediğini bilmesi ve buna göre yaşaması mutluluk getiriyor.'

Annelik gerçekten de bir milattı. Doğumdan sonra hepimiz hayatlarımıza kalın birer çizgi çekip oyun alanlarımızı kendimiz belirlemiştik. Doğumla beraber bakış açımız, algılarımız, tercihlerimiz, yaşam tarzımız, sosyal çevremiz tamamen değişmişti. Aslında kendine yeniden doğmaktı.

BAYAN FARKINDA;
'Annelerimizle ilişkimiz belirliyor çocuğumuzla ilişkimizin durumunu... Annemizin en çok eleştirdiğimiz bir yanını, bakıyoruz ki biz yapmaya başlamışız çocuğumuza.. Ya da farkındalığımızı oluşturarak tam aksini yapmayı seçebiliyoruz... Ne enteresan! Hepimiz geçmişimizden besleniyoruz gerçekten...

BAYAN HUZUR;
'Hamileliğimde bana demişti ki 'Sen ne hissedersen çocuk onu yaşar, onun için mutlu olman lazım.' Sonrasında da ben sadece mutlu olmaya odaklandım.'

BAYAN FARKINDA;
'Benim gözlemim şu; Bir kadın anne olduktan sonra, o eşi neden seçtiğini unutuyor. Kadınlığını da unutuyor ve koca sadece 'baba' oluyor kadının gözünde. O adamla evlendiğinde o adamı eş olarak görüyordun ve sen de kadındın. Evlenirken o adama aşıktın ve seni çeken bir sürü başka özelliği vardı.'

BAYAN YÜREKLİ;
'Anne olduktan sonra yanı hayatı yaşamıyorsun artık. Bir sürü şeyi bilmek ve öğrenmek zorunda kalıyorsun. Daha endişeli oluyorsun, daha karmaşık yaşıyorsun. On tane şeyi aynı anda düşünüp, yapmak zorunda kalıyorsun ve buna alışmak çok zor aslında. Hayat değişiyor ama eşin aynı hızda değişemiyor. Bir sürü istemediğin sorunla uğraşıyorsun; gazıydı, uykusuzluğuydu, ağlamasıydı ve onun dilini de daha anlamadığın için hayat çok zor geliyor. Annelik denilen şeyin kitabı da yok maalesef ve burada en önemli şey senin bunu nasıl gördüğün ve nasıl göğüslediğin. Sen ne kadar kasılırsan olay da o kadar kasılıyor, sen ne kadar kolay içselleştirirsen süreç o kadar kolay yürüyor.

BAYAN FARKINDA;
'Öncelikle bir sıfat daha kazanıyorsun ve 'ANNE' oluyorsun.'

BEKLENTİLERİ YÜKSEK KADINLARIN KOYU BİR YALNIZLIĞI OLUR.

                                                                      MURATHAN MUNGAN



Kitapta daha önce blogumda da paylaştığım CAN YÜCEL in güzel şiiri SAĞLIK OLSUN da var.


11.02.2014

Finansal Aldatma


Hürriyet gazetesinin internet sitesinde 01 Eylül 2013 tarihinde bir yazı okudum. Köşesinde ‘Aşk Meşk ve Ötesi’ adı altında yazılarını paylaşan Sabanur Kıraç’ ın finansal aldatma hakkında yazdıklarını okuyunca çevreden gördüklerimle yazının içeriğinin ne kadar doğru olduğunu farkettim. Okumayanlar için yazıyı bir de ben paylaşıyorum. İyi okumalar 
Bütçelerinizi birleştirmenize, hayatı paylaşmanıza, finansal kararları beraber almanıza rağmen sevdiğiniz kişiden para kaçırıyor ya da yaptığınız harcamalarla ilgili yalan söylüyorsanız bilin ki onu aldatıyorsunuz! Üstelik yalnız da değilsiniz.

Bugün her iki kişiden biri öyle ya da böyle sevdiği kişiye parayla ilgili yalan söylüyor. Kimi satın aldığı şeyleri saklıyor, kimi harcadığı parayı gizliyor, kiminin gizli bir hesabı ya da kredi kartı var kimiyse borç içinde ama sevdiğine söylememiş… Her nasıl ve neden
olmuşsa olmuş ve Forbes’ın yaptığı bir araştırmaya göre bugün, finansal aldatmaların sayısı cinsel aldatmaları bile geçmiş.
Biliyorum, finansal aldatma kulağa ilk bakışta o kadar tehlikeli ya da büyük bir olaymış gibi gelmiyor. Ama işin içine girdikçe finansal aldatmanın ne kadar büyük bir sorun olduğu daha da iyi anlaşılıyor.


