29.02.2012

SİZ OLSANIZ NE CEVAP VERİRDİNİZ?


 Saygın bir firmada yönetim, işe girmek isteyenlere bir soru sormuş ve soruya en uygun cevabı veren kişiyi ise almışlar. Bu soruda doğru veya yanlış cevap diye bir şey yok, sadece düşünce sistemi önemli.

Soru şu: Karanlık yağmurlu bir gece, yağmur yağıyor, fırtına var, gök gürlüyor ve siz sabaha karşı 02.00' de tek başınıza ıssız bir yolda araba ile gitmektesiniz. Arabanız iki kişilik. Biraz ilerde otobüs durağında 3 kişi bekliyor. Birincisi bir doktor, sizi daha önce geçirdiğiniz kalp krizinden kurtarmış. İkinci kişi, çok yaşlı ve hasta neredeyse ölmek üzere olan birisi. Üçüncüsü, hayatınızın rüyası, her zaman tanışmak için can attığınız birisi. Hava gittikçe kötüleşiyor ve arabanızda sadece bir kişiye yer var. Böyle bir durumda ne yapardınız?

Burada doğru veya yanlış cevap diye bir şey yok, sadece her bir kişinin durumu algılayışı ve ele alışı var. Bu görüşme de cevapların %90'ı "yaşlı adamı alırdım" olmuş, olmuş ama sadece bir kişiyi işe almışlar. O kişinin cevabı acaba nasılmış?

(Biraz düşünün ve sonra aşağısını okuyun.)

Arabadan inip anahtarı doktora veririm, doktor benim hayatımı kurtardığı gib yaşlı kişiyi de hastaneye yetiştirip iyileştirebilir. Böylece bende hayatımın insanıyla otobüs durağında baş başa kalıp onu tanıma fırsatı elde edebilirim...

 ÇEKİLİŞ ZAMANI  Piçkurusu bloğ zamanı çok güzel bir çekiliş düzenlemiş buyrun gelin diyor bizlere :)))

Kartalkaya'yı Ateşleyenler


Hayalin bir dağın tepesine karlarla kaplı olsa da ateşle iz bırakmak kadar zor bir şey olsa bile peşini bırakma. Önce hayal eder, sonra o hayale inanırsın; nasıl yapabileceğini tasarlar ve denersin, yılmadan. Yeterince denersen, neden olmasın?

Onlar tam da bunu yaptı. Karlarla kaplı Kartalkaya’nın zirvesine ateşle iz bırakabileceklerine inandılar. Burn, sadece ihtiyaç duydukları cesaret ve enerji desteğini sağlayarak bir hayali ateşledi. Onlar da tutkularının peşinde yola çıktılar. Boardlarını hazırladılar, pompalarla modifiye ettiler, rampalarını kurdular ve kaydılar. Olmadı, baştan aldılar, onları amaçlarına ulaştıracak şartları gerçekleştirmeyi başarana kadar, tekrar tekrar.

Ve 3. gün de bitip gece yarısı olduğunda Kartalkaya’da istedikleri ateşi yakmayı başardılar. Çektikleri videoyla da ‘İçindeki kıvılcım nasıl kocaman bir ateşe dönüşür’ü hepimize gösterdiler. Tutku ve cesaretle yanmayacak ateş yoktu, inandık. Burn, gençleri tutkularından başka bir şeye kulak asmadan, istediklerini alana kadar denemeye, vazgeçmeden denemeye çağırıyor. Tutkuları cesaretle besleyen kocaman bir ateş yakmak için Burn gençleri ateşlemeye devam edecek.

İçindeki kıvılcımı farket ve büyüt. Burn ateşler.

http://www.facebook.com/BurnTurkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

27.02.2012

FETİH 1453


Hafta sonu Fetih 1453 sinema keyfi yaptım kardeşimle, ilk yarıda çok sıkıldım. İkinci yarı tam savaş filmi gibi çok begendim. Görsel efekt mükemmel , Emeğinize sağlık denir. Oyuncular mükemmel oynamış ona da diyecek hiç bir şey yok...
Kısaca görülmesi gereken film...







FATİH SULTAN MEHMET    hayatı...

Sultan Mehmet, şehzadeliğine Molla Hüsrev, Molla Gürani ve Akşemsettin gibi devrin büyük alimlerinden matematik, tıp ve edebiyat dersleri aldı. Arapça, Farsça, Yunanca, Sırpça, Latince gibi lisanlara vakıftı. Küçük yaşta kendisine Amasya sancağı verildi. 12 yaşındayken babasının isteği üzerine tahta çıktı. Varna savaşı sebebiyle tahtan çekilip Manisa Valisi oldu. Babasının vefatı üzerine ikinci defa 12 Ocak 1451 tarihinde tahta çıktı. Padişahlığının ilk yıllarında, her şeyden önce İstanbul'u almak istiyordu ve Anadolu Hisarı'nın karşısına Rumeli Hisarı'nı yaptırarak Bogaz'ı tamamen kontrol altına aldı. 6 Nisan 1453'te 53 gün sürecek kuşatmayı başlattı. Uzun süren kuşatmadan sonra 29 Mayıs 1453 tarihinde İstanbul'u fethederek "Fatih" unvanını aldı. Bu fetih bütün dünya da büyük yankı uyandırdı ve Ortaçağ'ı sona erdirip Yeniçağ'ı başlattı. FATİH SULTAN MEHMED, bundan sonra Sırbistan üzerine yürüdü. (1454). Semendire alınarak Sırbistan tamamen fethedildi ve Atina tekrar alındı(1458). Fatih, Güney Karadeniz'de ki son Bizans Devleti olan Trabzon Rum İmparatorluğunu da fethetti. (1461) Eflak 1462'de, Bosna'da 1463'te fethetti. 1463'te 16 sene sürecek Osmanlı- Venedik savaşı başladı. Fatih Sultan Mehmed, Anadolu'da kanayan yara haline gelen Kahramanoğullarını tamamen ortadan kaldırdı. (1466). Bu arada Venedikliler, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın Osmanlılara karşı kışkırttı. Savaş kaçınılmaz hale geldi. İki ordu 11 Ağustos 1473'te Erzincan Otlukbelinde karşılaştı. 8 saat süren meydan harbinden sonra Uzun Hasan'ın kaçmasıyla büyük bir zafer elde edilerek Akkoyunlu Devleti tarihe karıştı. Bütün Anadolu, Osmanlı eğemenliğine girdi. Artık, Osmanlı dünyanın en büyük devletlerinden biri haline geldi. 1475'te Kırım Hanlığının ilhakı, 1476'da Boğdan ve Macaristan seferi, 1478'de  de Arnavutluk Seferi'ne çıkan Fatih, İşkodra'yı alınca Avrupa'nın korkulu rüyası haline geldi. Batı Roma yı da yıkmak isteyen Fatih'in 1480'de İtalya'nın Otranto şehrini alması, bütün Hristiyan alemini korkuttu. 3 Mayıs 1481 tarihinde Doğu seferine çıktığı sıralarda doktorlarından Yahudi Yakup Paşa'nın zehirlemesiyle Gebze'de vefat etti. Naaşı, Fatih Camii'ndeki türbesine defnedildi. 30 senelik padişahlığı süresince 2 imparatorluk, 14 devlet, 200 şehir fethederek "FATİH" ünvanını Hz. Peygamber' den alan Sultan Mehmed, devletin sınırlarını 2,214,000 km' ye çıkartmıştır.

Tahta geçme yaşı:19                                        Babası: Sultan II. Murad
Saltanar süresi : 30                                         Annesi: Hüma Hatun
Saltanat bitiş yaşı :49                                     Eşi: Gülbahar Hatun
Vefat yaşı: 49                                                  Sonrasında Tahta Geçen Oğlu : II. Beyazid

26.02.2012

YAŞADIĞIMIZ HERŞEYİN SORUMLUSU BİZLERİZ


DÜŞÜNCE ŞEKLİMİ DEĞİŞTİRDİM,
HAYATTA BAŞARILI OLDUM,
HAYATI KENDİM İÇİN KOLAYLAŞTIRDIM.
YAVAŞLADIM, DİNGİNLESŞTİM.
DOĞRU DÜŞÜNDÜM, DOĞRU YAŞADIM.
DEĞİŞİME İZİN VERDİM...

Bazı olaylar karşısında nefesimiz kesilir ve yüreğimiz daralır. Çoğu zaman o sıkıntılı ortamı terk etmeyi düşünürüz. Ancak terk etmek sadece bir kaçıştır. Nefes alamama, daralma duygusu bize kendimizle ilgili bir sorunu işaret etmektedir, aslında böyle anlarda;

'Burada ben neyi öğreniyorum, neyle yüzleşiyorum, ne var benim içimde beni sıkıştıran, bana o sıkıntıyı yaratan?'

diye sorup gerçekle yüzleşmek gerekir. 'Ben şu an yaşadığım her şeyi kabul ediyorum.' demek gerekir. Kabullenmek çok önemli...

Birisiyle geçinemiyor musunuz? Onu sevmeyi seçin. 'Bana neyi öğretiyor, Benim neyle yüzleşmem lazım?' diye sorun kendinize, sizi yaratan büyük güç onu da yarattı. Biz ne kadar O' nun parçasıysak, karşımızdaki de o kadar O' nun parçasıdır.

Yaradan, yaratıklarıyla yarattıklarını sınar. Allah kimilerine çektirme gücünü vermiş, kimilerine de çekme..

