23.04.2013

KENDİMİ BULMA YOLU...


Bugün yeni bir defter alın kendinize, en sevdiğiniz renk olsun kapağı, en sevdiğiniz fotoğrafınızı yapıştırın kapağına, benim yolculuğum deyin adına, en sevdiğiniz renklerden aldığınız kalemlerinizle başlayın, soruların yanıtlarını yazmaya.

Değişim aynı zamanda gelişimdir.

Ne istiyorsun?
Nasıl ulaşacaksın?
Neden burdayım?
Zamanımı nasıl kullanmak istiyorum?
Hayattan ne bekliyorum?
Ne yapmak istiyorum?
Sahip olduğum kaynaklar neler?
Seçimlerim neler?
Kişilik ve davranış modelim?
Beceri ve yeteneklerim?
Bilgilenme ve öğrenme yolum?
Değerlerim neler?
İlgi alanlarım?
Beklentilerim?
Hedeflerim?
Beni 'ne/niçin/nerede/nasıl/ne zaman ve kim' mutlu eder?
Gelişim sence ne demek?
Başarı ne demek?
Hayaliniz sizi hangi hedeflere ve gerçeklere  götürsün istiyorsunuz?
Peki bunun için siz neler yapmalısınız?
Harekete geçmenizi engelleyen ne?
Karar ve eylemlerinize yön veren nedir?

Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız, vardığınız yerin önemi yoktur.
                                                                                Peter F. Drucker

Sizin içinde öncelikli olan, hayatta önceliklerinizi belirlemek olsun, tüm planlarınız önceliklerinize uygun olsun.

Güçlü olan, zayıf yanını herkesten iyi bilendir;
daha güçlü olan ise zayıf yanına hükmedebilendir.

Bir kağıt kalem alın hemen. Hayatınızda ki kötü kişiler, kötü olaylar, kötü şeyleri yazın satır satır. Bitti mi? Katlayın kağıdı, tam ortasından 2'ye katlayın, tekrar 2'ye katlayın, tekrar katlayın. Yeterince küçüldü mü? Şimdi un ufak parçalayın ve çöpe atın.

Hayatınızdaki iyi kişileri , iyi olayları, iyi şeyleri yazın. Detaylandırın. Başardığınız her şeyi, pikniğe çıktığınızda papatyalardan taç yaptığınız günü yazın, arkadaşlarınızla sokakta saatlerce hiç sıkılmadan ve sıkmadan oyun oynadığınız günü yazın, en beğenildiğiniz günü yazın, en korktuğunuz sınavdan nasıl başarı ile çıktığınızı yazın, yazın ki hep hatırlayın.

Aklınıza kötü şeyler geldiği zaman sıkıldığınız da, nefesiniz daraldığın da, güzel şeyleri düşünün, hemen açın defterinizi okuyun okuyun ve keyfini çıkarın...

Vizyonumuz, duygularımızı harekete geçiren düşünceleri yaratıyor.

Kendin için neyin doğru ya da yanlış olduğunu bilecek yetenek sende var. Karar verdiğin yönde bir yaşam oluşturma gücü de sende var. Diğer insanlar senin desteğin olacaklardır. Düşün, taşın, araştır, ne yapacağına karar ver, kolları sıva, giriş, nasıl ve nerede sana yardım edeceğimizi söyle, yardım edelim. Önemli olan senin girişimin. Ancak sen girişirsen sana yardımcı olabiliriz.
                                                                                            Doğan Cüceloğlu

Düşüncelerimiz hayatımızı, yediklerimiz bedenimizi oluşturur.

'Başarılı insanlar, başarılmayacak sanılan şeyleri başaracağına inanan insanlardır.

Daha önceki postun devamı olarak bu postu yazdım. KARİYERİM GELECEK Mİ?

Kitabını okumanızı tavsiye ederim.
 

KARİYERİM GELECEK Mİ?


'GELECEĞİNİZİ KENDİNİZE BİR HEDİYE OLARAK SUNUN'.

HAYALLERDEN HEDEFLERE, HEDEFLERDEN GERÇEKLERE...

 
Başarının sırrı; 'İnanmak, Tutku ve Azim'

Yaptığım işi sevmek, sevdiğim işi yapmak, sevdiğim işi yaparken yeteneklerimi ve güçlü yanlarımı kullanarak başarı,keyif, mutluluk duygularını hissetmek ve paylaşmak.

Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın aynada bir yansımasıdır.

Kariyer koçu, Yasemin sungur dan kariyer koçu tanımı: ilk adımım, kişinin ihtiyaçlarını dogru belirlemek, kendisini ve bulunduğu durumu doğru analiz etmesini sağlamaktır. Kişinin bakış açısı, karekter özellikleri, amaç ve hedefleri, değerleri, korkuları, tehditleri, olanakları, kaynakları açısından kendisini keşfetmesini sağlamak ve elimizdeki bilgi, duyduğumuz istek ile harekete geçmesini sağlamaktır.

Koçluk, kişinin bulunduğu yerden olmak istediği yere ulaşmasını sağlayan yol gözterme sürecidir.

Amaç; danışanın kendi belirlediği hedefe, koçun desteğiyle ulaşması ve sorunlarının üstesinden tek başına gelmeyi öğrenmesidir.

Süreç boyunca danışan kendisini daha iyi tanır, potansiyelini keşfeder ve hatalarından ders alarak yetkinliklerini gerçekliştirir.

SİZ KİM OLDUĞUNUZ BİLİYOR MUSUNUZ?
Yaşamdan ne istiyor ve bekliyorsunuz?
Sizi neler mutlu eder?
Yaşamda ki hangi rolünüz İLE Oscar'ı kazanmak istersiniz?

Hadi cevap verelim bu sorumalara ŞİMDİ yorumlarınızı bekliyorum...

Kitaptan kısa bir hikaye,

Bir fırsat bulsanız, kariyerinizi başka bir yönde devam ettirmek ister misiniz?

'Reklam ajansına bir kutu yollandı, hayatı değişti.'

Herşey bir tehdit mektubuyla başladı. Serdar Erener in reklam ajansı Alamet-i Fabrika ya iş başvurusunda bulunmak istiyordu. Gazeteden kestiği harflerle 'Cellocan elimizde, Özlem'i işe alamazsanız sorumluluk size ait. İmza Özlem, pardon bir dost' yazdı ve gönderdi. Kağıdın sol tarafına da bir 'Cellocan' fotoğrafı iliştirmişti.

Hemen akabinde Alamet-i Fabrika ya Özlem'in CV' si de ulaştı. Beyaz bir dosya kağıdına okuduğu okulları, çalıştığı şirketleri sıralamak yerine kendini anlattığı kocaman bir kutu hazırlamıştı. Çünkü ne okuduğu üniversite ne de daha önce yaptığı işlerin metin yazarlığıyla alakası yoktur. Orman mühendisiydi ve uzun yıllar müzik sektöründe çalışmıştı. Kutu tıklım tıkıştı. Yüzücülük madalyaları, yara bandı, çivi,vida, okunmuş çikolata, minik bir kutu süt...
Hepsinin bir nedeni vardı. Yara bandı ve çivi gibi şeylerle 'Küçük çözümler, büyük işler başarır.' demek istiyordu. Çikolatanın üzerine 'okunmuş' yazarakta Türkiye li olduğunu anlatıyordu. Sonuçta Özlem Küçükyılmaz (32) işe alındı. Hikayesi, kariyer seminerlerinde anlatıldı. Ve sayesinde Alamet-i Fabrika ya kutu yağmaya başladı. Şimdi reklamcı olmak isteyen gençler, Özlem KÜÇÜKYILMAZ gibi kutu ile işe başvuruyor. Ama Özlem, onlara daha yaratıcı olmalarını öneriyor. 'Kutu bir kere yapılmış bir şey. Başka bir şey yapmak lazım. İnsanın kendisini ifade edebileceği bir yol mutlaka vardır.'

Adana da doğdu. Muhalif tarafını sendika ile uğraşan babasından, sosyal tarafını kozmatik mağazası sahibi annesinden aldı. Ortaokul ve lise yıllarında, okul çıkışında annesine yardım ediyordu. Bu sayede insan ilişkileri tarafı gelişti, bakımlı kadın nasıl onunur öğrendi. Sosyal bir çocuktu. Bütün müsamerelere katıldı, başrolleri hep o kaptı. İyi bir yüzücü olmak tek tutkusuydu. Hayatının 12 yılında hiç durmadan kulaç attı.

18 yaşında üniversiteyi kazanıp İstanbul a geldi. Okul, İstanbul Üniversitesi Orman Mühendisliği Fakültesi ydi. Bu bölümün karekteriyle ve hayalleriyle uzaktan yakından alakası yoktu. Sekiz yaşından beri yazar olmak istiyordu. Ama nedense bu konuda bir hamle yapmıyordu. Yazdığı şiir ve öyküleri kimseyle paylaşmıyordu. Besbelli bir mucize bekliyordu.