Finansal aldatmada belki otel odalarında buluşmalar ya da gizli gizli mesajlaşmalar yok ama bu aldatma türünde de sırlar ve yalanlar var. Ve bunlar bir ilişkiyi temelleri ne kadar sağlam olursa olsun kökünden sarsabiliyor.
Gizli gizli alınan ayakkabılar, yapılan spor kanalığı üyelikleri, verilen veya alınan borçlar ve saklanan gelir gider tabloları… Size masum mu görünüyor? Belki. Peki ama bunlar birer kandırmaca mı? Evet! Yalan mı? Evet! Peki aldatma mı? Kesinlikle!


Sevdiğiniz kişiden bir şey saklamak, onun arkasından iş çevirmek, sebebi ne olursa olsun aldatıcıdır. Onu korumak için söylediğiniz bir yalan bile yine de yalandır ve o yalanı söylediğiniz anda karşınızdaki kişinin güvenini sarsmaya başlarsınız.
O yüzden eğer karşınızdaki kişiyi gerçekten seviyor ve onu kaybetmekten korkuyorsanız yapmayın. Sadece yatakta değil başta finansal konularda olmak üzere her konuda dürüst olun. Unutmayın yalan yalanı doğurur ve borç da borcu… Ve evet finansal aldatma da aldatmadır!

Erkekgiller

Konu para olunca erkekgillerin türleri saymakla bitmez. O yüzden konuyu biraz daha daraltalım ve finansal açıdan sadakatsiz erkekgilleri türlerine ayıralım:
-Maaşını şişkin gösterenler: Bu türler genelde paranın her şeyi satın alabileceğini sanan safgillerle aynı familyadan gelir. Bir lira kazanıyor olsa sorulmadan bin lira kazanıyorum derler ve inandırıcı olmak için son model cep telefonlarını referans verirler…
-Maaşını düşük gösterenler: Bu türler nadir de olsa her kadının karşısına hayatta bir kere çıkar. Kadının fazla talepkar olmasından korkan bu cimrigiller, son model arabaya binseler de sevgililerini pahalı bir restorana götüreceklerine market alışverişini yapıp yemeği onlara pişirtmeyi tercih ederler!
-Borcum var alamam diyenler: Bunlar da cimrigiller familyasından gelmekte olup kendine Müslümanlarla yakın akrabadırlar. İş kendilerine gelince kesenin ağzını açar, borçlarının üzerine yeni borç takar, karşılarındakine gelince sinemaya gitmeyi masraftan sayarlar.
-Borcu olduğunu gizleyenler: Borç içinde yüzmelerine rağmen her şey güllük gülistanlıkmış gibi takılan bu erkekgiller, erkekliklerine borçları olduğunu yediremezler.
-Karşı taraf yeni bir şey isteyince param yok deyip, gizlice kendine dünyanın en saçma şeylerini alanlar: Bunlar genelde evlerinde aynı anda üç farkı markanın oyun konsoluna sahip olup dördüncüyü almaktan çekinmeyen ama sevgilisi “eve perde lazım” deyince “perdeye ne gerek var canım” diyenlerdir.
-Aldıklarını saklayanlar: Çok alışveriş yaptığı anlaşılmasın diye aldığı şeyleri saklayan veya “Bu mu, bu çok eski canım, hiç giymiyordum” diyen kadıngillerle aynı evde büyümüş olabilirler.
-Gizli kredi kartı çıkaranlar: Kredi kartı ekstresi eve gelen ve her harcaması sevgilisi tarafından didiklenenlerin, ekstresi iş yerine gelen kredi kartına sahip versiyonlarıdır.
-Gizli bir hesapta para biriktirenler: Ortak hesapta hiç para kalmadığı için sevgilisini az harcama yapmaya hatta tatile annesinin yazlığına gitmeye ikna edip bir köşede yeni arabasının depozitosunu biriktirenlerdir.

Ah bu erkekgiller iş paraya gelince çok cinlerdir çok!

10.02.2014

Evliliğe Hazırlanırken Yaşanan Sıkıntılar..