KÜÇÜK MUCİZELER DÜKKANI


Bu kitabı okuyalı çok oldu.. Bloguma okuduğum kitaplarıda koymalıyım.. çünkü ben kitap tanıtan blogları okuyorum ve ona göre kitap alıyorum artık yararlı bir şey :))

KİTABIN ARKA YÜZ YAZISI:

'Artık o eski tasasız kız değilim. Yaşadığım her günün değerini biliyorum. Çünkü hayatın ne kadar değerli olduğunu öğrendim... Hiç bir  şeyi, özellikle de hayatı hafife almaz oldum. Artık hiç bir günümü boşa geçirmiyorum. Çektiğim acıların bir karşılığı olduğunu öğrendim...'

Hayatın içinden dört güçlü kadın...
Küçük mucizeler, büyük umutlar
Ve dostluğun iyileştirici gücüne dair sımsıcak bir hikaye..

BU KİTAPTA MUTLAKA KENDİNİZDEN BİR ŞEYLER BULACAKSINIZ!!

Benim beğendiğim bir kitap, hayali örgü dükkanı açmak isteyen ve bunu gerçekleştiren bir kadın, ve örgü öğrenmek için gelen 3 kadın hepsinin hayatını, umutlarını, yaşadıklarını ve birbirine nasıl destek olduklarını anlatıyor..
Dükkanınıda ilk başladığı ve öğretmek istediği bebek battaniyesi insanın başlayıp öresi geliyor.
Kitabın sonunda da bebek battaniyesini nasıl örüceğinizin tarifini veriyor...

BEBEK BATTANİYESİ..

Bitmiş hali: 85x115 cm
Malzemeler: 600 gr yün
Şiş: 5 numaralı (5 cm)
Terimler: D= Düz, T= Ters
171 ilmeğin şeması

Battaniyenin çevresi..

1: sıra: Son 3 ilmek düz olacak şekilde sıranın sonuna kadar 3D, 3T örün.
2: sıra: Son 3 ilmek ters olacak şekilde sıranın sonuna kadar 3T, 3T örün.
3: sıra: 1. sırayı tekrar edin
4: sıra: 2. sırayı tekrar edin
5: sıra: Son 3 ilmek ters olacak şekilde sıranın sonuna kadar 3T, 3D örün
6: sıra: Son 3 ilmek düz olacak şekilde sıranın sonuna kadar 3T, 3D örün
7:sıra: 5. sıra tekrar edin
8:sıra: 6. sıra tekrar edin
9-12 sıra arası: 1-4 sıra arasını tekrar edin örün.
30. sıra: 3D, 3T ördükten sonra sıranın sonunda 9 ilmek kalana kadar 9D, 9T örün. Son 9 ilmek de 3D,3T,3D örün.
31: sıra: 29. sırayı tekrar edin.
32: sıra: 30. sırayı tekrar edin.
33-36 sıra arası: 25-28 sıra arasını tekrar edin.

Battaniye 105 santimetre olana kadar 13-36 sıra arasını bloklar halinde tekrar edin.

Battaniyenin kalan çevresi:

1-12 sıra arasını tekrar örün. Düğümünüzü atıp modelinizi sonlandırın.

Umarım güzel bir battaniye olur. Denemek gerek....:)

25.02.2012

FIRSATLARDAN YARARLANMASINI BİLMEK


Adamın biri, halinden yakınır dururmuş:

-Çalışıyorum, didiniyorum sonunda ancak geçinebiliyorum. Üstelik tek başınayım, kimsem yok.

Böyle mutsuz mutsuz sızlanıp dururken, bir karar vermiş: Yollara düşüp bir melek bulacak, halini anlatıp ondan bu haksızlığı düzeltmesini isteyecekmiş.

Yola koyulmuş. Dağda giderken bir kurtla karşılaşmış. Ayakta zor durabilen, bir deri bir kemik kalmış kurt, adama yaklaşmış, nereye gittiğini sormuş. Adam derdini anlatmış.
-Bir melek arıyorum. Onu bulup bana yapılan haksızlığı düzeltmesini isteyeceğim.

Bunun üzerine kurt,

-Bana da bir iyilik yapar mısın? demiş. Ben de gece gündüz dolaşıyorum, bir lokma yemek zor buluyorum. O meleğe benden söz et, böyle açlıktan ölen kurt da olur muymuş diye sor.

Adam tekrar yola koyulmuş. Çok geçmeden karşısına bir kız çıkmış. Kız da ona nereye gittiğini sormuş. Hikayesini dinledikten sonra adamın ellerine sarılmış.

-Yalvarırım, o meleğe benim durumumu anlat. Gencim, güzelim, zenginim, her şeyim var ama mutsuzum. Mutluluğa ulaşabilmek için ne yapmam lazım, ne olur o meleğe sor.

Adam, melekle kız için de konuşaçağına söz vermiş ve yola devam etmiş. Yorulduğu bir sırada dinlenmek için bir ağacın altına uzanmış. Fakat çevresi yemyeşil olan bu ağacın neredeyse tek yaprağı bile yokmuş. Tabii ağaç, bu duruma çok üzülüyormuş. Adamın meleğe gittiğini anlayınca,

-Ne olur o meleğe benim durumumu da sor, demiş.

Adam, ağaca da,

-Peki, dedikten sonra yola koyulmuş.

Nihayet bulmaktan ümidini kestiği sırada melek karşısına çıkıvermiş. Adam derdini anlatmış.

-Gece gündüz demeden çalışıyorum. Dünyanın hiç bir nimetinden yararlanamıyorum. Acınacak bir hayatım var. Benden çok daha az çalışıp çok daha fazla sefa süren bir çok insan var. Söyler misin; eşitlik, hak, adalet bunun neresinde?

Adamı dinleyen melek,

-Tamam, tamam, demiş. Zengin ve mutlu olabilmen için sana bir şans veriyorum. Şimdi geldiğin yoldan evine dön.

Meleğin bu sözleri üzerine rahatlamış adam ve kurdun, kızın ve ağacın ricalarını da meleğe söylemiş. Melek onlar içinde bir şeyler söylemiş. Adam bunları dikkatle dinlemiş ve dönüş yoluna koyulmuş. Uzun bir yolculuğun ardından ağacın yanına gelmiş ve meleğin söylediklerini anlatmış:

-Köklerinin tam yanında gömülü altın dolu bir sandık varmış. Bu yüzden beslenemiyormuşsun. Beslenemediğin için yaprağın ve meyvem yokmuş. Sandık çıkarılırsa senin de meyven ve yaprağın olacak.
- Yaşasın , demiş ağaç. Çabuk orasını kaz ve sandığı çıkar.

-Hayır, demiş adam, Melek bana kendi şansımı verdi. Evime dönmem lazım.

Yoluna devam etmiş. Genç kız bıraktığı yerde onu beklemekteymiş. Ona,

-Sevinçlerini ve acılarını paylaşabileceğin birini bulup da evlenirsen bütün dertlerin hallolacak, mutlu olacaksın, demiş.

O zaman kız,

-Hadi seninle evlenelim, mutlu olamaya çalışalım, diye atılmış.
Adam,

-Hayır, olmaz. Buna zamanım yok. Melek benim şansımı verdi, bir an önce evime gitmeliyim. Sen de artık kendine bir koca bul, demiş.

Çok geçmeden o zayıf, bir deri bir kemik kalmış kurt çıkmış karşısına... Adam olanı biteni onda da anlatmış. Kendi şansımı bulmak için evine gittiğini, acelesi olduğunu söylemiş.

-Peki, ya ben? demiş kurt, Benim için ne dedi?

-Senin için ne dediğini ben de anlamadım, demiş adam; Melek dedi ki, o kurt yiyecek bir aptal bulamazsa aç ve susuz dolaşmaya mahkumdur.

Kurt,
-Ben çok iyi anladım, demiş ve aptalı yemiş...

24.02.2012

DİLENCİ


Bir Kral, sabah gezintisi sırasında bir dilenciye rastlar.

-Dile benden ne dilersen, diye soran Krala dilenci gülerek;

-Sanki benim her dileğimi gerçekleştircekmiş gibi soruyorsunuz, der.

Kral bu cevaba şaşırır ve sohbet ilerler.

-Pek tabii her dediğini yerine getirebilirim. Sen söyle bakalım, ne istiyorsun?

-Söz vermeden önce iki kez düşünün Kralım, der.

Dilenci sıradan bir dilenci değildir. Kral ısrar eder.

-Ne istersen iste sana verebilirim. Ben güçlü bir Kralım. Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz, der.

Bunun üzerine dilenci, elinde ki kaseyi Krala uzatır ve;
-Bu kaseyi herhangi bir şeyle doldurabilir misiniz? diye sorar.

Kral bir kahkaha atar ve vezirine kaseyi altınla doldurmasını emreder. Kase dolup taşmakta ama sonrasında hemen boşalmaktadır. Altınlar, buhar olup uçmaktadır sanki. Kralın onuru kırılır. Bir dilencinin kasesini dolduramadığı ülkede kulaktan kulağa yayılır. Giderek pırlantalar, elmaslar, yakutlar akıtılır kaseye. Ne var ki kasenin dibi yoktur sanki. Dolup taşmasına rağmen kase sürekli olarak boş kalmaktadır. Kral yenik düşmüştür. Dilenciye yakarır.

