27.01.2013

İNTERNETTEN PARA KAZANMA YOLLARI-1


         YAZI YAZARAK PARA KAZNMA

Eğer kaleminize güveniyorsanız ve boş zamanlarınızda klavyeniz ile vakit geçirmek istiyorsanız, ektra para kazanmak için bu tarz işlere yönelebilirsiniz. FREELANCE yazarlık işi bulmak için kendiniz başvuru yapabilirsiniz. Yaptığınızı başvuruda ücretsiz kelimesini yazmanızda fayda var. Site sahipleri üçretsiz yazarları fazlasıyla sever. Eğer siz işinizi iyi yaparsanız, bir süre sonra başka bir siteye ücretli olarak geçebilirsiniz.

 İnternet üzerinden yazı yazarak para kazanmak istiyorsanız, zengin içerikli sitelere başvurmanızı tavsiye ediyorum.

Yurtdışında bir çok internet kullanıcısı blog sitelerine yazdıklaırı üzerinden para kazanarak hayatını idame ettiriyor.  Firmaların sahip oldukları bloglar için yazmak payu2blok.com gibi siteler bu tarz sistemler sunuyor. Eğer kendi varolan blog unuza ek olarak bir gelir istiyorsanız sistem oldukça iyi çalışıyor. Kendinizi bu şekilde üçretli blog cu olarak pazarlarsanız, neden bir kaç blog ta yazarak tam zamanlı gibi çalışmayasınız?

Türkçe sitesi çok başarılı olmasa da istanbul.tr.craigslist.com.tr size yardımcı olabilir.

İş bir gecede kurulmaz, serbest çalışma işide bunlardan biri. Bunu aklınızda tutup yeteneklerinizi daha fazla göz önüne sermeliniz. Herşey den önce sabır.

Eğer yabancı diliniz varsa bu konuda birçok kişiden daha şanslısınız demektir. Bunun anlamı: Siz Türkiye de olabilirsiniz ama Avustralya daki bir müsteri için çalışabilirsiniz?

Site oluşturup sitenize gelen kişileri yazmaya teşvik ederek iş başlayabilirsiniz. Bu imkan birçok kullanıcının başını döndürecektir. Bunun ardından makalaleri konularına göre ayırarak bir rehber dizin oluşturmalısınız. Çünkü siteye gelenlerin onları bulması ve seçmesi kolay olmalı. Bu sayede sitenizin trafiği da artacaktır.

Bu tarz bir yapıda binlerce insan ana sayfanızı görüntüleyeceğinden iyi bir reklam anlaşması ile de para kazanabilirsiniz.

Benim gibi sizde internetten para kazanmak nasıl bir şey diye araştırıyorsanız, benim bildiklerimi buradan paylaşacağım. Sizinde yorumlarınızı ve önerilerinizi bekliyorum.

 

23.01.2013

İŞ YAŞAMINDA KİŞİLİK BOZUKLUKLARI




Paranoid Kişilik Bozukluğu;

Paranoid kişilik bozukluğu olan bir kişi, oldukça şüphecidir; çoğu zaman kendini tehdit altında hisseder. İnsanların güvenilmez ve art niyetli olduğuna inanır. Bu şüpheler, eşinin sadakati ya da devlet komploları vb. şeklinde olabilir. Genelde, insanların istismar edici olduklarına ve kendisine zararı dokunabileceğine inanır.

Şizoid Kişilik Bozukluğu;

Bu tanı grubundaki kişiler, sosyal ilişkilerden ayrılma konusunda uyumlu bir örüntü gösterir. Hiç arkadaşları ve romantik ilişkileri olmadığı halde hayatlarından memnun olduklarını ifade ederler. Kendi başına hareket etmekten ve yalnızlıktan hoşlanırlar. Şizoid kişilik bozukluğuna sahip bir çalışanın, birlikte çalıştığı bir iş arkadaşı bile olmayabilir, tek başına çalışmayı gerektiren işler idealdir.