Çok yorucu ve maliyetli bir iş evlilik hazırlığı.. Bu nedenle hazırlık yaparken yakınlarımızın da bize destek olmasını isteriz. İşimizin ucundan tutulmasını, eksiklerimizde yardım edilmesini isteriz.


Bir yandan da büyük bir heyecanımız vardır. Hem kendimize ait evimizin olması hem de yeni bir hayatımızın olması heyecan vericidir ve biraz da korkutucu. Evliliğin zor olduğunu duyarız büyüklerimizden. İki insanın bir evde anlaşması zordur. Toplumun kadından beklentileri çok fazladır. Evini temizle, yemeğini yap, bakımlı ol…. Özellikle çalışan bir bayan için hem iş, hem de ev temizliği bir yandan da kendi bakımı çok zorlayıcı olur.
Evliliğe hazırlık sürecinin başka bir açısı da ailelerin her şeye karışmasıdır ve bu nedenle çok streslidir. İki anne arasında rekabet varsa ikisi de ben bilirim diyorsa hepten zordur. Kayınvalide çaktırmadan güya sorun çıkarmıyormuş gibi alttan bir şeyleri empoze etmeye çalışır. Bence dantel detaylı tül perdeyi almalısın der mesela..
O halılar güzel değil başka yerden alalım.
Ya da iki gün sonra elinde küçük bir masa ile gelir sana sürpriz yapayım dedim
mutfağına bu masayı koyarsın çok da güzel olur der.
Kendi annenle uğraşırsın
Nerden aldın bu halıları yeni evlinin evinde olmaz böyle halılar diyerek sinirlenir.
Arada çiftler kalır.
Bu süreç sıkıntılı ve yorucudur.
Zorluklar da olsa sonu güzeldir. Sonunda mutlu olunan, huzurla oturulan sevdiğimiz ile yaşayacağımız bir evde olmak gibisi yoktur.
Birbirimize anlayış ve sevgi dolu olmamız dileğiyle…

7.02.2014

SWOT Analizi


• Güçlü bir lidere ve yetenekli yöneticilere sahip miyiz?
• Yeni ve bize faydası olan teknolojileri kullanıyor muyuz?
• Yeni ürün ve yeni stratejiler (inovasyon) geliştirebiliyor muyuz?
• Bilgi ve becerisi yüksek çalışanlara sahip miyiz?
Ve bunlara eklenebilecek yeni sorularla içsel güç ve başarı durumu yani SWOT Analizinin "S" bölümü analiz edilmiş olur. Benzer şekilde;
• Kurumsal yapıda stratejik bir hedefleme eksikliği var mıdır?
• Lider, yönetici ve çalışanların yetenek ve bilgilerinde bir yetersizlik söz konusu mudur?
• Ar-Ge (araştırma ve geliştirme)ye verilen önem ne ölçüde?
• Kurum kültürümüzde aşınma ya da eksiklik söz konusu mu?
• Satış, pazarlama, ürün ya da hizmet kalitesi ve verimliliğimizde düşüklük var mı?
vs. gibi içsel yapının zayıf ve olumsuz yönlerinin (W bölümü) tespit edilmesine yönelik sorular listelenir. Dışsal göstergeler ise "O" ile simgelenen potansiyel dışsal fırsatlar ve "T" ile simgelenen tehlikelerden oluşur. Bu kısımlar için değerlendirmeye alınacak değerleri şöyle özetleyebiliriz;
Örneğin fırsat yaratan değerleri,
• Teknoloji ve iç-dış pazarlarda oluşan değişimler
• Devletin, hükümetin ya da uluslararası kurumların (AB gibi) politikalarındaki değişiklikler
• Ülkedeki ekonomik ve sosyo-kültürel yapıdaki gelişmeler
Tehdit ve risk yaratan değerleri ise,
• Kurum olarak karşılaşabileceğimiz engeller nelerdir?
• Mevcut ve potansiyel rakiplerimiz ne yapmaktalar?
Ürün ve hizmet üretirken, iç ve dış sektörde iş, ürün veya hizmet standartları değişmekte mi?
• Durmadan ilerleyen ve değişen teknoloji piyasadaki konumumuzu tehdit ediyor mu?
• Nakit durumumuzu zora sokacak finansal sorunlarımız var mı?
Olarak belirtebiliriz.