Üniversiteden mezun olduğu yıl aşk çıkageldi. Hemen evlendi, hemen hamile kaldı ve bir kızı oldu. 2 yaşına kadar kendi baktı. Kızı üç buçuk, kendi 28 buçuk yaşındayken boşandı. Bu arada Dream Desing Factory nin müşteri tarafında çalışıyordu. Müzik sektörüne geçti. Farklı firmalarda satış, pazarlama yöneticiliği yaptı. Tarkan dan Nazan Öncel e Mustafa Sandal dan Özcan Deniz e kadar bir çok ünlünün telif haklarını onlar adına kovaladı. O sırada da şiir, öykü ve şarkı sözü yazıyordu; ama her zaman ki gibi kendine saklıyordu.

32 yaşına bastığı gün kendine gelmeye, yazmakla ilgili çabalamaya karar verdi. Kafasında uçuşan senaryolardan birinin kurgusunu tamamladı, bir 'sitcom' projesine dönüştürdü ve BKM ile görüşmeye gitti. BKM çok beğendi ama dramaya ihtiyaçları vardı. Özlem e bir dram searyosu siparişi verdiler.

ÇOK ÜŞÜR, ŞİİR YAZAR, ANNE

Senaryolarını okuyanlardan hep aynı öneriyi duyuyordu: 'Kıvrak bir kalemin var, reklam yazmayı olmayı denesene.' Deneyecekti de kendine pek güveni yoktu. 32 yaşındaydı, hiç deneyimi yoktu, üstüne üstlük orman mühendisiydi. Bir gün gazetede gördüğü bir ilan onu motive etti.

Serdar Erener in sahibi olduğu reklam ajansı Alamet-i Fabrika eleman arıyordu, yaratıcı olduğunu düşünenleri görüşmeye çağırıyordu. Oturdu CV sini yazdığı şeyden hiç memnun kalmadı. 'Bu ben değilim ki' diye düşündü. Daha yaratıcı bir şey yapmazsa işe alınmayacağını biliyordu. İlk iş, Cv sini poşet bir dosya kağıdına koydu. Üzerine küçük post-itlele gerçek Özlem'i anlatan kelimeler yazdı: 'Çok üşür, şiir yazar, anne, sıcakkanlı,hızlı.....'

Ertesi gün sokakta gezerken iki rozet gördü.Birinde 'Hayatta herşey olabilir' diğerinde de 'Bakalım buğün neler olacak.' yazıyordu. Hemen satın aldı. Kendini, hayata bakışını anlatacak bir kutu hazırlayacaktı. Kutunun en üstüne de bu rozetleri iğneleyecekti.

İlk iş edebiyata olan ilgisini yansıtmaktı. Şiirlerini, öykülerini ve senaryolarını itinayla kutunun
zeminine yerleştirdi. Yazma tutkusundan ötürü gelişen kırtasiye bağımlılığını anlatmak için bir sürü kalem ekledi. Hayatının dönüm noktası olan kitabı unutamazdı: 'Nazım Hikmet in Kemal Tahir e Mektuplar kitabı benim için çok önemlidir. Kitabın ilk sayfaların da Nazım Hikmet in bir şiiri var. Şiirin bir yerinde 'kayısı gibi' bir laf geçiyor. İlk okuduğumda o laf beni rahatsız etti. Kitabın ortalarına doğru Nazım Hikmet, Kemal Tahir e yazdığı bir mektubunda şöyle diyordu. 'Şiirim hakkında yaptığın tenkitlei okudum. Gerçekten de kayısı gibi lafı lüzumsuz, çıkaraçağım.' Bu cümleyi okuduğumda ayaklarım yerden kesilmişti. İyi yazı yazacağımın ilk sinyali budur.

Senaryo ve kitaplardan sonra kutuya çift taraflı bant, ataç, kilit ve vida gibi araç gereçler koydu. ' küçük çözümler, büyük işler başarır.' demek istiyordu. 12 yıllık yüzücülük deneyiminden kazandığı madalyalar ilk defa işe yaradı. Onlar sayesinde disiplinli ve sabırlı olduğunu anlattı. Para kazanmanında önemli olduğunu vurgulamak için kutuya 50 kuruş attı. Reklamcılık sektörünü takip ettiğini, Love Mark, aşkla bağlanılan markalar terimini bildiğini anlatmak için küçük bir kutu Pınar süte kalpler bağladı.

Yedi yaşında ki küçük kızından bahsetmemek olmazdı. Defne nin okuma yazmayı ilk söktüğü gün yazdığı notu kutuya koydu 'Anneciğim sen olmasaydın ben ne yapardım?'
yazıyordu.

HIZLIYIM ÇÜNKÜ TEMBELİM...

Yazdığı bir kaç şarkı sözü tesadüfen birilerinin kulağına gitmiş ve ünlü şarkıcıların albümlerinde yer almıştı. Emel müftüoğlu, Yonca Lodi ve Sedat bunlardan üçüydü. Üçünün CDside kutuda yerini aldı. Kutuyu açanların gülümsemesi için ' İstediğiniz kişiye 8 dakika da nasıl evet dedirtirsiniz?' isimli kitabı da koydu. Üstüne de 'Bana cevap vermeden önce lütfen bunu okuyun!' yazdı. Bir de ilaç prospektüsü yerleştirdi. 'Enine boyuna incelerim, etkileri ve yan etkileri hep göz önünde tutarım.' demek istiyordu. Türkiye yi iyi tanıdığını da marketten aldığı çikolatanın üstüne 'Bu okunmuş çikolatadır. Bunu yiyen bana evet der.' yazarak anlatıyordu. En son bir itiraf saklamıştı. Oyuncak aslancık, hem aslan burcu olduğunu hem de aynı ormanlar kralı gibi yan gelip yatmayı sevdiğini anlatıyordu. 'Bir işi çabuk yapıyorsam, tembellik moduna geçmek içinidir' diyordu.

Fotoğraf büyük sorundu. Özlem vesikalık çektirmekten nefret ediyor, hiçbirinde kendi gibi çıkmıyordu. Çareyi kutuya büyük ebatlı, çerceveli fotoğraflar koymakta buldu.

Sonunda dolup taşan bu kutuyu Alamet-i Fabrika ya gönderdi. İlk görüşmede neyi niçin koyduğunu anlattı. Herkes çok etkilendi ama diğer başvuruları da değerlendirmek için Özlem i yaklaşık iki ay beklettiler. Özlem bu iki ayda boi durmadı. Taciz telefonları, e-mailler, ve mektuplar yollanmaya devam etti. Bir gün 'Ne zaman karar vereceksiniz, dokuz doğurdum' diye telefon açtı. Ertesi gün dokuz tane bebek resmi postaladı.

Ve 10 Ocak ta işe başladı. İki aylık bir deneme süresinin ardından metin yazarı oldu. Ekibe alışması, diğer reklamcıların bir orman mühendisini kabullenmesi zor oldu ama oldu. Özlem, 'Bu yaşadıklarım bazen rüya gibi geliyor.' diyor.

Benim için bu yaşanmış hikaye çok önemli. Bende kendime pay çıkartarak aslında 'istediğimizde herşey mümkün olabilir' demeyi öğrendim diyebilirim. Kendim için yapıcağım yeni kariyer planımda bana esin kaynağı oldu. Bu kitapta benim için yazılmış bir yaşanmış hikaye buldum. Bir tane daha var aslında ama bu yazı çok uzun olduğu için başka bir posta saklamalıyım. Yorumlarınız benim için çok önemli, yorumlarınızı beklerim.

23 Nisan çocuk bayramı  tüm TÜRKİYE ve DÜNYA  için kutlu olsun :))

yazılarımı takip etmenin kısa bir yolu da facebook: yağmurun dünyası
 


18.04.2013

HAYAT HAKKINDA


Kendini aşan herkes yarışın birincisidir.

Özgürlük içindeki duvarlarda gizlidir.

Kendisi ile barışık olmayan herkese darılır.

Herkes, kendi uçurumlarının derinliğine inanır.

Yaşınız çok geçmeden hissettiğiniz yaşta olmayı öğrenin.

İdealleriniz çoğunlukla bize değil, yaşınıza aittir.

Birini değiştirmek istiyorsan, bu fikri değiştirerek önce kendinden başla.

Yanlız kaldığında ağlayabilen bütün insanlar masumdur.

Köyün ortasındaki vadi, köyün iki yakasını ayırır mı, birleştirir mi?

Bir tartışmaya bütün sözlerini söylemiş kadar sakin başlarsanız, bunu haklılığınızın göstergesi sayarlar.

İnsanları sevin buna ihtiyacınız var.

Bazı şeyler nedensiz de güzeldir, neden aradığınız zaman onu bulursunuz ama güzelliği yitirirsiniz.

Yaşam boyunca her yaş, bazı şeyler ancak o yaşta yapılabileceği için güzeldir.

Herşey hakkında yargı sahibi olan, herkesi kendi hakkında yargıç yapar.

Düşünmeye zaman ayırırsan, zaman kazanırsın.

Para cesur insanları satın alabilir ama cesareti asla!

Kültür, üzerinde yetiştiğimiz toprağın birleşimidir.