Şizotipal Kişilik Bozukluğu;

Bu kişiler, yaşamı ve olayları açıklamak için tuhaf ve sihirli fikirlere sahiptirler. Sihire, gaipten gelen haberlere ve telepatiye inanırlar. Yağmurun yağmasını, yöneticisinin etrafında dönen nazar ve uğursuzluğa dayandırabilir ya da gök gürlemesi ve şimşek çakması sırasında çıkan seslerin nazarın işareti olduğunu söyleyebilir. Nazara karşı yapılacaklar konusunda başka insanlardan yardım ister.

Antisosyal Kişilik Bozukluğu;

Antisosyal kişilik bozukluğu olan bir kişi, kendisi çok az sıkıntı duyarken, dürtüsel ve kendini tatmin etmeye yönelik davranışları ile diğer kişilere zarar verir. Bu tanı grubunda ki bireyler, sosyal bir etkileşimin sonucu olmadan da karmaşa ve iç sıkıntısı yaşayabilirler. Başkalarının haklarına karşı saygısızlık antisosyal kişilik bozukluğunun özünü oluşturur. Yalancılık ve dolandırıcılık gözlenir. İstedikleri herhangi bir şeyi elde edebilmek için suç işleyebilirler. Yaptıklarından dolayı vicdan azabı ya da suçluluk duymazlar; duysalar bile düşük düzeydedir.

Sınırda (Borderline) Kişilik Bozukluğu;

Sınırda kişilik bozukluğunun temel özellikleri, kişilerarası ilişkilerde istikrarsızlık ve belirgin bir dürtüsellik  ‘aklına eseni’ yapmadır. Sınırda kişilik bozukluğuna sahip bireyler, sevdikleri tarafından terk edileceklerine ve bunun üstesinden gelemeyeceklerine inanırlar. Herkesi ya çok iyi ya da çok kötü olarak algılarlar. Kişileri değerlendirmede gri renkler yoktur. Kendilerini zorlayıcı bir yaşantıları olursa, dürtüsel (anlık) bir davranışla kendi kendilerini yaralarlar.

Histerionik Kişilik Bozukluğu;

Bu gruptaki kişiler, yoğun duygusallık ve dikkat çekme davranışı ile öne çıkarlar. Flörtçüdürler. Yaşamlarının eğlenceli bir parti gibi olmasını isterler. Elbiseleri ve eylemleri ile dikkatleri üzerine çekerler ve genellikle duyguları yüzeyseldir.

 

 

Narsisistik Kişilik Bozukluğu;

Gösterişli bir tavır, beğenilme ve hayranlık duyulma ihtiyacı ve empati yoksunluğu narsisistik kişilik bozukluğuna sahip bireylerin temel özelliklerindendir. Narsisistik kişilik bozukluğu olan bireyler, sürekli olarak kendi yetenekleri ve başkalarının kendisine gösterdiği değer hakkında düşünürler. Başkaları onları onaylamadığında; kendileriyle ilgili ‘şişkin egolarını’ kabul etmediğinde de canları aşırı derecede yanar.

Kaçınan Kişilik Bozukluğu;

Kaçınan kişilik bozukluğuna sahip çalışanlar, yöneticileri ile bir sorun yaşarlarsa, kendilerini ezik hissederler, konuyu açıklığa kavuşturma çabası yerine adım atmayı tercih ederler ya da örneğin kendilerini bir daha böyle bir duruma düşürmeyeceklerine dair yemin ederler.

Bağımlı Kişilik Bozukluğu;

Bu grupta yer alan bireyler, kendilerini, kendi başlarına bir işi yapabilme becerisine sahip olmadıklarına ikna ederler. Kendilerini beceriksiz biri olarak gösterir ve sürekli olarak başkalarının yardımına ihtiyaç duyarlar. Başkalarına sıkıca tutunur ve önemli karar vermeleri gerektiğinde zorlanırlar. Öğüde ve desteğe ihtiyaç duyarlar.

Obsesif-Kompülsif Kişilik Bozukluğu;

Bu kişiler, düzen, her işin mükemmel olması, zihinsel ve kişilerarası kontrol ile meşguldürler ve giderek bu konularla ilgili olarak, esneklik, açıklık ve yeterlilikleri azalır. Sıkı bir kontrol rutininin dışına çıkmamaları gerektiğine inanırlar. Bir görevi üstlendiklerinde, ayrıntılara takılarak bütünü kaçırırlar.