-Tamam, tamam sen kazandın. Dileğini yerine getiremesim ama lütfen bana kasenin neden yapılmış olduğu söyle, der.

-Çok basit, diye yanıtlar dilenci. İnsan dimağından yapılmıştır. Yani insanın arzu ve isteklerinden. Doymak bilmez oluşu bundandır. Bu gerçeği bir kez kavrarsan yaşantın değişir. İstek dediğin nedir ki! İstek ulaşılana kadar, belli bir süre heyecan veren bir duygudur. Örneğin bir iş istersin... Bir araba....Ev... Eş... Bir başka şey! Tek tek herbirini elde ettiğinde, her şey anlamını yitirir. Neden? Çünkü beynin, onları dışlar. İş senin, araba da garajdadır ve artık istek uyandırmamaktadır. Heyecan, onu elde ettiğinde sönüp gitmiştir. Gene boşluğa düşer, yeni bir istek yaratmak zorunda kalırsın. İstek doyumsuzluk uyandırır ve giderek bir 'dilenci' olursun. Bir istekten bir diğerine çırpınıp durursun. Amacına ulaşır ulaşmaz bir yenisini yaratırsın. İsteğin bu yönünü kavradığında yaşamının dönüm noktasındasındır demektir. Bu durum ancak seni mutlu edevek şeyleri dışarıda değil, kendi içinde aradığın zaman gerçekleşir. Ve geçek tatmine ve mutluluğa ancak o zaman erişirsin, der.

Gelelim hikayenin verdiği derse:

Kral bile olsanız bir dilenciden bile öğrenebileceğiniz çok önemli yaşam dersşleri olabilir. Gerçek mutluluk insanın içinde ve kendisinin elindedir. Mutluluğu ve başarıyı yakalayamayanlar, hatayı başka yerde değil kendi içlerinde aramalıdırlar. Bir şeyi elde etme hırsı değil, elde ettikten sonra da onu istemeye devam edebilme becerisi yaşamı anlamlı kılar. Bir kralın dilenciye, bir dilencinin de krala dönüşmesi an meselesidir. Yaşam, dilenmek için çok kısa....

Rumeli Hisarı'nda Masalsı Bir Aşk Hikayesi!


"Eski aşklar Yeşilçam'da kaldı" lafı klişe olmaya yüz tutmuşken, fırtınalı sevdalar, çekişmeli ilişkiler günümüzde hem magazin basınında hem de yakın çevremizde -buna kendimiz de dahil- karşımıza bolca çıkıyor. Sevgilimizi elimizden almak isteyen dış mihraplar yoğun şekilde çalışırken bize de biricik aşklarımızı elimizde tutmak için yapmamız gereken çok iş düşüyor. Bu konuya nereden geldiğimi açıklıyorum!

8x4 yeni deodorantları Beauty ve Beast için muhteşem bir project mapping uygulaması daha yapmış. Gösterinin hikayesi kısaca şöyle: romantik bir aşk hikayesi kötü niyetli bir ejderhanın tehdidi altına giriyor. Kahraman erkeğimiz çekici kokusunun da yardımıyla güzel kızı kurtarıyor ve hikaye mutlu bir şekilde sona eriyor.

8x4 dünyasını Facebook'tan takip etmek isteyenler; http://www.facebook.com/8x4Turkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

GÜL BAHÇESİ


Delikenlı yıllar sonra doğduğu kasabaya döner. Sabah uyandığında aklına yıllar önce evlenmek istediği, kasabanın güzel kızı gelir. Kızın güzelliği çevre kasaba ve şehirlerde bile dillerdedir ve kimler istediyse kız bir türlü olumlu yanıt vermemiştir. Genç adam otelden çıkar ve gördüğü yaşlı adama kızı sorar. Yaşlı adam az ilerde güzel bahçe içinde bir ev gösterir, kızın orada oturduğunu söyler. Delikanlı merak eder, kızın nasıl biriyle evlendiğini. Bir köşede beklemeye başlar, bir müddet sonra yaşlıca, kel pek de hoş görünmeyen bir adamı yolcu eder kız kapıdan... Üstelik zengin bir adam da değildir.

Adam gittikten sonra delikanlı çalar kapıyı, kendini tanıtır. Sorar niye bu adamla evlendiğini kıza. Kız söylerim der, ama bir koşulla. Evin arkasında büyük bir gül bahçesine götürür delikanlıyı ve der ki :

-Bu bahçenin en güzel gülünü bana getirirsen söyleyeceğim sana niye bu adamla evlendiğimi... Ama asla geri yürümek yok bahçede, arkana bakmak yok en güzel gülü istiyorum sadece...

-Memnuniyetle, der. delikanlı ve girer bahçeye.

Çok güzel sarı bir gül durmaktadır karşısında tam elini güle uzatmışken pembe bir gonca az ötede ilerler....

Ona uzanırken kadife kırmızı bir gül ilişir gözüne ilerde...Derken... Bir de bakar bahçenin sonuna gelmiş...

Kıza verdiği söz gelir aklına... Geri dönmek yok! Ne yapsın... Mecburen bulduğu alelade, hatta solmaya yüz tutmuş bir gülü mahcup bir şekilde götürü kıza. Kız gülümser gülü görünce.

-Bilmem aldın mı cevabını, der delikanlıya. Hayat bu bahçede yürümeye benzer.

BİLGECE BİR VASİYET


Ölmek üzere olan yaşlı bir baba, yatağının başına üç oğlunu çağırarak, onlara vasiyette bulunur:

- Oğullarım, ben ölünce, birbirinize düşmemeniz için, size sahibi olduğum 17 deveyi paylaştırmak istiyorum. Miras olarak develerin yarısını büyük oğluma, üçte birini ortancaya, dokuzda birini ise küçük oğluma bırakıyorum.

Babalarının ölümünden sonra, mirası babalarının vasiyeti uyarınca paylaşmak üzere kardeşler bir araya gelirler. Fakat bir türlü işin içinden çıkamazlar. Mirası babalarının istediği gibi pay edemezler. Çünkü 17 sayısı ne 2' ye, ne 3'e, ne de 9'a bölünebilir.

Bu işin üstesinden ancak köyün tecrübeli ehli, yaşlı bilgesi gelir, diye düşünüp ona gider danışırlar. Bilge kişi:

-Benim bir devem var, onu da alıp yeniden hesap yapın! der.

Bu çok şaşıran oğullar, 18 deveyi pay etmeye girişirler. Önce 2'ye bölerler, büyük oğlu 9 develik payını alır. Sonra üçe bölerler, çıkan 6 deveyi de ortança oğul alır. Daha sonra dokuza böldüklerinden 2 deveyi de küçük oğul alır. Ama bütün develeri paylaştırdıktan sonra ortada fazladan bir deve kalır, yine.

Oğullar bu duruma da bir çözüm getirmesi için yaşlı bilgeye başvururlar. Bilge kişi güler ve:
-İyi öyleyse! der. Sorununuz çözümlendiğine göre, ben de devemi geri alabilirim.

Bilge kişi tıpkı bilgi gibi katalizör olarak girer, çözümü sağladıktan sonra olaydan çıkar. Sorunu çözmede insanlara yardımcı olur, ama kendinden de bir şey eksilmez. Özelikle sevgi ve bilgi verdikçe azalmayan, daha da çok artan, tükenmez bir özelliğe ve güzelliğe sahiptir.

Not: Metin Cınaroğlu da bu hikayeyi deve yerine eşşek, bilge kişi yi de Nasrettin hoca diye anlatır. Nasrettin Hocayı da  Yaşam Kocu na benzetir. Hayatlarınıza girer, düzeltir ve çıkar...

21.02.2012

MİMLENMEK :))


Sevgili kuzenim AYLİNDEN DENEMELER beni mimlemiş tabi yeni olduğum için pek anlamıyorum böyle şeylerden, olsun dedim öğrenmek lazım herşeyi diye düşündüm.


ŞİMDİ DEEP MİM YAZISI:

En Sevilenler:

1. En sevdiğin şeyler nelerdir, nelerden hoşlanırsın vb.

Kitap okumak, türk kahvesi, dostum bildiğim ve çok sevdiğim arkadaşlarımla sohbet, ev dekarasyonu, kardeşlerimle sohbet etmek, Osmanbey, çokmuş ya say say bitmicek gibi... ama uzatmamayı tercih ediyorum :)))

2. Bilgisayarda vaktini neler yaparak geçirirsin?

İşim bilgisayarda bütün gün kıyafetlerin kalıplarını giriyorum, arada bloga bakıyorum diyer blokları okuyorum. Derken akşam oluyor işte :))

3. En sevdiğin filmler nelerdir, veya izlediğin ve hafızanda kalan veya kesinlikle izleyin dediğiniz?

En son izlediğim filme bayıldım ilk aklıma gelen DUYGULARIN RENGİ, isimleri aklımda tutamam pek ama çok film var sevdiğim ...
 
4. Şu sıralar almak istediğiniz şeylerin listesini yapsanız bunlar neler olur?

Blogumla uğraşıyorum bu ara ve büssürü aklıma gelen yazılar var.. Hepsini yazıcam...

5. Şu sıralar en çok dinlediğiniz şarkılar? 3 tane.

EN son Halil Sezai cd sini aldı kardeşim ve bütün gün iş yerinde bile onu dinliyorum seviyorum umursamaz şarkı söylemesini başka, Funda Arar dinlerim. Tuğba Özerk dinlerim.