Bildiğim en iyi şey zamanla öğreneceğimdir.

Nefret etmek kendinizi asla unutmamaya mahkum etmektir.

Defterime yadığım yazılardan buldum bu yazıyı. Hemen blogumda olmalı diyerek yazım. Nerden buldum da yazım hatırlamıyorum. Yazan kişiyi de bilmiyorum. Siz biliyorsanız benimle de paylaşırsanız sevinirim yazının altına yazmış olurum.

Hayat hakkında sizinde bilinmesi gereken sözünüz varsa yorumlarınızı beklerim.

facebooktan takip etmek için ; yağmurun dünyası

17.04.2013

% 100 DÜŞÜNCE GÜCÜ


Babamın bana aldığı ilk ve tek kitap olmasından dolayı çok severim bu kitabı. 2000 yılında beni kişisel gelişimle tanıştıran babam oldu yani. O günden sonra hep bu tarz kitaplar okudum ve hala severek okuyorum. Bu kitabı kendim için anlatıyorum. :))



İnsan kendisinin en büyük düşmanıdır.

BİR KADIN KENDİNE NASIL HÜKMEDEBİLİR?

Bir keresinde, tüm yaşamı stres dolu olumsuz bir ortamda geçmiş bir kadına danışmanlık yapmıştım. Laura hayatı boyunca düşündüğü ya da yaptığı hemen her şey için suçluluk duyduğunu kabul etmişti. Bana, kocası hiçbir uyarı da bulunmadan onu boşadığı için gelmişti. Umutsuz, çaresiz bir haldeydi. Bunun kendisi için çok büyük bir şok olduğunu söylüyordu.

'Bunun olabileceğini hiç düşünmemiştim,' dedi önce. Ancak az sonra, olaylardan kolayca etkilenen bir yapısı olduğunu kabul etti ve ne zaman bir boşanma haberi duysa, 'Koçam beni boşarsa ne yaparım?' düşündüğünü söyledi. Bu olasılığı birçok kez düşünmüş, her seferinde de terk edilmenin ve yanlızlığın dehşetini duymuştu. Daha önce bana boşanma olasığını asla düşünmemiş olduğunu söylemesine rağmen, derinlerden gelen bu korkuyu yıllardır yaşadığı ortaya çıkmıştı. Evliliğinde bu korkuyu haklı gösterecek bir şey olmamasına karşın 'korktuğu başına gelmişti.'

Zihinsel olarak aynı anda iki yöne gittiğini anlamaya başlamıştı yavaş yavaş. Bilinçli olarak boşanmayı hiç düşünmediğini iddia ederken, bilinçaltında boşanma korkusuyla doluydu. Zihninin hislerle ilgili derinliklerinde boşanmayı bir olasılık olarak kabullenmekle kalmayıp düşüncelerine de bu şekilde yön vermeye başlamış ve sonunda boşanma olayını yaşamıştı.

Laura ve ben, ona yeni bir zihinsel yapı kazandırmak gerektiği konusunda fikir birliğine vardık. Yeni bir zihinsel başlangıç yapabilmesi için psikojenez prensibini uygulayarak hayata karşı yeni bir bakış acısı kazanması gerekiyordu. Ancak nereden başlayacağını bilmiyordu. Bir kırtasiyeciye gidip kendisine büyükçe bir defter almasını önerdim. Olumsuz düşüncelerinin farkına vardıkça bunları yazmasını istedim. Daha sonra bunları analiz edecek ve olumlu karşılıklarını bulmaya çalışacaktı. Herhangi bir konuda kendisini suçlu hissettiğinde bunu da günlüğüne yazması konusunda anlaştık. Böylece her suç konusu, kendini suçlama olmaktan çıkarılıp kendini kabullenmeye dönüştürülecektir.

Aradan birkaç hafta geçti. Günlüğünü getirdiğinde, yazdığı olumsuz düşüncelerin bir kısmını tartıştık. Hayatında ki hemen her şeye karşı olumsuz düşünceler geliştirme eğiliminde olduğunu görmeye başladı. Örneğin, avukatı hisse senedine yatırım yapmasını önerdiğinde, hemen bunun parayı sokağa atmak olduğunu düşünmüştü. Arkadaşları ortam değişikliğinin onu mutlu edeceğini düşünerek tatile çıkmasını önerdiklerinde, hemen bir kaza olasılığını düşünmüştü. Yeniden evlenmek konusunda ise şöyle düşünüyordu. 'Bir daha asla evlenmeyeceğim. Uzun, yanlız bir hayat uzanıyor önümde.'

Ve şimdi, defterini okudukça Laura gülmeye başlamıştı; 'Nasıl bu kadar olumsuz olabiliyormuşum?'

Birlikte yeni, olumlu bir 'Kendini-yönetme' planı üzerinde çalıştık. Yeni bir sihinsel yapının,çatısıydı bu. Hayata olumlu bakmanın olumsuz bakmak kadar kolay ve çok daha üretken olduğunu görmeye başladı. Günlük, pek çok şeyi ortaya çıkarıyordu. Eğer siz de hoş olmayan düşünceleri aklınızdan söküp atmak istiyorsanız, bu siztemi tavsiye ederim. Bir gün Laura şöyle dedi; 'Düşündüğüm şeyler zamanla gerçeğe dönüşüyorsa, sadece gerçekleşmesini istediğim şeyleri düşünmem akıllıca olur.'

Yeni zihinsel yapının her an kullanılmaya hazır beklediğini söyleyebilmeyi isterdim, ama bu o kadar basit değildi. Eskisini söküp atmak oldukça zaman aldı. Laura nın günlüğü bir gün önce olumsuz düşüncelerle doluyken bir gün sonra yeni ve olumlu yaklaşıma sahip olmadı. Düşünce bahçesi yabani otlarla kaplıydı ve bunlar bir gecede sökülüp atılmadı. Sökülüp atılması gereken eski korkular, eski suçlulukduyguları bilinçaltının derinliklerine yerleşmişti çünkü.

Örneğin, 'hayatın artık ondan geçtiği', yeniden evlenme şansına sahip olmadığı gibi bir düşüncesi vardı. Geçmişteki başarısızlığından dolayı kendini bağışlayamıyordu bir türlü. Bazı gizli kalmış yeteneklerini bugün ortaya çıkarıp geliştirebileceğine inanmakta güçlük çekiyordu.

BİTİRİLMİŞ RESİM ÜZERİNDE ÇALIŞMA

Böylece, yeni bir amaç listesi oluşturduk ve bitirilmiş resim diye adlandırdığım şey üzerinde çalışmaya başladık. Bugünkü yanlızlığını, suçluluk duygularını ve yetersizliğini düşünmek yerine tüm dikkatini yaşamayı arzuladığı yaşam biçimine vermeye başladı. Ne zaman eski olumsuz yanıtlar ortaya çıksa kenidlerini yavaş yavaş etkisizleştiren olumlu yanıtlara karşılaştılar. Olumlu yaklaşımlar giderek güçlendi ve nihayet olumsuz biçimleri yendi.

Laura günlüğünün arka tarafına amaçlarını şöyle sıralamıştı.
1-) Kendini ifade etmek
2-) Arkadaşlık
3-) Mutlu bir evlilik

Bugün, tüm bu amaçlarının gerçekleştiğini söylemekten mutluyum.Oysa Laura onları ilk kez yazdığı zaman hepsinin olanaksız göründüğünü söylüyordu.

Laura şimdi, bir zamanlar dansa sarıldığı arzu ve şevkle yağlı boya resme başlayan usta bir sanatçı. Geçenlerde açtığı kişisel sergiyi gezerken bir çok taplosunun 'satıldı' etiketi taşıdığını gördüm. Resimleri büyük ilgi topluyor ve sürekli talep ediliyor. Kafasını kendinden ve sorunlarından kurtardığından beri de dostluğu aranan bir kişi oldu. İşi nedeniyle sanat cevrelerinde bir çok ortak zevkleri olan arkadaşlar edindi. İkinci amacının ilkinin bir yan ürünü olarak gerçekleştirdiği söylenebilir.

Çalışması sürerken, güzel tablolarından etkilenip kendisine yaklaşan dul bir ressamla tanıştı. Adam bir arkadaşına ' Onu mutlaka tanımalıyım.' demişti. 'Tabloları yaşama duyduğu çoşkulu sevgiyi yansıtıyor. Resimlerini seyrederken öylesine haz duyuyor ki insan; harika bir kadın olmalı bu....'

Tanıştılar ve daha ilk görüşte birbirlerinden hoşlandılar. Altı ay içinde evlendiler ve bugün mutlu olup olmadıklarını sorduğum da bana, ' Adeta cennette yaşadıklarını' söylüyorlar.

Evet, üçüncü amaç da gerçekleşmişti. Size Laura nın önceki ve sonraki resimlerini gösterebilmeyi isterdim. Bugün o ilk karşılaştığım kadın değil asla. Artık geçmişe bakmıyor, kin duymuyor ya da kendisini suçlamıyor. Zihinsel yapısını düzenlediği zaman, dünyasını her açıdan yeniledi. Kendisi için belirlediği amaçlar, hakkında konuştuğumuz zihinsel kalıplardı. Evrensel Düşünce hepsini doldurdu.