 

Kaynak: Endüstriyel Klinik Psikoloji ve İnsan Kaynakları Yönetimi

 

23.12.2012

DUYGUSAL ZEKA



Duygusal Zeka;

Duygularını iyi bilen, onları kontrol eden, başkalarının duygularını anlayan ve bunları ustalıkla idare edebilmektir.  Gerek özel gerekse meslek hayatında duygusal zekaya sahip insanlar daha rahat etmektedir.

Daniel Goleman’ a göre, iç disiplin hayatı akıllıca yaşamanın ön koşuludur. Burada iç disiplinden kasıt duygularımızı bastırmak değil, egolarımızı – duygularımızı – geçmiş pişmanlıklarımızı ve gelecek hayallerimizi dengede tutarak yarınlara umutla bakmaktır aslında. Goleman’ ın tarif ettiği, duygularımızın efendisi olmak Doğu toplumlarında yaygın bir düşüncedir. Doğu felsefesi , mutluluğun insanın zihnini disiplin altına almasıyla mümkün olduğunu savunmaktadır. Doğu öğretilerinde gücün de mutluluğun da kaynağında insan iradesi vardır.
 

 

13.12.2012

ANLAYARAK HIZLI OKUMA VE ÖĞRENME



HIZLI OKUMA TARİHİ

1900 lü yılların başında geliştirilen bu tekniklerin uygulanışı ilk olarak Birinci Dünya Savaşında oluşmuştur. Bu da ancak bir zorunluluğun sonucunda geliştirilmiştir. Savaş zamanında İngiliz uçak savar birlikleri düşman uçakları yaklaştığında halka haber veriyor, halk da sığınaklara saklanıyordu. Ayrıca uçak savar birlikleri düşman uçaklarını vurmaya çalışıyordu. Fakat kendi savaş uçakları ile Alman savaş uçaklarının amblemlerini ayırt etmekte zorlanıyorlardı. Bu durum büyük kayıplara neden oluyordu. Askerler gelen düşman uçaklarını ayırt edemeyip yanlışlıkla kendi savaş uçaklarını vurabiliyorlardı. O dönemde Ohio Ünirversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Renshaw, sabit ekran denilen bir alet geliştirmişti. Askerlere düşman uçaklarıyla kendi uçaklarının resimlerini belli aralıklarla gösteriyor ve görme hızlarını arttırıyordu. Bütün uçak savar birlikleri bu eğitimden geçti.

Bu şekilde görme hızlı olabildiğince geliştirildi. Bu eğitim sırasında bir saniyenin beş yüzde biri kadar zamanda gösterilen cisimlerin ayrımını yapılabiliyordu. Bunu eğitim alanında da uygulamaya başladılar. Eğitimde belli kelimeler belli bir hızla yansıtılıyor, bakan denekler algılayabiliyorlardı. İşin ilginç yanı; belirme süresi kısalsa bile kelimelerin sayısı artmasına rağmen hatırlanabilmesiydi. Sonunda saniyenin beş yüzde biri kadar zamanda dört sözcük okunabiliyordu. 1960’  lardan sonra ABD’ li Evelyn Waod ve diğer araştırmacılar hızlı okuma teknikleri, buldukları yeni yöntemlerle ve tekniklerle desteklediler. Bunun sonucunda ortalama bir insanın iyi bir eğitimden geçmesi halinde 400 kelimenin birkaç katı kadar hızlı okuyabileceği ortaya çıktı. O yıllarda ABD Başkanı John F. Kennedy gibi ünlülerde bunu öğrenip uygulayınca daha da yaygınlaşmaya başladı.

Türkiye için 1980’ li yıllarda okuma ve daha hızlı okumak insanların genel ihtiyaçlarının çok gerisinde kalıyordu. Fakat Adnan Kahveci, Süleyman Demirel gibi isimler bu eğitimi alıp isimlerini bir dakikada 1000 kelime okuyor diye duyurunca bizim insanımızda merak etmeye başladı. Hızlı okuma teknikleri genel olarak vakıf ve derneklerde, eğitim danışmanlık firmalarında bu işin uzmanlarınca verilmeye başlandı.