 Ve bu kadar mimi bitirdik. sıra Her Telden ve Eylülden Gelen Alice de haydi kolay gelsin...

20.02.2012

CENNET VE CEHENNEM


Bir samuray rastladığı bilgeye kafasına takılan bir soruyu yöneltti:
-Cennet nasıl bir şeydir, cehennem nasıl bir şeydir?

Din adamı azarlarcasına karşılık verdi Samuray'a:
-Git başımdan, senin sorularına ayıracak vaktim yok!

Ummadığı bu cevaba bir de yanında ki arkadaşlarının gülmesi eklenince Samuray'm kan beynine sıçradı. Hemen kılıcını çekti ve bilgeye doğru hamle yaptı:

-Şimdi senin o kelleni gövdenden ayıraçağım; sen kiminle konuştuğunu sanıyorsun?

Din adamı hiç heyecana kapılmadan Samuray'm kendisine iyice yaklaşmasını bekledi. Sonra da Samuray'a sakin bir şekilde seslendi:

-İşte Cehennem budur!

Samuray şaşırdı. Kılıcı havada kaldı. Sonra da onu kılıfına sokarak bir kenara oturup sakinleşmeye başladı. Kendi kendisine söylendi:

-Az kalsın savunmasız bir insanı öldürcektim; üstelik de bir bilgeyi.

Sakinleştikten sonra bilgeye bakarak alçak sesle  konuştu:

-Özür dilerim, efendim.

Bilge gülümseyerek karşılık verdi savaşcıya:

-İşte Cennet de budur.

KİTAP ÇEKİLİŞİ OLAN BİR BLOGU DUYURU YAPMAK İSTİYORUM SİZDE KATILIN :))

DİKEN EKEN ADAM


Adamın biri yolun kenarına dikenler ekti. Dikenler büyüyüp gelişince yoldan geçenleri rahatsız etmeye başladı. Gelip geçenler:
-Bu dikenleri sök, insanları rahatsız etmesinler, demeye başladılar. Adam bunları duyuyor, Fakat aldırmıyordu. Bir Allah'ın valisi ona:
-Mutlaka bu dikenleri sök, dedi.

Adam itiraz etmedi.

-Evet mutlaka bir gün sökerim, dedi.

Adam ha bire yarın dedikçe dikenler büyüyüp güçleniyordu.

Veli adama:

-Ey vaadinde durmayan adam, sök şu dikenleri bu işi sürüncemede brakma, dedi.

Adam:

-Babacığım, daha çok gün var, bugün olmazsa yarın, bir gün mutlaka bu işi yapacağım, dedi.

Veli adam bunun üzerine şu sözleri söyledi:

-Sen, hep yarın diyerek bu işi erteliyorsun. Fakat şunu bil ki, her geçen gün o dikenler büyüyüp güçleniyor, dikenleri sökecek olan sen ise güç kuvvet kaybediyorsun; dikenler gün geçtikçe gençleşiyor, sense ihtiyarlıyorsun.

HARET-İ MEVLANA diyor ki;

Sen her bir kötü huyunu diken bil. O dikenler kaç kere senin ayaklarına battı, seni yaraladı. Çirkin huyunun başkalarını da rahatsız ettiğini bilmiyor musun?

Diken her gün, her an yeşerip tazelenmede, diken sökecek her gün daha da perişan olmada. Diken, büyüyor, sen yaşalanıyorsun, güçten kuvvetten düşüyorsun. 

İNSANOĞLU


Bilgeye öğrencileri;
-İki sorumuz var, dedi.
-Sorun dedi, bilge.
Öğrencileri birinci sruyu sordu:
-İnsanoğlunun hangi davranışları sizi çok şaşırtır?
Bilge;
-Hepsi. dedi ve sıraladı:
Çocukluktan sıkılırlar. büyümek için acele ederler ama büyüdükçe de çocukluklarını özlerler.
Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler, sonra sağlıklarını geri almak için kazandıkları paraları verirler.
Yarınlarından endişe ederken bugünü hep unuturlar, dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar.
Hiç ölmeyecek gibi davranırlar ama hiç yaşamamış gibi ölürler.

Öğrenciler ikinci soruyu sordu:
-Peki siz ne öneriyorsunuz?
Bilge düşünmeden cevap verdi:

-Kimseye kendinizi sevdirmeye klkmayın. Yapmanız gereken tek şey, kendinizi sevilmeye bırakmaktır. İkincisi: Hayatta en çok şeye sahip olmak, asıl zenginlik değildir; asıl zenginlik, en az şeye ihtiyaç duymaktır.

19.02.2012

EN İYİ BUĞDAY İÇİN


En iyi buğday yarışmasında üst üste iki yıl büyük ödülü kazanan çiftçi ile röportaj yapmaya gelen gazeteciler, kendine ilk olarak "iyi buğday yetiştirmenin en büyük sırrı nedir?" sorusunu sordular.
Çiftçi onlara tebessüm ederek şu şaşırtıcı cevabı verdi;
"Sahip olduğum iyi cins buğday tohumlarını, komşularımla paylaşmak!"
Gazeteciler bu cevaba hem çok şaşırdılar, hem de bir anlam veremediler.
"Nasıl yani? Siz bu yarışmada rakibiniz olacak öteki çiftçilere kendi iyi tohumlarınızı mı veriyorsunuz?" diye hayretle sordu bir muhabir.
"Evet, aynen öyle evlat!" diye cevap verdi kendinden emin bir şekilde çiftçi.
"Peki neden?" dedi bir başka gazeteci, merakı iyice artmış olarak.
"Çok basit bir sebebi var." dedi çiftçi ve gazeteçilerin meraklı bakışları altında anlatmaya başladı.
"Rüzgar olgunlaşmakta olan buğday  polenlerini alır ve bir tarladan ötekine taşır. Eğer komşularım kötü buğday yetiştirirlerse, onların tarlalarından gelen kötü polenler benim ürünümü de etkiler. Böylece buğdayımın kalitesi düşer. İşte bu yüzden ben iyi buğday yetiştirmek istiyorsam, komşularıma yardım etmeliyim. Doğanın kanunu böyle!"

BİLMELİSİN Kİ...


Bilmelisin ki.... Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.
Bilmelisin ki.... Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.
Bilmelisin ki... Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nerden geçtiğini bulmak zordur.
Bilmelisin ki... Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da!
Bilmelisin ki... Tecrübelerinin kaç yaş günü partisi yaşadığınızla ilgisi yok, ne tür deneyimler yaşadığınızla var.
Bilmelisin ki... Aile hep insanın yanında olmuyor. Akrabalarınız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik değil.
Bilmelisin ki... Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da üzebilir. Onları affetmek gerekir.
Bilmelisin ki... Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.
Bilmelisin ki... Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.
Bilmelisin ki... İki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.
Bilmelisin ki... Her problem kendi içinde bir fırsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.
Bilmelisin ki... Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.

18.02.2012

GEÇ KALMAK



Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra;
-Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri, bakalım bulabilecek misiniz? Dedi...
Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki, yumuşak bir el omuzuma dokundu... Döndüm... Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi bana gülümseyerek bakıyordu....
-Ben Rose, dedi.... Benim adım Rose,yakışıklı....87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kuçaklayabilir miyim?

Güldüm...
-Tabii, dedim...Hadi sarıl bana...
Öyle sımsıkı sarıldı ki...
-Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye geldin? Diye şaka yaptım...
Minik bir kahkaha ile yanıtladı:
-Buraya zengin bir koca bulmaya geldim. Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım.
Dersten sonra kantine gidip, Birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık. Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki, onu dinlemekle, derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum. Sömestr boyunca Rose, kampüsün ilahesi oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. İyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu. Rose hayatını yaşıyordu...Hepimizden daha canlı daha dolu yaşıyordu...
   
Sömestre sonunda, Futbol Balosu'na davet ettik Rose'u konuşma yapması için... Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok... Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman yazmıştı. Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma darmadağın olmuştu. Şaşkın, biraz da utanmış mikrofana doğru eğildi...

-Ne kadar beceriksizim, değil mi? Özür dilerim... Buraya gelmeden önce heyecanım yatışsın diye duble vizki attırdım. Sonucu görüyorsunuz... Şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil... Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim, olu mu?

Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına başladı:
-Yaşlandığımız için, eğlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz... Eğlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Genç kalmanın, mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece 4 sırrı vardır: Her gün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak... Bir rüyanız olmalı mutlaka... Rüyanızı kaybettiniz mi, ölürsünüz.

Etrafımızda dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok....

Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır. Eğer 19 yaşındaysanız ve hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden bir yıl sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 yaşında olursunuz. Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşında olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır. Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak bir şeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatlar bumak ve kullanmak gereklidir. Asla pişman olmayın... Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü... Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır... Pişman olmaktan korktukları için hiçbir şey yapmayanlardır...

Ders yılı sonunda Rose yıllarca önce başlayıp, yaşam mücadelesi içinde ara vermek zorunda kaldığı  üniversiteyi derece ile bitirdi. Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü. Cenaze törenine iki binden fazla üniversite öğrencisi katıldı. "Yapabileceğimiz her şeyi yapmak için asla geç olmayacağını" hepimize, hem de nasıl öğreten bu muhteşem kadının anısına layık bir törendi bu... Rose'un öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmalıydı:
"ÇOK GEÇ DİYE BİR ZAMAN YOKTUR!"