KENDİNİ-YÖNETME,

1-) Amaçlarınızı yazın.
2-) Amaçlarınızı dikkatle değerlendirin, Onları gerçekten elde etmek istiyor musunuz?
3-) Amaçlarınızı benimseyin.
4-) Amaçladığınız dünyada yaşadığınızı hayal edin.
5-) Amaçladığınızın asla tersini düşünmeyin. Gözlerinizi hedeften ayırmayın.
6-) Amaçlarınızı günlük olarak kabul edin; anları gerçekleştirme yolunda her gün size sunulan adımları atın ve amacınıza ulaşın.

Benim için ilgimi çeken sayfa. Ben bu kitabı ikinciye okumaya başladım. Sizde okumak isterseniz tavsiye ederim.

facebook tan takip etmek için: yağmurun dünyası











 

ZENGİNLİK BİLİNCİ ZENGİNLİĞİ ÇEKER.


Bu dünyada bize ne verilirse, ister para, popülerlik, ya da yetenek olsun, bir hizmet fırsatı olarak algılanmalıdır.

Bilgece yaşamak için verin. Vermek, vereni mutlu eder.

Hristiyanlık ve Yahudiliğin ve Müslümanlığın eski bir uygulaması olan oldukça ilginç bir prensip de, elde edilenlerin onda birinin zekat şeklinde sunulmasıdır. Bu prensibin temeli, Tanrı ya herhangi bir şey sunulduğunuzda, Onun kutsanmış hale gelmesidir.

Köy yolunda kapı kapı dilenerek gidiyorum, senin altından yapılmış araban muhteşem bir rüya gibi uzakta göründüğünde, ve merak ettim kim bu Kralların Kralı

Umutlarım arttı ve kötülük dolu günlerimin sona erdiğini düşündüm; sadakaların istemeye gerek olmadan verileceğini, zenginliğin tozun içinde dört bir yana saçılacağını bekleyerek durdum.

Araba beklediğim yerde durdu. Gözlerin bana takıldı ve gülümseyerek aşağı indi. Hayatımın en büyük şansını yakaladığımı düşündüm. Sonra sen aniden uzattın ve ' Bana verecek neyin var?' dedin.

Bir dilenciye el açıp dilenmek ne kadar da krallara layık bir davranış!! Kafam karıştı ve kararsız bir şekilde durdum, sonra çantamdan yavaşca en küçük mısır tanesini çıkarak sana verdim.

Ama günün sonunda çantamı yere boşalttığımda acınası durumdaki yığının içinde, en küçük altın zerresini gördüğümde ne kadar da şaşırdım!! Acı acı ağlayarak, keşke her şeyimi sana verecek gönüle sahip olsaydım dedim.

Zenginliğinizi Tanrı' ya adamak sizin kendi iyiliğinizedir. Ama kaç kişi ona herşeyini verebilir?

PARA KAZANMAK RUHSAL GELİŞİMİ NASIL ARTTIRIR?

Parayı doğru bir şekilde kullanmayı öğrendikten sonra, birçok düzeyde kazançlarınızın arttığını göreceksiniz. Servetiniz, enerjiniz, neşeniz hepsi büyüyecek.

Bir terzi çok güzel bir elbise dikmek konusunda istekli hatta çok hevesli olabilir. Aynı zamanda, iğneye iplik geçirebilmek için bunu sakin ve titremeyen bir elle yapması gerektiğini de bilir. Eğer ipliğin bir parçası bile iğne deliğinin dışında kalsa, ipliği delikten geri çıkarıp, ucunu tekrar düzeltip, yeniden denemek zorundadır.

İstek gücü ile ilgili olarak, hissetme yeteneği ipliğe benzetilebilir. İğne deliği ise, bedenimizin iki kaşımızın arasında yer alan konsantrasyon noktasına benzetilebilir. Hissetme dışarıya, amaçlarımıza doğru yöneltilmeden önce bu 'delik' ten sakince geçirilmelidir.

Hissetme yeteneğini terbiye etmek için her gün kendinize etrafınızdaki konuşanların sabit olmadığını anımsatın. Bağımlı olmayın. Bugünün üzüntüleri eninde mutluluk ile yer değiştirir. Neşenin yükseldiği noktalar ile depresyon çukurları birbirini sonsuz şekilde takip eder.

Hayatınızda ne olursa olsun, onun sonucu değil, sebebi olun. Kendi kişisel evreninizin çevresinde değil, merkezinde yaşayın. Kimseniz o olun. Başka insanların beklentilerinin ve isteklerinin bir yankısı olmayın.

Yaptığınız her hareketin tam olarak bilincinde olun.


Bu yazılar PARA MIKNATISI kitabından alıntılardır. Bu kitabı daha önce de size tanıtmıştım ve devamı gelicek demiştim. Kitapta zenginlik için vermenin çok önemli olduğu çok fazla vurgulanmış. Müslümalık ta da zekat gerçekten önemlidir.Hepimiz aslında bunu biliriz. Kitaba göre fakir olsakta, zengin olsakta kendimizden bir şeyler etrafımıza da vermeliyiz. Böylelikle evimiz bereketlenir.

Beni facebooktan takip etmek için buraya tıklayın : YAĞMURUN DÜNYASI

15.04.2013

ANITKABİR GEZİSİ..


ANKARA ZİYARETİ ÇOK GÜZELDİ.

ANITKABİR RESİMLERİNİ SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTERİM... GÖRÜLMESİ GEREKEN BİR YER...

ANKARA-SİNCAN-LALE MEYDANI...

ANITKABİR MEYDANI
 

ATAMIZIN YATTIĞI YER
BAŞINDAKİ ÇELENK
ANITKABİR MEYDANI
ANITKABİR KOLİDORLARININ TAVANI

ÜCRETSİZ ATATÜRK MÜZESİ

BİR DEN ÇOK ARABA BULUNUYOR MÜZEDE


İSMET İNÖNÜ MEZARI

ATATÜRK KÜTÜPHANESİ 3.800 TANE HER DİLDEN KİTAP VE HEPSİNİ DETAYLI BİR ŞEKİLDE OKUYUP ALTLARINI ÇİZMİŞ GERÇEKTEN BENİ ETKİLEYEN BİR YERDİ.
 

TEREMYAĞ TAVSİYE EDİLİR...


Tavsiye Meleği olarak ilk işim :) TEREMYAĞ

Sevgili Aylin in birbirinden güzel yemeklerinden oluşan blog sayfası AYLİNDEN DENEMLER,  beğendiğim tarifini yaptım HAVUÇLU RENKLİ KEK...


Sıvı yağ yerine teremyağ kullanılarak yaptığım ve gerçekten tadı nefis olan kek, Sizlere de tavsiye ederim.
 

13.04.2013

HAYATINI SEÇ


Kişinin bazı isteklerini gerçekleştirmek için kendisinde değişiklik yapması gerektiğini keşfetmesi, isteklerini elde etmek yolunda atacağı en önemli adımdır.

Bu kitapta diğer kitaplardan çok farklı bilgiler bulacaksınız. Ben bu kadar açık ve bildiklerimi bu kadar kolay ifade eden bir kitap okumadım. Bilmek istediklerimi sanki bana özel yazılmış gibi karşıma çıktı. Okumanızı tavsiye ederim.

Yazmanın bir terapi olduğunu söylüyor ve karakterinizi, kişisel özelliklerinizi, prensiplerinizi, hayata bakışınızı yani mevcut geleceğinizi gözden geçirerek olabildiğince detaylı bir liste yapmanızı istiyor. Bu liste en az 20 maddeden oluşacak.

Sonra bu listeyi mail ile gönderen ilk 10 kişiye ücretsiz 1 saat koçluk yapmayı taahhüt ediyor. mert.cuhadaroglu@gmail.com

OL-YAP-SAHİP OL

İşinizi kolaylaştıracak bir sırrı sizinle paylaşmak istiyorum. Kendinizde herhangi bir konuda bir değişiklik yapmak için harekete geçtiğinizde egonuz bu değişimi engellemek için harekete geçecektir. Yani size geçmişte aldığınız kararları hatırlatacaktır.

Bu şeyin imkansız yapılamaz olduğuna inanırsanız, bu yönde bir karar alırsanız ve evren bunun neden imkansız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar.

İlk kitabı 'Hayatını seç' , bankada müfettişlik ve genel müdürlükte yöneticilik görevlerinde bulunmuş. Ve aslında kitap yazıp, yaşam koçu olmak istediğine karar verip. Kariyerinde iş değişikliği yapmış.

Ve diyor ki, Yaşam koçluğu ve yazarlık yaparak geçinmekten korkmuyormuyum, evet delicesine korkuyorum, yazamamaktan, üretememekten ve dolayısıyla işsiz kalmaktan, toplumun dışına itilmekten,ailemi geçindirememekten, Özge'nin beni sevmemesinden, çocuklarımın ileride benimle gurur duymamasından, etrafımdaki insanların bana acıyarak bakmasından, yaptıklarımdan pişman olmaktan çok korkuyorum.