Bir anket yapılsa ve insanlara bu ankette neden okuma alışkanlıklarının olmadığı sorulsa ortalama olarak herkes “zamanım yok” diyecektir. Okumaya zaman ayırmak kadar kolay bir durum yok aslında. İşin ilginç yanı ise kitap okumaya başlayıp, kitabı bitirdiğinizde özgüveniniz gelişecektir.

Okuyorum ama anlamıyorum, ne kadar zor metin, ay dili ne kadar da ağır vs. gibi yakınmalar sizi provake eden olumsuz düşüncelerinizdir. Eğer siz niyetinizi olumlu tutarsanız sonucu da olumlu alırsınız.

 HIZ DİKKATİ ARTTIRIR…

Örnekle açıklamak gerekirse, trafik kurallarına her iki aracın da uyduğunu varsayarak, 100 km ve 10 km hızda giden iki araçtan hangisinin kaza yapma riski fazladır? Kaza sebebi olarak dikkatsizliği ele alacak olursak tabi ki yavaş giden aracın hata yapma riski fazladır. Çünkü yavaş gitmiş olmanın verdiği rahatlıkla etrafı seyreder, radyoyla uğraşır vb. fakat hızlı giden aracın şöförü gözünü yoldan ayırıp aynaya bakmaya bile korkar neredeyse. Eğer bir şeye yoğunlaşırsanız ve dikkatinizi gerektiği gibi verirseniz şartlar ne kadar alayhinize olsa da hedeflediğiniz yere mutlaka ulaşırsınız.

Önemli olan kelimeler değil anlamlardır.

Bir romanı okuduğunuzda bütün kelimelerini okumanıza rağmen sizden bütün kelimeleri söylenmeniz istense söyleyemezsiniz. Eğer siz okuduğunuz bir metnin demek istediğin şeyi ya da size lazım olan anlamı çıkardıysanız gerisini boş vermenizdir.

Mutlaka her okuma öncesinde bir hazırlık yapın. Okurken dikkatin dağılmasının can sıkıntısının temel sebebi budur.

Adı yüzyıllardan beri bilinen ve tezleri üniversiteler de okutulan ünlü filozof Socrates baldıran zehiri içmeye götürüleceğini bilmesine rağmen idamından 5 dakika önce fülüt çalmayı öğreniyormuş. Öğrenmenin yaşının da vaktinin de olmadığını kabul edersek hızlı okumadan ziyade okuma sorunu olan bu engeli büyük oranda ortadan kaldırmış oluruz.

Dikkat ederseniz para eden tek şey bilgidir…

Okuma esnasında fizyolojik duruşumuz dikkat etmeliyiz. Sırtınızı dik koruma getirerek arkanıza yaslanmalısınız. Dört saatten fazla hareketsiz oturduğunuzda omurga arasında ki disklere kan gitmediği için lokal dokularla biriken atıklar erimiyor. Bu nedenle 30 dakikada bir duruşumuzu değiştirmeli, hatta yerinizden kalkarak biraz yürümeli, fizik kondisyon çalışması yapmalısınız.

Beynimizde büyük bir şehri kurmaya yetecek potansiyelde atom enerjisi mevcuttur.

Prof. Dr. Mark Rusonweig insan beynine saniyede 10 yeni bilgi yüklense ve bu durum ömür boyu sürse bile ancak hafızanın yarısından azını doldurabileceğini belirtir. İnsan beyni kesinlikle yorulmaz.

Okuma alışkanlığını kazanabilmek için ve hızlı okuma tekniklerini uygulayabilmek için, birinci etken nerede olduğunu ve ne yapılması gerektiğini bilmek ikinci etken ise azimli ve kararlı bir şekilde çalışmalarını sürdürmektir.

Bu yazının devamı olarak: ders çalışma yöntemi
: sağ beyin ve sol beyin çalışma şekli
: kitap kurtlarının ilginç hastalıkları….

4.11.2012

BEKLENEN ÇEKİLİŞ SONUCU...