16.02.2012

KIZILDERELİNİN PERSPEKTİFİ


Bir gün New York'a bir grup iş arkadaşı, yemek molasında dışarı çıkar. Gruptan biri, Kızılderili'dir. Yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yoldaki iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerken, Kızılderili, kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyleyerek cırcır böceği aramaya başlar.
Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında bu sesi duyamayacağıını , kendsinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam eder. Aralarından bir tanesi inanmasa da, onunla aramaya devam eder.

Kızılderili, yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder. Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir cırcır böceği bulurlar.

Arkadaşı, Kızılderili'ye: "Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun?" diye sorar. Kızılderilii ise; bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek, arkadaşının kendisini takip etmesini söyler. Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlar.

Birçok insan, bozukpara sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakarak, onun ceplerinden düşüp düşmediğini kontrol eder. Kızıldereli, arkadaşına dönerek:

"Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin." der.

15.02.2012

OKUMANIN ÖNEMİ


Acil olarak bir işi yetiştirmeleri gerektiği halde, fabrikada üretim durmuştu. Çünkü küçük ama çok önemli bir makine bozulmuştu. O olmadan da kimse çalışamıyordu.
   Fabrikanın müdürü, makineyi tamir etmesi için şehirden ünlü bir makinist usta getirdi. Usta makineyi dikkatle inceledi. Ve sorunu hemen anladı. Bir vida gevşemişti. Onu sıktı ve makine tekrar tıkır tıkır çalışmaya başladı.
Sıra, bu emeğin karşılığı olarak ödenecek ücrete gelmişti.

-İki yüz milyon lira istiyorum dedi usta.

Fabrika müdürü, basit bir vida sıkma işi karşılığında iki yüz milyon lira ödemeyi kesinlikle reddetti. Usta ise daha az ücrete razı olmuyordu. Müdür sorunu fabrikanın sahibine götürmek zorunda kaldı. Durumu öğrenen fabrika sahibi ustayı davet etti ve sordu:
-Bir vida sıkmak için neden bu kadar yüksek bir ücret istiyorsunuz?

Ustanın cevabı şöyle oldu:

-Ben iki yüz milyon lirayı bir vida sıktığım için istemedim ki! İstediğim paranın sadece on milyon lirası vidayı sıkmak içindi, geriye kalanı ise hangi vidayı sıkmak gerektiğini bildiğim için.

Bu ustaca cevap karşısında, fabrika sahibi talep edilen paranın hemen ödenmesini emretti ve ustayı da fabrikasına TEKNİK MÜDÜR olarak işe aldı.

İNCİNİN ÖYKÜSÜ


Okyanusun dibinde yatan bir istiridye, su üzerinden akıp geçsin diye, kabuğunu açmış. Su içinden geçerken, solungaçları yiyecek toplayıp midesine gönderiyormuş. Aniden yakınındaki bir balık, bir kuyruk darbesiyle kum ve çamur fırtınası oluşturmuş. İstiridye de kumdan nefret edermiş. Zira kum öylesine pürüzlüymüş ki kabuğunun içine kaçarsa son derece rahatsız olurmuş. İstiridye derhal kabuğunu kapamış ama çok geç kalmış. Sert ve pürüzlü bir kum taneçiği içeri girip iç derisi ile kabuğun içine yerleşmiş. Kum tanesi istiridyeyi ne çok rahatsız ediyormuş. Ama kabuğunun içini kaplaması için kendine verilmiş olan salgı hücresini hemen çalıştırarak, minik kum tanesinin üstünü kaplamaya başlamış ta ki nefis, parlak ve düzgün bir örtü oluşana kadar....

İstiridye, yıllar yılı minik kum taneciğinin üstüne katlar eklemeye devam etmiş ve sonunda müthiş güzel, parlak ve son derece değerli bir inci oluşmuş.

Karşı karşıya olduğumuz problemler bu kım taneciğine benzer, bizi rahatsız ederler ve niye bize bu derece eziyet çektirip asableştirdiklerine şaşarız. Fakat azmin getirdiği cesaret ve kuvvetle, sorunlarımızın ve zayıflıklarımızın üstesinden geliriz. Daha alçakgönüllü, isteklerimizde daha ısrarlı, çevremizdekilere daha yakın, daha akıllı ve sorunlarımıza karşı daha dayanıklı hale geliriz. Gizli gücümüzle, yaşamımızdaki pürüzlü kum taneciklerini, bize kuvvet veren ümit ve ilham kaynağı olan değerli incilere dönüştürürüz.

BAŞARI İSTENMEDİĞİ YERE GELMEZ


Yenildiğinizi düşünyorsanız, yenilmişsinizdir.
Cesur olmadığınızı düşünüyorsanız, korkaksınızdır.
Kazanmak istiyor fakat kazanamayacağınızı düşünüyorsanız, kesinlikle kazanamazsınız demektir.
Kaybedeceğinizi düşünyorsanız, çoktan kaybetmişsinizdir.
Dışarıdaki dünyaya çıktığınızda anlayacaksınız ki başarı, ancak onu istediğiniz takdirde gelecektir.
Her şey insanın kafasında biter.
Alt edildiğinizi düşünüyorsanız, alt edilmişsinizdir.
Bir ödülü kazanmadan önce kendinizden emin olmalısınız.
Yaşam savaşını kazanan her zaman, en güçlü ya da en hızlı olan değildir.
Er ya da geç kazanan kişi, kazanacağını önceden düşünebilen kişidir. 

14.02.2012

HAMAL


Hamalsan iki şey önemli oluyor senin için : Yük ve yol...
Ancak sırtına aldığın yükle bu mesafeyi aşabilirsen, karşılığını alabiliyorsun. Bunu düşünüyordum. Yanımdaki hamalla yola çıktık. İhtiyardı. Kendinden büyük bir yük almıştı. Benim sırtımda ise birkaç bavul vardı sadece, "Çok gitmeden kıvrılırsa titreyen bacakları, yüklenirim sırtındaki yükün yarısını!..."

Nitekim çok geçmeden dedi ki: "Mola vakti. Gel biraz dinlenelim!"

"Ne molası." dedim. ona hayretle. "Ben daha terlemedim!.."

Sözüme aldırmadı.Durdu. Çöktü. Salarken yükünün ipini, "Sende dinlen hadi." dedi. Benim canım sıkılmıştı bu işe. Genç olduğumu, bunun gibi bir bunakla yola çıkmamın ne büyük hata olduğunu düşünüyordum. O ihtiyar, bir bacağını azıcık uzatmış halde sessizce dinleniyorken, ben huzursuz bir şekilde ayakta dolanıyordum. Bir saat kadar sonra yine durdu, oturdu, dinlendi. Ben kızgınlıkla dolandım etrafında.... "Yükünü indirip sende dinlen." demesine aldırmadım, ona daha çok kızdım. Sonra yine durdu. Bana da dinlenmemi söyledi yine ama dinlemedim. Yarım saat sonra "Dinlenelim mi?" diye sordu, aksi aksi başımı salladım... Kaçıncı molasıydı hatırlamıyorum, birden bire dizlerimin bağı çözüldü. Kafamın içinde uçuşan kara karasinekler sustu, çöküp kaldım. Kayış kolumdan çıktı, sırtımdaki bavullar kaydı. Ne kadar zaman geçtiğini fark etmedim. Uyumuştum da uyandım mı, yoksa bayılmıştım da ayıldım mı anlamadım... Baktım kendi kocaman yükünün üzerine benim bavullarımı da bağlamıştı. Küçük tasıma birazcık su kayup dudağıma dayadı, içtim. Sonra koluma girerek;

"Hadi kalk, ded, Bana yaslan. Ağır ağır gider ve bir süre sonra yine dinleniriz." Dediğini yaptım. Omuzundan güç aldım, ama asıl anlattıkları iyi geldi bana. "Ben yılların hamalıyım." dedi. "Nice pehlivan yapılı adamlar gördüm."
"Çoğu dinlenmek istemediklerinden yükleriyle birlikte kendilerini de toprağa serdi sonunda, yolda gördüğümüz saçılmış kuru kemiklerin çoğu, anlattığım bu insanlara ait. Halbuki bir yükü taşımak bizim işimiz, altında ezilmek değil!

Unutma ki bir yük taşıdıkça ağırlaşır. Dinlenerek sen yükünü hafifletiyorsun!
Belki günün birinde hamallığın şekli değişir.
Belki o günleri ben göremem. Ama sen kavuşursan o zamanlara, aman ha, kafanın içinde de sakın yük taşıma.... Akşamları bırak ve hafifle. Bizim işimiz, bugünü yarına taşımak, bugünün altında yok olmak değil. Çünkü yarınlarda bizi bekleyenler var, taşıdıklarımızı bekleyenler var..."

13.02.2012

HAYAT


HAYAT, Harika bir yaşam koçudur ve genellikle çok kibardır.
Hayatta, Kendine fazla inanacaksın, inandığın zaman başarılı olacaksın.
Hayatta, Kişinin farkındalığını değiştiren şey anlamlardır. Kişi hayatını inançları ile yönetir.
Hayatınıza değişiklik istiyorsanız, bilinçli bir şekilde rutininizi kırın. Kendinizi biraz rahatsız edin canım.
4 yeni fikir üretin mesela....:)
Mutlu olmak,
Mutluluk, evde kendimizle gerçek kimliğimizle, bulunduğumuz yerle ve yaptığımız şeyle birlikte olmaktır. O sıcaklık tanıdık ortamlarda olmanın rahatlığı ve iyi dostlar tarafından kabul edilmektir. Kendimizle evde olma duygusunu geliştirebilirsek geri kalan herşeyin sadece detay olduğunu düşünüyorum.