Ama cesaret zaten korkularımızdan birlikte yürümek değil midir? Benim bir değişime cesaretim var.

Hayalimi gerçekleştirme fırsatını niye yok sayayım.

SİZ KİMSİNİZ?

ASLINDA OLAMAYACAĞINI DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ, BU NEDENLE HAKKINDA HAYAL KURMAYI BİLE REDDETTİĞİNİZ BÜYÜK HEDEFİNİZ NEDİR?

HERŞEY MÜMKÜN OLSAYDI YAŞAMINIZLA NE YAPMAK İSTERDİNİZ?

Bu soruların cevaplarını vermenizi istiyor.

Her ne konuda seçim yapacak olursanız olun unutmayın ilk önce gerçekten bu konuda ne istediğinizi bulmalısınız. Biz hazır değilsek, gerçekten ne istediğimizi bilmiyorsak fırsatlar kapımızı çalsa bile onları fark edemeyiz, bu kitabı okuduktan ve tavsiye edilenleri uyguladıktan sonra kapınıza gelen fırsatları çok daha kolay fark edeceksiniz.

Bizler düşündüklerimizi ve inandıklarımızı yaratma gücüne sahip olan varlıklarız. Neye inanırsak ona uygun bir hayat yaşıyoruz.

Özgüveni yüksek olan insanlar hayatta istediklerine daha kolay sahip olurlar.
Özgüveni artırmak için kurban rolünden çıkmayı seçmeniz ön şarttır.

Koçluk değişim sürecinin yönetilmesidir. Egonuzla konuştuğunuzda yaptığınız şey de aslında kendi kendinizin yaşam koçu olmaktır.


KENDİ HAYATINIZA DIŞARIDAN BAKABİLSEYDİNİZ NELER YAPARDINIZ?

Bir günlük tutmanızı tavsiye edebilirim. Ama işin içine duygularınızı da kattığınız bir günlük olmalı, sadece olayları yazmakla yetinmemelisiniz. Bir yıl sonra günlüğünüzü okuduğunuzda neler başardığınızı görüp hayretler içerisinde kalabilirsiniz.

Bir günde kaç saati hayallerimizi gerçekleştirmek için harcıyoruz. ZAMAN YÖNETİMİ yazımda buna da yer vermeniz gerekir bence :)

yağmurun dünyası:    facebook tan ya da         ınstagram takip edebilirsiniz.....

11.04.2013

ZAMAN YÖNETİMİ


Yaşamayı seviyor musunuz? Öyleyse zamanı boşa harcama,

            Çünkü yaşamı yaşam yapan odur.
                    
                                     Benjamin Franklin

Her birimizin elinde her gün aynı miktarda zaman vardır.--24 saat--
Bizi birbirimizden ayıran şey onu nasıl kullandığımızdır.

Zamanı iyi kullanmanın birinci evresini zamanınızı şu anda nasıl harcadığınızı değerlendirmek oluşturur.
 

Zamanı etkin harcayabilmek için onu şu anda nasıl kullandığınıza ilişkin doğru bir hedefe ihtiyacınız vardır.

Zamanınızı şu anda nasıl harcadığınızı görünce hedeflerinize daha net odaklanırsınız.

BİR HAFTA BOYUNCA ZAMANINIZI DENETLEYİN.

Bir hafta süreyle, her faaliyete ne kadar zaman harcadığınızı dikkatle inceleyip kaydını tutun. Bu bir haftalık zaman yönetimi değerlendirmesi size zamanınızı fiilen nasıl harcadığınızı gösteren bir fotograf verecektir.

EN ÖNEMLİ FAALİYETLERİNİZE ODAKLANIN.

Arzuladığınız yaşam tarzına ulaşabilmek için zamanınızı iyi kullanın.

-Mutlaka-yapılması-gerekenler (yani, belli bir tarihe kadar tamamlanması gerekenler ya da önemli kişinin arzusu olanlar)

-Bekleyebilecekler

-Halletmesi-kolay-olanlar

Hedeflerinizi gerçekleştirmek için gereken gerçekçi zamana baktığınızda, haftada 150 saat çalışmanız gerekebileceğini derhal farkedebilirsiniz. Daha fazla zamana herkesin ihtiyacı vardır. Ama kimse günde 24 saatten fazlasına sahip olamayacağına göre, önünüzdeki tek seçenek zamanı daha etkin kullanmaktır.

Zamanı iyi kullanmak irade ve sebat gerektirir.

BİR YAPILACAK İŞLER LİSTESİ OLUŞTURUN.

Süre tahminlerini de içeren bir yapılacak işler listesi hazırlayın.

Dakikası dakikasına planlama yapmayın. Kriz ya da beklenmedik durumlar için zaman ayırın.

Mükemmellik değil, ilerleme. Hedefiniz mükemmellik değildir; hedefiniz iyileştirmektir.Zamanınızı yönetmekte kaydettiğiniz her küçük ilerleme sizi hedeflerinize biraz daha yaklaştıracaktır.

Malzemeleri düzene sokmak zihninizi düzene sokmanıza da yardımcı olur.

EĞER ZAMANINIZI NASIL HARCADIĞINIZI BİLMİYORSANIZ, ONU YÖNETMEKTE BAŞARILI OLAMAZSINIZ.

Görevlerinizi başarı ile tamamlayınca kendinize bir ödül vaat edin!!!

Bana da zaman yetmiyor. Bu kitabı alma sebebim aslında nasıl kendime zaman yetirebilirim. Kitapta bana yardımcı olacak ve altını çizdiğim bilgiler bunlar ve bunları uygulamaya başlıyacağım. Öncelikle bu hafta zamanımı neye harcadığımı tek tek yazacağım bakalım nelere harcıyorum. Sonrasında önceliklerimi belirleyip sıralama yapacağım. Sizde başlayın benimle birlikte çok eğlenceli olacak :))


 

10.04.2013

HALİL İBRAHİM BEREKETİ..


Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış.

Büyüğü Halil, küçüğü ise İbrahim...

Halil, evli çocuklu, İbrahim ise bekarmış.

Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin..

Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.

Bununla geçinip giderlermiş..

İş kalmış taşımaya, Halil bir teklif yapmış.

-İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.
-Peki, abi demiş, İbrahim..

Ve Halil gitmiş çuval getirmeye...

O gidince, düşünmüş İbrahim:

-Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine, Böyle demiş ve kendi payından bir miktar atmış onunkine...

İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola.

O gidince, Halil düşünür bu defa:

Der ki;

Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekar. O daha çalışıp, para biriktirecek ev kurup evlenecek.

Böyle düşünerek payından atar onunkine. Bu böyle sürüp gider. Ama birbirinden habersizlerdir.

Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki bitmiyor buğdaylar. Hatta azalmıyor bile. Hak Teala bu durumu çok beğenir. Buğdaylarına bir bereket verir ki.

Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler.

Şaşarlar bu işe,

Aksine çoğalır buğdaylar.

Dolar taşar ambarları.

Bugün 'Bereket' deyince, bu kardeşler akla gelir. Bu bereketin adı HALİL İBRAHİM BEREKETİDİR.

Aslında hep dayanışmanın güzelliğini anlatır bize hikayeler. Kardeşin birbirine destek olması bereket getirir der bize. Blogumdaki bir hikayede bize komsulara yardım etmenin kendimize fayda sağladığını anlatır.. EN İYİ BUĞDAY İÇİN...

Bu tür hikayeleri daha çok okuyup, kendimizi hayatın girdabından çıkartıp bir dur dememiz için bu blogda hayata ara vericeksiniz. Beni takip edin.... facebook: yağmurun dünyası



 

5.04.2013

WWW.KAFT.COM



 Bu siteyi çok beğeneceksiniz. Üye olmayı çok basit şekilde tamamladıktan sonra, Kargo masraflarını bile ödemeden istediğiniz siparişi veriyorsunuz ve bir gün sonra kapınızda.. Ben çok beğendim sizlere de tavsiye ederim... Kendime bu şık telefon kabını aldım Göründüğünden daha da güzelmiş. Teşekkürler kaft yöneticileri... Umarım yolunuz çok açık olur.

Her yönüyle farklı tasarım tişört markası; KAFT

 

Tasarım ve sanatseverler aradıkları tasarım tişörtleri KAFT’ta buluyor. Paul Auster’den Osho’ya , Mevlana’dan Einstein’a hatta Pink Floyd’dan Mendelssohn’a birçok müzisyen, düşünür ve yazardan ilham alan KAFT, sıradan grafiklerden farklı, yaratıcı tasarımlara sahip, aynı zamanda tüm detaylarıyla özenerek hazırlanmış tasarım tişörtler ve tasarım ürünleri sunuyor.

Tasarımlarını şu an için tişört, kapşonlu (hoodie) ve poster olarak www.kaft.com adresinden bulmak mümkün. Yakında bu tasarımlar iPhone kapağı olarak da kullanıcıların beğenisine sunulacak. Yani kendinizi özdeşleştirdiğiniz hikayenizi ve tasarımını her daim üzerinizde ya da yanınızda taşıyabiliyor olabileceksiniz.