KATILAN HERKESE TEŞŞEKÜR EDERİM...



BİRİNCİ KATAGORİ   MERVE DADABAN
                                       (teraskeyfim@hotmail.com)
İKİNCİ KATAGORİ    CEYDA ÇAKMAK
                                       (muhlisceyda@hotmail.com)
ÜÇÜNCÜ KATAGORİ    SELDA AKÇAY
                                       (sosyetepazarı@gmail.com)
DÖRDÜNCÜ KATAGORİ  FİLİZ ÖZKAN
                                       (anwenfiliz@hotmail.com)
BEŞİNCİ KATAGORİ   ŞENAY GAZOZ
                                         (snygzz@hotmail.com)
ALTINCI KATAGORİ   BANU CANKER
                                        (cankerbanu@gmail.com)

Kazananlar benim mail adresime kendi açık adreslerini telefon numaralarını atmaları gerekiyor.. hafta içi kargoya verilecektir.
 

7.10.2012

BU EGOLARI ŞİŞİRSEK DE Mİ SAKLASAK?


Yıllar önce bir ülkede kral, tahta çıktıktan sonra en yakın çocukluk arkadaşını veziri yapmış. Veziri ile yedikleri içtikleri ayrı gitmezmiş.
Bir gün kılıçlarla antreman yaparken, vezir yanlışlıkla kralın elini yaralamış. Elinde ki kesiğin etkisi ile acı içinde kıvranan Kral yarasını sarmaya çalışırken vezir hemen yanına koşmuş;
- Kralım çok özür dilerim. Yanlışlıkla oldu. Ama iyi mi oldu, kötü mü oldu bilemiyorum!
-Vezir o nasıl laf öyle? Elbette kötü oldu. Şu halime bak!

Kral iyice sinirlenmiş ve o sinirle Veziri zindana attırmış.

Ertesi gün daha önceden planlanan bir av partisine çıkmışlar. Kral bir geyiğin peşinden tam gaz giderken muhafızlardan ayrılmış ve tek başına kalmış. Bir kaç saat iz sürdükten sonra bir tuzagın içine düşmüş. Tuzak o bölgede yaşayan bir kabile tarafından adak töreni için kurulmuş. Kralı yakalayan kabile savaşcıları hemen kednisini öldürmek üzere bir ağaca bağlamışlar. Kabilenin en yaşlısı tam kralı öldürecekken :

-"Aaaa! Bunun elinde kesik var. Zaten kanı akıtılmış. Bize yaramaz bu, bırakın gitsin." demiş.

Üç dört gün boyunca yürüyerek şatosuna dönen kral hemen vezirini zindandan çıkartmış.

-Sayende hayatım kurtuldu. Şimdi anlıyorum "iyi mi oldu yoksa kötü mü oldu bilemiyorum." derken ne demek istediğini. Peki sen ne yaptın zindanda? Nasıldı?

- Sormayın kralım. Fareler her tarafımı kemiriyordu, çok soğuktu ve hiç yemek vermediler. Ama kendime hep "şu olanlar iyi mi kötü mü bilemiyorum" dedim durdum.

Bu cevabı duyan kral yine sinirlenmeye başladı.
-Yahu vezir, hadi benim olayımda anladık; Ama artık zindan da biri nasıl söyler bunu??

-Kralım, sen beni zindana atmasaydınben o ava seninle gelecektim. O tuzaga seninle düşecektim. O kabile beni de yakalayacaktı. Ve o gün benim vücudumda kesik yoktu!!!

Her ne halde olursanız olun, en azından SİZ kendinize "eksiğim, şu an kötüyüm, negatifim tüh yahu, bu lanet şey niye bana oluyor?" demeyin Ve kimsenin demesine de izin vermeyin....


Kitaptan bir bölüm yazmak istedim sadece... Bence güzel bir kitap ... ayrıca kendime ait yazılar kişisel gelişimle alakalı burdan ulaşabilirsiniz.. üye olduğunuz taktirde bütün yazılar mail olarak size gelicektir... http://yagmurkocluk.com/baslangic/       iyi okumalar.....