Merkeze hep kendinizi koyun. Kendinizi sevin, hemde çok sevin ve size haksızlık gibi gelen durumlar karşısında başkaları yerine kendinizi sorgulayın.

Kendine vakit ayırmak. Sabahları uyanınca aynanın karşısına geçip "Ne kadar güzelim ve kendimi çok seviyorum" demek.

Sevgi, sadakati
Cesaret, itimadı
İhanet, intikamı getirir.

Yaptığımız herşey muhakkak bize geri döner.

İSTE - DİNLE- YARAT
İSTE- TEMENNİ ET-NİYET ET
İSTE- NİYET ET- OLUŞTUR

Buna benzer hayatımızda bizim yaptığımız, yaşadığımız sadece kendimiz için formüle dökmemizi bekleyen formüller mevcuttur.

Yaşam koçlarında danışanlara verdiği en önemli uygulama 21 gün boyunca kendimi affetmeye kendimi sevme ve değer bulmaya ilişkin onaylama cümleleri öğrenmek.

HAFTA SONU_FLİM


Duyguların Rengi ben bu filmi çok begendim. Hafta sonu benim için çok güzeldi. Kolay kolay hiçbirşeyi begenmeyen ben bu filime bayıldım. Şiddetle tavsiye ederim...

SİNEK KADAR KOCAM OLSUN, BAŞIMDA BULUNSUN!


      


Hafta sonu tiyatroya gittim, tiyatro sanat belki çok güzel birşey ama bir saat boyunca insan sıkılıyor, ya da ben sıkıldım diyebilirim. Kardeşimin bana hediyesi bayıldım tabi hakkını yiyeyemem. Ordaki oynayan insanların özgüvenini görmek için bile gidilir Tiyatro ortamı harika :))) Farklı bir deneyim...   ESRA EROL'la tiyatronun başladığını söylemesem olmaz. Evlendirme programı yani :)))  

12.02.2012

DÜŞÜNCE GÜCÜYLE TEDAVİ


Fiziksel bir sorununuz olduğunda listeyi kullanmanın iyi yolu:

1> Zihinsel nedenine bakın. Bunun sizin için doğru olup olmadığını düşünün. Değilse, sessizce oturun ve kendinize sorun."Bende bunu yaratan hangi düşünceler olabilir?"
2> Şu sözleri tekrar edin: "Bilincimde bu koşulları yaratan düşünce kalıbını bırakmaya hazırım!"
3> Yeni düşünce modelinizi bir çok kez tekrar edin.
4> İyileşmenin zaten başlamış olduğunu varsayıp kabul edin.

SORUN                            OLASI NEDEN                                       YENİ DÜŞÜNCE MODELİ

Karın Ağrısı : Korku. Başlamış bir olayı, süreci durdurmak.  : Hayatın akışına güveniyorum. 
                                                                                                                              GÜVENCEDEYİM.

Kazalar  : İstediğini yerine getirememe. Otoriteye karşı  çıkma isteği. Şiddete inanmak. :  Bunu yaratan düşünceyi aşıyorum. Huzurluyum değerliyim.

Ağrılar sızılar : Sevgiye hasret çekmek.  Dokunmayı özlemek. : Kendimi seviyor ve onaylıyorum. Sevecen ve sevilen bir insanım

Sivilce :   Kendini kabul etmemek. Kendinden hoşnut   olmamak.        Hayatın Kutsal bir ifadesiyim  Kendimi şu anda olduğum seviyor ve kabul ediyorum.

Bağımlılıklar  : Kendinden kaçmak. Korku. Kendini sevmeyi bilmemek       Artık ne kadar harikulada  bir varlık olduğumun farkına vardım. Kendimi sevmeyi ve haz almayı seçiyorum.

AIDS   : Kendini reddetmek. Cinsel suçluluk ve   yetersizlik duygusu :   Hayatın Kutsal ve görkemli ifadesiyim. Cinselliğimden haz duyuyorum. Kendimi seviyorum.

Alkolizm :  Ne yararı var? Yararsız, suçluluk, yetersizlik   duygusu. Kendini reddetme.      Şu anda yaşıyorum. Her an yeni bir an. Özdeğerimi görmeyi  seçiyorum. Kendimi seviyor ve onaylıyorum.

İŞTAH_-fazla az :  Korku. Korunma ihtiyacı. Duyguları yargılamak . Korku. Kendini koruma. Hayata güvenmemek.   : Güvendeyim. Hissetmek sağlıklıdır. Duygularım normal ve kabul
 edilebilir şeylerdir. Kendimi seviyor ve onaylıyorum. Güvendeyim. Hayat zevkli ve güven dolu.

                    
Louise Hay kitabından

NLP'NİN DOĞUŞU


Erikson, pozitif tutumuyla çocuk felci gibi bir hastalığı yakıt olarak kullanmayı bilmiş ve bundan azami ölçüde yararlanmıştır.Hastalığından dolayı sadece gözlerini kımıldatabilen Milton Erikson, insanların hareketlerini takip ederek oyalanmayı hayatının en büyük eğlencesi getirmiştir.

Böylece, etrafındaki insanların davranışları ile düşünceleri arasındaki ilişkiyi keşfetmiş ve çoğu zaman insanların hareketleri ile düşünce tarzlarının aynı olmadığını, oysa insanların inandırıcı olmaları için, konuşmaları ile vucüt dilleri arasında biir pararlelik olması gerektiğini farketmiştir.

Bunun sonucu olarak, bazılarının inanmadıkları veya doğru olmayan şeyleri söylediklerinde, bunun derhal anlayabilecek bir beceri geliştirmiş, bunun için binlerce uygulama yapmış ve bunları, insanların şifrelerini çözmek için kullanmıştır.

Daha sonra, iyi bir eğitim gören Milton Ericson, hipnozu da öğrenerek, insanları iyileştirmek için kullanmaya başlamıştır.

Terapi seanslarından çıkan hastaları, çok hızlı bir iyileşme gösterdiklerinden, ünü bütün Amerika'ya yayılmıştır.

Terapi ve hipnoz alanında büyük değişiklikler sağlayan doktorun bu başarısı, birçok kişi tarafından mucize olarak nitelendirilmiş ve herkes onu büyük bir hayranlıkla izlemeye başlamış.

İnsanları şaşırtmayı çok seven Erikson'ın en çok uyguladığı alıştırmalardan biri "gökdelenede iğne aramak"tı. 

Bir tanıdığından veya bir hastasından herhangi bir gökdelene iğne saklamasını isterdi. Sonra iğneyi saklayan kişinin elini tutup iğneyi aramaya koyulurdu. Ericson, yanındaki kişinin elinde hissettiği en küçük titreşimden, iğneye yakın olup olmadığını anlardı.

Erikson, en fazla 10 dakika içinde, gökdelendeki bu iğneyi bulurdu. Bizim deyimimile, "samalıkta iğne aramak" onun en sevdiği şeydi.

Burada, özellikle tıp alanında çok ileri giden büyük bilgin İbni Sina' nın psikolojik hastalıklar konusunda uyguladığı şu tedavi metodu ister istemez akla geliyor:

Cürcan hükümdarının bir akrabası rahatsızlanır. İbni Sina'yı çağırırlar. İbni Sina, hastalıktan zayıflamış gencin nabzını tutar, idranını isteyip görür. Sonra "Bana bütün Cürcan havali ve mahallelerini tanıyan bir adam lazım" der. Bulup getirirler.

İbni Sina, hastanın nabzını tutup adama, "Cürcan'ın mahallelerini say" der. Adam, saymaya başlar. Bir mahallenin ismini duyunca, hastanın nabzına garip bir hareket olur. İbni Sina adama "Bu mahallenin sokaklarını say" der. Adam saymaya başlar. Bir isme gelince o hareket yine olur. Bunun üzerine İbni Sina, "Şimdi bana, o evde yaşayan insanların hepsinin isimlerini bilen biri lazım" der. O kişi de bulunur ve adam o evdeki kişilerin isimlerini tek tek saymaya başlar.

Bir ismi söyleyince, o hareket yine olur. O zaman büyük bilgin "Tamam" der ve oradakilere dönüp, "Bu genç, falan mahallede, filan sokaktaki filan isimli bir kıza aşıktır. İlacı da ona kavuşmaktır" der. Bu sözleri duyan hasta genç, utancından yorganı başına çeker. Oradakiler de sorunu anlar ve çözerler.

Yeniden Milton Ericson'a dönersek:

Herkes büyük bir hayranlıkla Milton Ericson'ı izlerken iki kişi onu farklı bir şekilde izliyordu. Üretken zekaya sahip bu iki bilgin, NLP'nin kurucuları Richard Bandler ve John Grinder'dan başkası değildi. İki bilgin başbaşa verip Erickson'un sırrını çözmeyi denediler ve bir varsayımla yola çıktılar.

"Eğer o bu sonuca ulaştısa, aynı yöntemi uygulayarak başka kişiler de bu yeteneği öğrenebilirler."