Şimdiden 34 ülkeye ulaşan KAFT tasarımlarına sahip olmak için www.kaft.com adresine girip ücretsiz kargo ve 30 gün iade garantisiyle güvenli bir şekilde sipariş verebilirsiniz. Eğer ürünleri görerek almak isterseniz, tasarımlarının satışta olduğu seçkin mağazaların adreslerine web sitesinden de ulaşabilirsiniz.




KAFT’ı sosyal medyada www.facebook.com/kaft.co adresinde Facebook’tan, www.twitter.com/kaftco adresinde Twitter’dan takip edebilirsiniz.

AŞKBOOK-11


                                                                  PAKETLEYELİM...

Güzel ve huzurlu bir ilişki yaşamak inanın bana mümkün. Her şeyi anlatabildim mi? Elbette hayır. Ama sadece bu 11 maddeye bile dikkat edecek olursanız, ilişkinizi çok daha kaliteli yaşamaya başlayacağınızı garanti ediyorum.

Olur da derseniz ki, iyi güzel ama 11 maddeyi birden uygulamak zor yahu, sen bir tane seçsen de biz onu uygulasak. O zaman size bir tane seçeyim.

-Kendiniz olmaktan vazgeçmeyin.

Gelin ilişkiyi şöyle bir tarifle noktalayayım.

Harika bir İtalyan lokantasına gittiniz, sevdiğiniz arkadaşınızla olduğunuzu ve en sevdiğiniz makarnayı ısmarladığınızı düşünün. Süper vakit geçiriyorsunuzve makarna geliyor. Harika görünüyor. Hatta şef özel olarak sizin için güzel bir maydonoz parçası bile yerleştirmiş. Aynı bir tepenin üzerinde duran ağaç misali.

İşte o makarna sizin hayatınız, üzerindeki maydonoz ilişkimiz olursa, son derece keyifli, huzurlu ve mutlu bir ilişki yaşayabilirsiniz.

Ama makarna ilişkiniz ve üzerindeki maydanoz sizin hayatınız olursa, ilişki bitince, maydanoz sapı gibi ortalıkta kalırsınız.

En derin sevgilreimle bol bol bol bol torpilli günler...

Bu kitap ilişki konusunda bir çok bilgi barındırdığı için paylaşmak istedim sizinle... Kendimize farkındalık katmak, önceden birşeyleri düzeltip sonradan pişman olmamak için okunması gereken bir kitap... Aykut Oğut kitaplarını çok severim... Daha önceki postlarım...

BU EGOLARI ŞİŞİRSEKTE Mİ SAKLASAK?

 

AŞKBOOK-10


BAŞARILI BİR İLİŞKİ NE KADAR SÜRER?

Diyelim ilişkinin bitme vakti geldi ve çattı. İlle gelir demiyorum. Diyelim ki geldi. İşte bu noktada çok zorlanıyoruz. Duygusal zorluklardan, yani üzüntüden, bir şeyin bitmesinin getirdiği acıdan bahsetmiyorum çünkü acı ve üzüntü bitmek üzere olan bir ilişkinin en doğal parçasıdır, keyifle yaşayın. Bahsetmek istediğim daha farklı bir konu.

Bir ilişkinin bitmesi hep BAŞARISIZLIK olarak değerlendiriliyor.

Şu lafı o kadar çok insandan duydum ki, 'Geçmişim hep bir iki senelik başarısızlıklarla dolu'

Hemen soruyorum.

-Peki o zaman başarılı bir ilişki kaç sene süren ilişkidir?
-Ee işte hayat boyu sürendir.

-Peki şeker, şu an hayatının ilk 30 senesini zaten yaşadın. O zaman 'hayat boyu' sürecek bir ilişkiden 30 yıl yemiş vaziyettesin. Nasıl olacak da bundan sonra bir ilişki senin için başarılı olacak?

Elbette kelime oyunu yaptığımın farkındayım ama dikkatleri güzel bir noktaya çekmeye yardım ediyor. Başarılı bir ilişki yoktur. ÇÜNKÜ her ilişki aslında başarılıdır. Size birşeyler öğretir, sizi geliştirir. Ama keyifle geliştirir ama canınızı okuyarak geliştirir. Her ilişkiden çıktığınızda, bir sonraki ilişki için biraz daha donanımlı hale gelirsiniz.

Biten bir ilişki başarısız değildir. Sadece miadı doldurmuş demektir. Bir gün Esra ile benim ilişkim de bitebilir. Bu sevgi bitecek anlamına gelmez. Ama sakın unutmayın, sevgi ayrı, ilişki ayrı şey. Sevgi karşılığı, kuralı olmadan verilebilecek, ilişki ise bakımı yapılması gereken, kuralları olan bir ortaklıktır.

Bir ilişki bitme aşamasına geldiğinde şu cümleler doğal olarak kullanılır.

-O kadar sevmiştik birbirimizi eskiden.
-Bu kadar emek ver, çabala şimdi geldiği şu hale bak.

Kendinize haksızlık etmeyin, yaşadığınız onca güzelliğe haksızlık etmeyin.

-Harika güneşli bir günün ardından, sadece güneş batıyor diye gününüze küfrediyor musunuz?
-Bayram tatilinden sonra eve ve işinize dönerken, tatil bitti diye, o tatil sizin için zehir mi oldu birdenbire?
-Eve aldığınız güzel bir çicek solduğunda -ki doğaldır- vazonuzu kırıp, çiceği size getirene küfredip sinirleniyor musunuz?

İlişki de aynı şekilde. Eğer miadı dolmuşsa, yaşanan güzel zamanlara kesmeyin faturayı.

Çok sevdiğim oyunculardan biri Robin Williams şu aralar boşanmak üzere. Eşi ile yıllar süren mutlu bir evlilikleri vardı. Hatta 1997 yılı Oscar larında, ödül töreninde, Oscar ı aldıktan sonra eşine dönüp şöyle demişti: 'Her sabah bana yaşama gücü veren eşime teşekkürler...'

Geçenlerde eşi ile olan ayrılıklarından bahsediyordu. Dikkatle dinlemeye başladım acaba ne diyecek diye. 11 yıl önce bu kadar aşk ateşi ile teşekkür eden adam acaba bugün ayrılıklarını nasıl değerlendirecek diye.

Elini kalbinin üstüne koydu ve şöyle dedi;

-Ne mutlu ki, ilişkinin başladığı gibi boşanıyoruz, büyük bir sevgi ile!



 

4.04.2013

BLOG REKLAMI VERİN!!!


Ücretsiz Reklamlar Ver Siteni Tanıt

Reklam Turko ile reklamlarınız artık ücretsiz.

Site, Blog, Facebook, Twitter sayfalarınızın tanıtımları ve ayrıca ilan ve duyurularınızı bedava yayınlıyor.

Sizde tamamen bedava olarak reklam hizmetinden faydalanmak istiyorsanız Reklam Turko'ya msj bırakmanız yeter.

Reklam Turko Tıklayın

3.04.2013

AŞKBOOK-9


PİNPON MAÇI SİZDE DE RAKET VARSA DEVAM EDER.

Bazen şöyle cümleler duyabiliyorum.

-İyi de Aykut, vallahi ben başlatmıyorum. eşim bir başladı mı asla yakamı rahat bırakmıyor. Taa ki kavga çıkana dek.

Evet biliyorum. Benim annem ve babam öyleydi. Küçük bir çocukken aralarındaki konuşmanın hangi saniye kavgaya dönüşeceğini kestirmeye bile çalışırdım. O zaman tam kestiremiyordum ama sonunda bakın neyi öğrendim?

Ponpon maçı, tango dansı ve santranç iki kişilik aktivetelermiş. Tek başına yapılmazmış.

-Siz karşınızdakinin attığı topa KARŞILIK VERMEZSENİZ oyunu bir el bile oynamanız mümkün değil.
-Siz, müzik başladığında, karşınızdaki adım atar atmaz, adım atmazsanız, dans da edemezsiniz.
-Karşı taraf hamle yaptığında siz hamle yapmazsanız, santranç da oynanamazmış.

Örnek olsun diye yaptığım bir testi burada sizinle paylaşayım. Genelde bu konuyu anlatırken şu cümle ile başlarım.

-Şimdi lütfen beni KIYASIYA ELEŞTİR. Canımı çıkart istersen.

Elbette biraz şaşırıyorlar. Fol yok yumurta yokken niye eleştirsinler yahu. Sonra biraz düşünmeye başlayıp buluyorlar bir şeyler.

-Saçını hiç begenmedim. Çok çirkin olmuş. Ne bu böyle yataktan kalkıp gelmiş gibisin.

Çok güzel. Sapına kadar bir eleştiri hem de saldıran cinsinden. Cevabım işte şöyle:

-Peki.

Karşı taraf topu attı ama cevap veren, savunan, geri saldıran YANİ MAÇA DEVAM EDEN YOK.

Ben maça devam etmediğim sürece karşı taraf en fazla bir kere daha deneyebilir hepsi o.
Bunu uygulayabilmek için, karşınızdakinin egonuza yaptığı saldırıyı KARŞILAMAMA yı öğrenmeniz, bunu öğrenebilmeniz için de, size yapılan eleştiriye gülüp geçmeyi öğrenmeniz gerekiyor.

Eleştilere gülüp geçmeyi nasıl öğrendiğimi kısaca sizlerle paylaşayım, belki sizinde işinize yarar.

İnancınız nedir bilemem, önemli de değil. İster ALLAH deyin, ister TANRI veya Evren. Sonuçta büyük bir kitlenin MÜKEMMEL olduğuna inandığı bir şeyler var. 'O' bile bize yaranamıyor. Onu bile dünyada herkes kabul etmiş değil. Ya da farklı şekilde kabul etmişler.

Bir süre önce bir arkadaşım bana link gönderdi. İnternette bir sitede benim hakkımda bazı şeyler yazılmış. Yazılan şeylerin yüzde 30 u eleştiri. Gülümsemeye başladım. O sırada yanımda olan biri ' Nasıl gülebiliyorsun ben olsam sinirden çıldırırdım' dedi. ' Çok basit' diye cevap verdim. ' Gel bak sana bir şey göstereceğim.'

Aynı sitenin ARAMA kısmına TANRI yazdım. Ve TANRI hakkında yazılanlar çıktı karşımıza, yüzde 70 eleştirilmiş.

Tanrı bile yüzde 100 onay alamıyorken, ben niye paşa gönlümü üzeyim yahuu!


 

 

2.04.2013

ZAYIFLAMA KURSU


Özel bir yolculuğa çıkmak üzeresiniz ve yaşamınızdaki başka herşeyde olduğu gibi, iki seçeneğiniz var; kıyıda oynayabilir ya da açıklığa yüzebilirsiniz...


Çok önceden aldığım bir kitaptı, okuyamamıştım. Şimdi başladım okumaya ve okuduklarımı sizinle paylaşmayı sevdiğim için benim hoşuma giden kısımlarını sizinle paylaşmak istedim.

Zayıflamanın yememizle içmemizle tabiki alakası var. Aynı zamanda ruh halimizle de ilgili bunu da kimse inkar edemez. Çok yiyoruz çünkü korkularımız var kilo psikolojide korunma isteği olarak karşımıza çıkar ya hep. DUYGUSAL AÇLIK yazımda da duygularla yemeği anlatmıştım. Kızgınlık,aşırı sorumluluk,bağışlanmama, yargılama, baskı, stres, kalp ağrısı, fedakarlık, değersizlik, utanma, gurur, haksızlık, öfke, uatnç gibi duygularımız bizi yemeye yönlendiriyor. Evet, çok fazla değil ama herşeyden biraz yemeliyiz... Kendimize değer verip duygularımızı anlamaya çalıştığımız zaman neden yemek yeme ihtiyaçımız olduğunu da anlayacağız..

Zayıflama kursu, duygularımızı çözmemizi ve neden yemek yediğimizi bulmamızı sağlıyacaktır. Gelin hep beraber bulalım ya da bulduysanız bizimle paylaşın. Böylece sizin sayenizde kendimizi anlamaya bir adım daha yaklaşalım..

Farkındalık, iyileşmenin ilk adımıdır.

Bir egzersiz programına devam ediyorsanız, eninde sonunda programı bozmanız kuvvetle muhtemeldir.

İrade gücü kendinizi bir şey yapmaya mecbur ettiğinizi söylemenin sadece başka bir yoludur ve kendini bir şey yapmaya zorlamak sürdürülebilir değildir.

Unutmayın 'Elmayı yeme' iş yaramadı, üstelik de söyleyen TANRI' ydı...

Kalıcı zayıflama daha derin bir iyileşmenin yan ürünüdür.
Bilincinizin kilo konusunda yeniden eğitilmesidir.

Bu kursun konusu yiyeceklerle ilişkiniz değil; sevgiyle ilişkinizdir. Sevgi gerçek şifacınızdır. Mucizeler doğal olarak sevginin varlığını ortaya çıkarır.

Gerçek sen, bedneninizde en sağlıklı, en mutlu şekilde nasıl ikamet edeceğini tam olarak bilir ve siz ruhsal gerçeklikle bilinçli bağlantıyı yeniden oluşturduğunuzda bunu kendiliğinden yapacaktır.

BU KURS YİYECEKLE İLGİLİ DEĞİL, MANEVİYATLA İLGİLİDİR.

Özgürlükğe yolculuğunuzda ilk kavrayış, bir yalana inanmış olmanızdır. Ayrıca bu yalana inancınızın kuvvetiyle, onun size göre gerçek görünmesini sağladınız. Bu yalan aslında sizin için rahatlama, beslenme ve ayakta tutma gücüne sahip olduğudur.
Sizin göreviniz yalanı düzeltmektir.
'Beni rahatlatma, besleme ve ayakta tutma gücüne ancak TANRI sahiptir.'

Sağlıksız yemeniz, kendinden hoşnutsuzlukla ilgili bir eylemdir. Çok yeme şiddetin bir biçimidir ve şu anda parçaladığınız mekanizmalardan biri silahı kendinize doğru çevirme alışkanlığınızdır. Silah ister bıçak olsun, ister çatal...

Kendinize karşı nazik olmayı taahhüt ederek başlayın...

Okudukça kitabı kendi düşüncelerimi ekleyerek sizinle paylaşmayı düşünüyorum. Kitabı okumanızı da tavsiye ederim. Kendimizin bir adım ileri gitmemizi sağlamak için kendi farkındalığımızı sağlamak için, alıştırmaları da bizimle birlikte yaparsanız sevinirim. 

yazılarımı, tanıtımlarımı facebook: yağmurun dünyası  adresinden de takip edebilirsiniz...
yorumlarınızı, sorularınızı paylaşırsanız sevinirim.




 

AŞKBOOK-8


SORUNLARI MASAYA YATIRMA ŞEKLİ...

Bir sorunu masaya yatırmanın en güzel yolu bence, BUNU SORUN TARTIŞMIYORKEN yapmaktır.

Tartışma dediğimiz şey aslında iki kişinin egolarının sidik yarıştırmasından başka hiçbir şey değildir. Ve hocam Darel'in bu konuda çok felsefi ve derin bir yorumu vardır.

-Sidik yarışını kim kazanırsa kazansın, iki tarafında paçaları çiş içinde kalır.

Biz nasıl zaman zaman kendi egomuzun etkisi ile istemediğimiz davranışlarda bulunabiliyorsak, aynı şey karşımızdaki insan içinde geçerli. Eğer tartışma anında bir saniye için durup 'Aa bak egosu nasıl kontrolü ele aldı. Canım yaa bütün çocukluğunda yaşadıkları şu an kendini gösteriyor' diyebilirseniz ve kendi cümleleriniz arasına beş saniyelik bir süre koyabilirseniz, bakın birdenbire nasıl yumuşak bir yere doğru gidiyorsunuz. Aynı televizyon kanallarının canlı yayınlarını, birkaç saniye geç vermeleri gibi. Yani tampon süre.

Kendinizin ya da sevgilinizin egosunu nasıl anlayabilirsiniz?

Çok kolay. Bir an durup tartışmaya bir bakın. Eğer konunun içeriğinde kimin HAKLI veya HAKSIZ olduğu tartışıyorsa, bilin ki egolar sidik yarıştırıyor demektir. 'Haklı olmak' egomuzun bayıldığı bir şeydir.

Diyelim karşınızdaki veya siz kendinizi bu durumda yakaladınız. Hemen durun dediğimde hep şu soru ile karşılaşıyorum; iyi duralım ama NASIL? o an herifin boğazını sıkı veresim geliyor.' tamam halısınız bende aynı şekilde hissediyordum. Çok basit bir kuralı anlayınca, tartışmanın ortasında durabilmek daha kolay hale geldi.

-Zaten bu tartışma sırasında bir şey çözemeyeceksiniz.

Bugüne kadar KAVGA ANINDA çözebildiğiniz bir tane bile sorununuz oldu mu? Hayır kesinlikle olmadı. O zaman ne kadar gereksiz bir şey yaptığınızı anlayıp durma fırsatınız olabiliyor. Fırsatı değerlendirmek ise tamamen size kalmış.

Diyelim tartışmayı durdurmayı becerdiniz. Tamam bugünlük olayı halledemedik ama en azından olayı daha da kötüye gitmesini önlemiş olduk. Şimdi gelelim KONUŞMA faslına.

'Aman olay nasılsa kapandı, boş ver şimdi yeniden vır vır dır dır yapmayalım' zihniyeti ile edle edebileceğiniz tek şey, olayı daha ileride YENİDEN yaşamak olacaktır. Çünkü olan tek şey egoların uykuya dalması, konu aslında kapanmadı. Elbette vır vır dır dır yapmayın, konuyu konuşun. Konuşurken AYNI tartışmayı yeniden başlatmak sorunu yine çözmeyecektir. Onun yerine sadece yaşadığımız sorun konusunda neler hissettiğinizi paylaşın.