Ancak, burada anlatılmak istenen, sizin hiç kabiliyetiniz olmayan bir dalda yetenek geliştirmeniz değil, ilgi duyduğunuz ve başarabileceğiniz bir dalda, ulaşmak istediğiniz sonuçları gerçekleştirmiş olan kişilerin yaptığını yaparak aynı sonuçlara ulaşmış olmanızdır.

8.02.2012

DÜNYANIN EN ZENGİNLERİ


Üniversiteyi terk eden gençler, küçük bir garajda "GOOGLE" devini yarattılar.

        Türkiye' de hayatını kurtarmak isteyen gençler için "tek" adres üniversiteyi kazanmak olarak gösterilir. Küçük yaşta çalışmak istediği meslekler de buna göre şekillenmiştir. Doktor, mühendis, avukat vs... Üniversitelerin en yüksek puan isteyen bölümleri de bu meslek gruplarına aittir ve gelecek arayanların hücumuna uğrar. Türkiye'de gençlik yılları okul, dershane ve ev üçgeninde geçirilen saatlerce sınav hazırlığı ile geçer. Her yıl Forbes dergisi, dünyanın en zenginler listesini açıklar. Ancak ağzımız açık, hayranlıkla ve ilgiyle takip ettiğimiz zenginlerin hiçbirinin doktor, mühendis veya avukat olmaması birçoğumuzun dikkatine takılmaz. Onları başarılı kılan, yapmak istedikleri işin peşinden koşacak özgür bir alana sahip olmak ve girişimcilik ruhunu yakalamak.

Sergen Brin, Larry Pare ile Google'ı 24 yaşında kurdu. İnternet dünyasının Google kasırgası vuruyor. Google basit arayüzü ve hızlı sonuç getiren bir arama motoru olarak kurucularını milyarderler listesine sokuverdi.
Larry Page ve Sergen Brin, Stanford Üniversitesi'nde doktora çalışmalırında denedikleri arama yöntemi ile yola çıktılar. Doktora çalışmalarına ara verip bu fikrin peşinden koşan iki arkadaş kendilerine yatırım yapacakları işadamları aramaya başlarlar. Sun şirketi kurucularından Andy Bechtolsheim henüz ortada olmayan Google isimli şirkete 100 bin dolar yatırır. Öyle ki resmi anlamda Google şirketi olmadığı için çeki bankada nakde dönüştüremezler ve para bir çekmecede birkaç hafta beklemek zorunda kalır. Yatırımcılardan toplamda 1 milyon dolar toplamayı başaran Page ve Brin, Eylül 1998'de Kaliforniya'da bir arkadaşlarının garajlarında Google şirketini resmen kurarlar. Arama motoru olarak başlayan Google, kısa zamanda dev bir şirkete dönüşmeyi başardı. O kadar ki, kurulmasından 6 yıl sonra 2004 yılında Google'ın halka arz edilmesiyle Larry Page ve Sergen Brin, Microsoft kurucuları Bill Gates ve Paul Allen' dan daha hızlı milyarderler kulübüne katıldı. Şu an Larry Page ve Sergen Brin 32 yaşında ve her biri yaklaşık 13 milyar dolarlık bir servetleriyle dünya zenginler sıralamasında 12. ve 13. sıradaki yerlerini aldı. Google, arama motoru dışında birçok alanda faaliyet göstermeye devam ediyor.

Microsoft doğduğunda Bill Gates 20 yaşındaydı. 80'li yıllarda bilgisayarın hayatın her alanına girmesiyle teknoloji şirketlerinin isimleri, sahipleri kulaklarımıza aşina gelmeye başladı. Bu dünyanın ortak özelliklerine bakıldığında göze çarpan iki özellik var: Garaj veya üniversiteyi terk etmek... Bill Gates 50 milyar dolarlık serveti, Windows işletim sistemi ve Msn Messenger ile artık aileden biri. Peki, son 13 yıldır dünyanın en zengini unvanını kimseye bırakmayan bu adam 50 milyar doları kazanmaya nasıl başladı. Harvard Üniversitesi'nde hukuk okumak için girmesine rağmen özel ilgisi bilgisayar proğramcılığıdır. 1 ocak 1975 sayılı Popüler Elektronik dergisinde Altair8800 adlı blgisayarı görünce bunun için program göstermek istediğini bilgisayar üreticisine söyler. Ancak elinde ne bilgisayar vardır ne de göstermeyi taahhüt ettiği program. Bill Gates ve Paul Allen 8 haftada programı yazarlar ve Altair8800 firmasının üstündeki denemede başarılı olur. Bill Gates, Harvard'ı bırakır ve Altair8800 firmasının üretim yaptığı şehre taşınır, Microsoft'u kurar. Her ne kadar Bill Gates kadar ön plana çıkmasa da şirketin kurucu ortaklarından olan Paul Allen da Washington Eyalet Üniversitesi'ndeki eğitimini bırakarak Microsoft'un kurulmasını sağlar. Nitekim Bill Gates'in Harvard'ı bırakmasında Paul Allen'ın etkisi büyüktür. Allen, 22 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zenginleri arasında ilk 10'daki yerini korumaya devam edyor.

Garajda doğan YouTube 1,6 milyar dolara Google'a satıldı. Garajda kurulan şirketler listesinin son popüler örneği YouTube. Kullanıcılarının kendi çektikleri videoları paylaştığı bir site olan YouTube kurucusu ise 20'li yaşlarındaki 3 arkadaştan oluşuyor. 2005 yılında kurulan şirket, 2006 yılında TIME dergisi tarafından yılın icadı seçildi. YouTube hızla yükselen popülerliği sayesinde 9 Ekim 2006'da Google tarafından 1,6 milyar dolara satın alındı ve sahiplerini zenginler kulübüne dahil etti.

İPOD üreticisi Apple'ın patronu Steve Jops 21 yaşında yola çıktı. Her eve bilgisayar girme rüyası 1970'li yılların sonlarında Apple'ın kişisel bilgisayarının doğuşuyla hız kazandı. Renkli grafikleriyle ev kullanıcılarının ilgisini çekmeyi başaran Apple'ın kurucularından Steve Jops, Apple bilgisayarlarını ilk önce yatak odasında, burası küçük gelmeye başlayıncaevlerinin garajında üretmeye başladı. Jobs, Reed College'da bir dönem okuduktan sonra üniversiteyi bıraktı. Ruhsal aydınlanma aramak için Hindistana giden Jobs, dönüşte Hint kıyafetleri ve traş edilmiş kel kafası ile Atari bilgisayarda çalışmaya başladı. Kısa süre sonra da Apple-1 için çalışmalara başlayan Steve Jobs, 21 yaşında Apple Bilgisayar firmasını 1976 yılında kurdu. 25 yaşına geldiğinde 1980 yılında Apple'ı halka arz etti ve milyonerler dünyasına adım attı. Apple şirketi şu an iMac kişisel bilgisayarlarının ve iPod müzik çalarların üreticisi konumunda bulunuyor. Steve Jobs, 4.4 milyar dolarlık kişisel servetiyle milyarderler listesinde yer alıyor.

Michael Dell 19 yaşında Dell'in başına geçti. 80'li yıllarda yazılım alanında Microsoft ile Bill Gates'in adı duyulurken Apple ve IBM' e bilgisayar dünyasından yeni rakipler de doğmaya başladı. Bunarın arasından Dell bilgisayarları diğerlerinden pazarlama tekniği ile kendini ayırt ediyordu. Henüz 19 yaşında Texas Üniversitesi'nde okurken Dell bilgisayar şirketini kuran Michael Dell tüketicilere bilgisayarları bir mağaza aracılğıyla satmıyor, PC Limited dergisine verdiği ilanla müşterilere birebir ulaşmaya çalışıyordu. Bu strateji Dell bilgisayarlarının rakiplerine oranla daha ucuza mal olmasına ve kişilerin ihtiyaçlarına göre cevap vermesine imkan sağladı. İlk yıllarda 6 milyon dolar ciro yapan şirketin başarısı Dell'in üniversiteyi bırakıp tam zamanlı şirket yöneticiliğiyle sonuçlandı. 2004 yılında Dell dünyanın en çok kar eden bilgisayar üreticisi olarak 49 milyar dolar ciro ve 3 milyar dolar kar etti. Michael Dell 41 yaşında 17,1 milyar dolar kişisel servetiyle 2006 yılında en zengin 12, milyarderi unvanına sahip.

HAYATINIZI KUTLAYIN :))


Bu kadar sıkıntının içinde gülümsetecek ne var? Ne var hayatı yaşanır kılacak? Darbe üstüne darbe yediğimiz aşklar mı? Bir türlü bitmeyen borçlar mı? Hiçbiri!
Gülümsemek için tek bir sebep var, nefes alıyor olmak! Hayatınızı kutlayın çünkü onu kutlanmaya değer bulmazsanız, hayatın da sizinle bir ilgisi kalmayacaktır.
Aşk için, para için, aklınıza her ne geliyorsa onun için ilk ve en önemli şart nedir? Elbette yaşıyor olmak! Bu dünyadan göçüp gidenler için, arkasından dualar okuduğumuz ve andığımız insanlar için hangisinin önemi kaldı?
Bir ömür uzun gibi gelir, geçtikçe anlarsın dakikaların ne kadar sahtekar olduğunu. Yıllar geçer, döner bir bakarsın ki; boşuna harcamışsın zamanı. Hep daha çok var duygusu yerleşiktir aklına, yüreğine.. Bir tek insan, öleceğini bilmesine rağmen hiç ölmeyecek gibi davranmayı başarır.
O yüzden önce bu hayatı kutlamalıyız, nefes alışımızı, varlığımızı… Sonra sıralamada mutlu olmak için sahip olduklarımıza bakmak yer almalı.
Neden ayaklarımı yerden kesecek bir sevgilim yok? Neden arkadaşımın ki gibi zengin bir kocam yok? Neden çok iyi bir maaşım yok? Neden bilmem ne marka arabam yok? Neden yok?
Yok olana odaklanarak düşünen beyinlerin, var olanı algılaması ve mutluluk duyması zordur. Bakış açınızı değiştirin. Ne güzel sağlığınız yerinde; en azından şimdi bu yazıyı okuyabilecek kadar sağlıklısınız. Başkalarının sahip olmak için dua ettiği kim bilir nelere sahipsiniz?
Eğer yokluklara dönerseniz gözünüzü, karşınıza sonsuzluk çıkar. İnsan hep daha çok yoktur! O yüzden bırakın yokları, endişeleri, eksikleri; var olanlara bakın biraz, mutlu olun!
Evrenin sırrı bu işte! Bu kadar insan boşuna mı bağırıyor olumlu düşünün diye? Bugüne kadar yaptıklarınız işe yaramadığına göre, farklı şeyler denemenin zamanı geldi demektir..
Tecrübeyle sabittir! Eğer hayatınızda daha çok “var” istiyorsanız, daha az “yok” demelisiniz. Buna aşk dahildir! Hatta ilk sırada gelir…. Hayatınızda şu anda aşk olmaması, onun gelmeyeceği anlamına gelmez!
Siz var olmanın coşkusunu kutlayın, hayatı kutlayın, öyle yaşayın. Aşk, mutluluğun mimarıdır, nerede bir ışık görse, üstüne bir ışık da kendisi koymak için mutlaka gelir!

                                                                                                    
                                                                                                                      Candan Ünal

1.02.2012

BAŞARI İÇİN 7 ADIM


Günlük hayattaki en büyük sıkıntılarımızdan birini, hayatımızın farklı alanlarındaki işlerimizi ve sorumluluklarımızı dengelemeye çalışırken yaşıyoruz. İşimiz, kişisel ve sosyal ihtiyaçlarımız, ilişkilerimiz ve ailemizin ihtiyaçları arasında hayatımızı daha iyi idare etmek ve daha mutlu ve sağlıklı ilişkiler kurmak için denge kurmaya çalışıyoruz.
Bu esnada daha verimli ve başarılı olabilmek için öğrenmemiz, uygulamamız ve geliştirmemiz gereken bazı yöntemler var. Yazılarımda hep üzerinde durduğum bir nokta var biliyorsunuz: Aynı şeyleri yaparak farklı neticeler alamayız. Bu, hayatımızın farklı alanlarında uyumu yakalamak için de hatırlamamız gereken hususlardan biri.
O halde kendimizi başarıya yönlendirmek ve iş ve özel hayatımızda başarımızı devamlı kılmak için neler yapabiliriz gelin birlikte bakalım:
1. Günlük Planlama: Hani bir söz vardır, “planlamada başarısızsanız başarısızlığı planlarsınız” diye.. Günlük / haftalık / aylık / yıllık yol haritanızı yaparken planlı olmak hem nerde olduğunuzu görmek hem de hedeflerinizi tamamlamak açısından çok önemli.
Plan yapmanın çeşitli şekilleri var, ben kağıda yazmayı seviyorum mesela. Kimisi bilgisayarda bir ajanda tutmayı daha pratik buluyor. Nasıl bir metod izlerseniz izleyin planınızda hayatınızın farklı alanlarına dengeli bir şekilde yer verin ve hergün için ayrı bir plan yapın. Böylece ilk olarak bir önceki günün kalan işlerini bugüne kolayca taşıyabilirsiniz. Bundan sonra listenizdeki işleri 1-2-3 (1: çok acil , 2: acil, 3: acil değil) ya da A-B-C (A: çok önemli, B: önemli, C: önemli değil) şeklinde aciliyet ya da önem sırasına koyun. Herbir hedefinizin önceliğine ve bitiş tarihine göre listenizdeki işlerin hangilerinin tamamlanması gerektiğine bakın ve işe koyulun.
Hergünün sonunda neleri tamamladığınıza ve tamamlamadığınıza bakın. Bitmeyen işleri ertesi günün planına taşıyın ya da aynı işler uzunca bir süre bitmiyorsa neden bitmediğine bakın. Bilginiz tecrübeniz mi yetmiyor o işi yapmaya, ya da sevmediğiniz bir iş mi, erteleyebilir ya da bir başkasına yaptırabilir misiniz? Bunlara bakın ki aynı işi günler boyu listenizde tutup demotive olmayın..
Gün sonunda yaptıklarınız, başardıklarınız için kendinizi kutlamayı da listenize ekleyin :)
2. Günlük Törenleriniz Olsun: Japonya’daki işçilerin her sabah fabrikada toplu halde egzersiz yaptıklarını duymuşsunuzdur. Günlük alışkanlıklar ya da ritüeller yapabileceğinizin en iyisini yapma yolunda size yardım eder. Kimimiz güne yürüyüşle başlar, kimi kahvaltısını yaparken müzik dinler, kimi eşini öpmeden evden çıkmaz, kimi meditasyon yapar ya da dua eder. Bunlardan birini ya da o gün sizin enerjinizi yükseltecek, motive edecek, yaratıcılığınızı ve verimliliğinizi artıracak başka bişeyler yapın. Hatırlayın, merkezde siz varsınız, diğer herşey ve herkes sizin etrafınızda dengeli bir şekilde yer almalı..
Siz güne hangi törenle başlıyorsunuz?

3. Herşeyin Bir Zamanı Var: Şöyle hızlıca bi mesajlarıma bakayım deyip bilgisayarın başına oturup 2 saat geçirdiğiniz ve bu arada da aramanız gereken kişiyi aramayı unuttuğunuz oluyor mu? Günlük planınızı yaparken her iş için bir de süre yazın. Bu, yaptığınız işe odaklanmanızı ve süreye sadık kalmanızı sağlar. Ayrıca da sürenin yetmediğini görürseniz gelecek seferlerde ona göre süreyi ayarlayabilirsiniz. Hatta gerekiyorsa bunun için çalar saat bile kullanabilirsiniz :)
Genellikle erkekler bir anda bir işe odaklanırken, kadınlar aynı anda 4-5 işi birden yapmaya çalışırlar. Bu da gün sonunda hepsine başlanmış ama bitirilememiş bir sürü iş demektir. Tanıdık geliyor mu? Listenizdeki işlerin sırasına ve süresine sadık kalın.. İnanın işe yarıyor..
4. Temel İhtiyaçlarınız Karşılanıyor mu? Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisini bilirsiniz. Der ki, en alt seviyedeki temel ihtiyaçlarımız karşılandığı zaman, bir üst sıradaki ihtiyaçlarımıza yöneliriz. Keyfinizin yerinde olmadığı, yorgun olduğunuz, yeteri kadar uyumadığınız ya da yemediğinizde başınızın ağrıdığı zamanları düşünün. Maslow’a göre yapacaklarınızı en iyi şekilde yapabilmeniz için öncelikle bunların karşılanması gerekiyor. Temel fizyolojik (yeme, içme, nefes alma, uyuma) ve güvenlik (can ve malın korunması) ihtiyaçlarınız karşılanacak ki başkaları (aile, iş arkadaşları, eş / sevgili, çocuklar) yeterli ve dengeli bir şekilde yerlerini alsınlar.
5. Molalarınız Yeterli mi? Gün boyunca sürekli oturmuyoruz, yürüyor, koşuyor, çeşitli fiziksel aktiviteler yapıyoruz. Bedenimizin olduğu kadar beynimizin ve zihnimizin de yeni fikirler üretmek, yaratıcı olmak için fiziksel aktiviteye ihtiyacı var. Bedensel ve zihinsel olarak dinç olmak ve tazelenmek için saatte bir mola verip dışarda temiz hava alın, kol ve bacaklarınızı esnetin. Zamanı etkili şekilde kullanmak için günlük planınızda molalara da yer verin.
6. Kendinizle Konuşun: Aslında tüm çözümlerin içinizde olduğunu biliyorsunuz değil mi? İçinizdeki sese kulak verin ve onu hedefinize ulaşmada yapıcı olacak şekilde kullanın.
7. Öğrenmenin Sonu Yok: Her an yeni bişeyler öğreniyoruz, yaşadığımız herşeyden ders alıyoruz. Başarılı olmak için önemli bir ipucu başarısız olduğunuzda yaptıklarınızı yapmamaktır. Bundan iyi öğrenme olur mu? Öğrendikçe gelişiyoruz, hem hayatımız zenginleşiyor hem de bilgeliğimizi başkalarıyla paylaştığımız için dünya güzelleşiyor. Okuyun, CD’ler – radyo programları dinleyin, seminerlere katılın, bir koçla çalışın.. Düşünme / planlama / deneme aşamalarından geçtiniz artık, YAPın… Ve şunu da lütfen hep hatırlayın: Şu ana kadar olmadığınız insan olmak için, şu ana kadar yapmadığınız bişeyler yapmanız lazım..
“Hayatımı sadece ben değiştirebilirim. Bunu benim yerime bir başkası yapamaz.” Carol Burnett