Ben size bir örnek vereyim, siz buradan yola çıkarak kendi sorunlarınıza bunu uygulayın.

Diyelim ikinizde çelışıyorsunuz. Son derece yoğun iş hayatınız var ve şu aralar sizi rahatsız eden aramızda tartışmalar çıkmasına yol açan konu ev işleri. Hikaye bu ya, sevgiliniz, eşiniz size ev işlerinde hiç yardım etmiyor. Ve biliyoruz ki ev işleri kadının görevi falan değil. Daha doğrusu şaçma bir sebepten dolayı eskiden öyleyniş. Artık değişmesini zamanı geldi AMA adam bir kalas bu konuda. Muhtemelen bugüne kadar şu klasik yöntemleri denediniz.

-Rica ettiniz.
-Duygusal baskı uyguladınız.
-Surat astınız.
-Siz de ev işlerini yapmadınız ve ev ahıra döndü.
-Çemkirdiniz.
-Kavga ettiniz.
-Anasına şikayet ettiniz.
-Arkadaşlarınızla sevgilinizi çekiştirdiniz.

Ve sorun hala devam ediyor. Çünkü ya ev işlerini yaparken sinirli bir şekilde bunları ifade ettiniz, ya da ertesi sabah kahvaltı sofrasına cehennem azabına çevirdiniz. Ve doğal olarak, siz de sinirli olduğunuz için, hep saldırıda bulundunuz.

Gelin alt yazılarla, hiç farkında bile olmadan karşınızdakine nasıl saldırabildiğinizi izleyelim.

-Necati şu bulaşıklara bir yardım etsen eline mi yapışır?

Alt yazı: Elbette eline yapışmayacağını ikimizde biliyoruz. Ama sen o kadar öküz çıktın ki, abartmalar kullanmazsam anlamıyorsun.

Hiç kimsenin egosu böyle bir alt yazı karşısında sakin durmayacaktır haberiniz olsun. Paçaları sıvayın çünkü yarış başlamak üzere...

-Ayy bıktım artık. İşe git milletin ağız kokusunu çek, eve gel ev işi yap. Sen ofisinde rahat rahat otur, eve gel yemeğin önünde hazır.! Ohhh gel keyfim gel..

Alt yazı: Sen sefa yap ve ben senin yüzünden bu kadar acı cekeyim. Bunların hepsi senin suçun.

Hiç kimsenin egosu SUÇLAMAYI sevmez.

Eldivenleri takın maç başlıyor.

-Bana bak ben senin annen değilim.

Alt yazı: Sen hala beş yaşında bir çocuksun.

Eğer gerçekten kavga etmek istiyorsanız yukarıda ki cümleyi mutlaka kullanın. Kesin işe yarayacaktır. Hiç bir ego, olduğundan daha geride bir yerde görüldüğünü duymak istemez.

Örnekleri sabaha kadar çoğalta bilirim ama sanırım olayı anladınız. En azından şimdilik eşinize altyazılarla nasıl saldırdığınızı anladınız. Gelelim bunun çözümüne. Herhangi bir sorunu masaya yatırmadan önce lütfen şunu çok iyi değerlendirin.

'Bu durumun sorun haline gelmesi benim bakış açım yüzünden mi oluyor yoksa gerçekten bu halledilmesi gereken bir durum mu? Bu sorunu ben kendi içimde çözersem, benim gelişimime yardım mı edecek yoksa beni geriye bir yere mi götürecek?'

Yukarıdaki cümle son derece kavramsal olduğu için bir iki örnekle size açıklamak isterim.

Bir ilişkiler üzerine çalışmak için gelen evli bir öğrencim, eşinin, ev ile ilgili kararlara hiç destek vermemsinden yakınıyordu. Eve alınacak halıdan, koltuk takımına kadar, elektrik ve su paralarının takibine kadar herşey kendi üstüne kalmıştı.

Evet ilk anda adamı şuçlayabiliriz. Ama yapmadık. 'Yaşanan her sorunun yüzde 50 si bize ait. Bu hiçbir zaman değişmez' kuralından yola çıkarak kendisine bazı sorular sordum.

-Adam ilk baştan beri böyle miydi?
-Ayy Aykut ilk yıllarımızda her şeyi o yapardı. Elim sıcak sudan soğuk suya girmezdi valla.

-Peki sence bu 180 derecelik değişim ne zaman başladı?
-Ayy hiç hatırlamıyorum.

-Biraz düşün. İlk defa böyle bir tartışmayı ne zaman yaşadınız?
-Valla evlendikten hemen sonraydı galiba. Buzdolabı alırken birbirimize girdik ve dükkandan çıkıp gittiğimi hatırlıyorum.

-Niye çıktı gitti?
-Yanlış hatırlamıyorsam, mutfağın ölçülerini aldığı kağıdı evde unutmuştu. Bende sinirlendim. Ne beceriksizsin dedim.
(Hiçbir ego beceriksiz olduğunu duymaktan hoşlanmaz.)

Sorularıma devam ettim.

-Peki daha sonra hatırladığın olaylar var mı?
- Aslında en çok bebek doğduktan sonra başladı. Na zaman bebeğe onun bakması gerekse onu uyarmaya başladım.

Uzuuuunnnnn konuşmamızın sonunda öğrencim şunu farketti. Yaptığı her iş sırasında, o ya da bu sebeple kocasını eleştirdiği için, adam yavaş yavaş elini eteğini herşeyden çekmişti.

Şimdi siz istediğiniz kadar EV İŞLERİ konusunu masaya yatırın işe yaramayacak. Adamın bir kere sütten dili yanmış, yoğurt görünce koşarak kaçıyor. Hiç kimse eleştirilmekten hoşlanmaz. Hem de sevdiği biri tarafından.

Kendinizi bir düşünün. Hanginiz bugüne kadar, ELEŞTİRİLİRKEN bir işi daha iyi becerdiniz. Mümkün değil.

İşte bu noktada kendinize bakmanız gerekiyor.

'Ben sevdiğim insanı sürekli eleştiren biri olarak kalırsam, bu benim için iyi bir şey mi?'

Cevabınız evet bile olabilir. İnanın doğru ya da yanlış cevap yok. Bu tamamen sizin ne istediğinize bağlı.

Olmayacak tek şeyi söyleyeyim ben size, HEM siz değişmeyeceksiniz aynı kalacaksınız HEM adamın size yardım etmesini isteyeceksiniz. İŞTE BU OLMAZ.

Öğrencim, kendi değişiminin ona nasıl bir fayda sağlayabileceğini gördü ve ÖNCE kendisi değişmeye karar verdi.

İşte şimdi çözüme doğru yaklaştık. Artık karşımızdaki ile yapacağınız konuşma bile şekil değiştirecek. Kendisi MÜKEMMEL konuşmayı yaptı. Öncelikle hiçbir tartışmanın yaşanmadığı, aksine son derece keyifili yaşanan bir günü bekledi. Bir cumartesi akşamı, bebeği bakıcıya bırakıp başbaşa yemeğe çıktılar. Her şeyin son derece keyifli olduğu bir anda 'Seninle konuşmak istediğim bir şey var' dedi. Şuna benzer bir paragraf ile konuyu açtı.

-Seni yıllardır hep yaptığın işleri yapma şeklin yüzünden sürekli eleştirdiğim için özür dilerim. Eğer bunun daha erken farkına varsaydım daha erken değişme kararı alırdım. Eleştirmek tamamen benimle ilgili bir sorun bunun farkındayım. Sana bundan sonra bunu yapmama sözü veriyorum. Senden ricam bana eleştirilmediğin sürece  ev işlerinde yardımcı olman. Ev işlerini tek başıma yaptığım zaman, daha çok yorulduğum için, seninle de güzel vakit geçiremiyorum ve bu beni çok üzüyor.

Müthiş bir konuşma.
Karşınızdaki öküzün önde gideni değilse mutlaka anlayacaktır.

1-) Kendi sorumluluğunuzu, yani sorunun yüzde 50 sini yarattığınız kısmını sahiplendiniz.
2-) Karşınızdakine HİÇ saldırıda bulunmadınız. Altyazılarınızla bile.
3-) Durum karşısında NE HİSSETTİĞİNİZİ paylaştınız. Onu suçlamadan.

Şimdi alın kağıdı kalemi elinize ve eşinizle, sevgilinizle en son hatırladığınız tartışmada kullandığınız cümleleri yazın. SİZ bunlara altyazı  yazacak olsanız neler yazardınız. Bakalım hiç farkında olmadan nasıl saldırmışsınız.

KONUŞMANIN ALTIN KURALLARI:

1-) Asla tartışma sırasında olayı çözmek gibi bir hayale kapılmayın.
2-) Sorunun yaratımında ki kendi payınızı görün.
3-) Konuşma için güzel bir anı bekleyin.
4-) Krşınızdakini suçlamadan, sadece kendi hissettiklerinizi ifade edin.

Biraz tecrübe ile çok rahat ustalaşabileceğiniz bir davranış bicimi bu. Ve işe yaradığını göreceksiniz.